free kick
/fɹˈiː kˈɪk/
isim
serbest vuruş
Futbol, ragbi ve benzeri top sporlarında, rakip takımın direnişi olmadan topa vuruş yapılmasıyla oyunun yeniden başlatılması yöntemi
"The free kick goes over the wall and into the goal."Serbest vuruş duvarın üzerinden geçerek kaleye girer.
punt
/ˈpənt/
isim
punt
Topun elde tutulup yere düşmeden önce tekmeyle uzağa gönderildiği vuruş tekniği
"The punter kicks a high punt downfield."Punter, sahada yüksek bir punt atar.
place kick
/plˈeɪs kˈɪk/
isim
yer vuruşu
Topun yere konularak tekmeyle gönderildiği, Amerikan futbolu ve ragbide yaygın olarak kullanılan vuruş biçimi
"The place kick attempts a field goal."Yer vuruşu bir saha golü denemesi olarak yapılır.
assist
/əˈsɪst/
isim
asist
Bir oyuncunun takım arkadaşının sayı veya gol atmasını sağlayan pas veya hareket
"The forward scores after a perfect assist."Forvet, mükemmel bir asist sonrası gol attı.
goalkeeping
/ɡˈoʊlkiːpɪŋ/
isim
kalecilik
Futbol veya hokey gibi sporlarda rakip takımın gol atmasını engelleyerek takımın kalesini savunma eylemi
"Goalkeeping is a very important skill."Kalecilik çok önemli bir beceridir.
goal line
/ɡˈoʊl lˈaɪn/
isim
gol çizgisi
Futbol, Amerikan futbolu ve ragbi gibi sporlarda, oyun sahası ile kale alanını ayıran çizgi
"The ball crosses the goal line for a touchdown."Top, gol çizgisini geçerek touchdown oldu.
fielding
/ˈfiɫdɪŋ/
isim
saha savunması
Kricket ya da beyzbol gibi sporlarda, vuruş sonrası topu yakalama, durdurma ve koşuları engellemek için geri gönderme eylemi
"Good fielding stops runs."Saha savunması hızlı refleksler ve güçlü bir kol gerektirir.
touchline
/tˈʌtʃlaɪn/
isim
kenar çizgisi
Futbol veya ragbi sahasının yan tarafında bulunan, oyunun sınırını belirleyen çizgi
"The ball goes out of play over the touchline."Top, kenar çizgisinin üzerinden çıkınca oyun durur.
fast break
/fˈæst bɹˈeɪk/
isim
hızlı hücum
Basketbol ve benzeri sporlarda, savunma henüz yerleşmeden topu hızlıca ilerleterek sayı elde etmeye çalışan atak hamlesi
"The fast break leads to an easy basket."Hızlı hücum, kolay bir basketle sonuçlandı.
dribble
/ˈdɹɪbəɫ/
isim
top sürme
Oyuncunun topa hafif dokunuşlar, tekmeler ya da itmelerle topu kontrol altında tutarak ilerlemesi.
"Good dribble skill."İyi bir top sürme tekniği.
throw-in
/θɹˈoʊˈɪn/
isim
taç atışı
Futbol ve benzeri sporlarda, bir oyuncunun topu yan çizgiden oyuna geri attığı yeniden başlatma yöntemi.
"The referee gave a throw-in."Hakem bir taç atışı verdi.
volley
/ˈvɑɫi/
fiil
voley
Topun yere değmeden önce, genellikle hızlı ve kontrollü bir vuruşla oyuna yön verilmesi.
"He volleyed the ball over the net."O, topu fileyi aşacak şekilde voley yaptı.
shotmaking
/ʃˈɑːtmeɪkɪŋ/
isim
atış yeteneği
Golf, tenis veya basketbol gibi sporlarda isabetli ve etkili atışlar yapabilme becerisi.
"His shotmaking is excellent."Onun atış yeteneği fadeaway ve floater atışlarını da içeriyor.
strike rate
/stɹˈaɪk ɹˈeɪt/
isim
vuruş oranı
Bir vurucunun karşılaştığı her 100 top başına attığı ortalama koşu sayısı.
"The batter's strike rate is high."Vurucunun vuruş oranı yüksek.
loose ball
/lˈuːs bˈɔːl/
isim
serbest top
Kontrolsüz bir şekilde sahada dolaşan ve herhangi bir oyuncunun alabileceği top.
"The scrappy loose ball is recovered by the defense."Sahadaki serbest top savunma tarafından toplandı.
half-volley
/hˈæfvˈɑːli/
isim
yarı voley
Topun sekmesinin hemen ardından yapılan atış.
"The tennis player hits a half-volley after the bounce."Tenisçi sekmeden hemen sonra bir yarı voley yaptı.
give-and-go
/ɡˈɪvændɡˈoʊ/
isim
pas-ver ve koş
Bir oyuncunun topu takım arkadaşına paslayıp hemen yeni bir konuma hareket ederek dönüş pasını alması taktiği.
"The give-and-go passes the ball and moves forward."Pas-ver ve koş taktiğiyle top paslanır ve ileriye doğru hareket edilir.
short pass
/ʃˈɔːɹt pˈæs/
isim
kısa pas
Aynı takım oyuncuları arasında yakın mesafede ve hızlı bir şekilde yapılan top transferi.
"The short pass keeps possession."Kısa pas topa sahip olmayı sürdürür.
follow-through
/fˈɑːloʊθɹˈuː/
isim
takip hareketi
Topa bir raket, sopa ya da çubukla vurduktan sonra devam eden hareket.
"The follow-through improves accuracy."Takip hareketi isabeti artırır.
zone defense
/zˈoʊn dɪfˈɛns/
isim
bölge savunması
Oyuncuların belirli bir rakibi değil, önceden belirlenmiş bir alanı savunduğu strateji.
"The zone defense protects the paint."Bölge savunması boyayı (paint) korur.
mishit
/mɪshˈɪt/
isim
yanlış vuruş
Topu ya da nesneyi hatalı ya da isabet dışı bir şekilde vurma eylemi.
"The mishit went wide."Yanlış vuruş, topu kalecinin yönüne zayıf bir şekilde gönderir.
pump fake
/pˈʌmp fˈeɪk/
isim
sahte şut
Basketbol ve Amerikan futbolunda, savunmacıyı yanıltmak için oyuncunun şut ya da pas yapıyormuş gibi davranması.
"The pump fake makes the defender jump."Sahte şut, savunmacının zıplamasına neden olur.
Jokgu
/dʒˈɑːkɡuː/
isim
jokgu
Kore kökenli, futbol ve voleybol unsurlarını birleştiren, futbol topuna benzeyen bir top ile oynanan spor.
"Jokgu is a Korean sport."Jokgu, Koreye özgü bir ayak voleybol oyunudur.
kabaddi
/kæbˈædi/
isim
kabaddi
İki takımın karşılıklı olarak nefesini tutup rakipleri dokunmaya çalıştığı geleneksel Hint sporu.
"Kabaddi is an Indian sport."Kabaddi, rakipleri dokunurken nefes tutmayı gerektirir.
lateral pass
/lˈæɾɚɹəl pˈæs/
isim
yandan pas
Genellikle futbol ya da ragbide, topun yan ya da geriye doğru bir takım arkadaşına verilmesi.
"The lateral pass goes sideways or backward."Yandan pas, topu yana ya da geriye doğru gönderir.