Tavsiye ve Karar: İngilizce Kelimeler ve Türkçe Anlamları

Tavsiye ve Karar konusundaki 33 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.

33 kelime Toefl Advanced İngilizce Kelimeleri
commend /kəˈmɛnd/ fiil

takdir etmek

Birini veya bir şeyi olumlu biçimde anmak ve uygunluğunu önermek

"I commend you for your hard work."Sıkı çalışmanızı takdir ederim.

deliberate /dɪˈɫɪbɝˌeɪt/ fiil

müzakere etmek

bir karar vermeden önce bir şey hakkında dikkatlice düşünmek ve onu değerlendirmek.

"The jury will deliberate before reaching a verdict."Jüri karar vermeden önce müzakere edecek.

edify /ˈɛdəˌfaɪ/ fiil

aydınlatmak

Birini entelektüel veya ahlaki açıdan gelişmesine yardımcı olmak

"Good literature can edify the reader."İyi edebiyat okuyucuyu aydınlatabilir.

enjoin /ˌɛnˈdʒɔɪn/ fiil

emretmek

Birine emir vererek veya talimat vererek bir şey yapmasını söylemek.

"The judge enjoined the company from polluting."Yargıç şirkete kirlilik yapmamayı emretti.

expostulate /ɛkspˈɑːstuːlˌeɪt/ fiil

itiraz etmek

Birine veya bir şeye karşı şiddetli biçimde tartışmak, onaylamamak veya katılmamak

"He expostulated against the unfair decision."Haksız karara karşı itiraz etti.

heed /ˈhid/ fiil

dikkat etmek

Öğütlere veya bir uyarıya dikkat etmek.

"Heed my warning before it is too late."Çok geç olmadan uyarımı dikkate al.

remonstrate /ɹˈɛmənstɹˌeɪt/ fiil

itiraz etmek

Bir şeye karşı argüman sunmak ve anlaşmazlığını veya itirazını dile getirmek.

"She remonstrates with him about his bad habits."Kötü alışkanlıkları hakkında ona itiraz ediyor.

opt /ˈɑpt/ fiil

tercih etmek

Bir şeyi başka bir şeye tercih ederek seçmek

"You can opt for home delivery."Ev teslimatını tercih edebilirsiniz.

procrastinate /pɹəˈkɹæstəˌneɪt/ fiil

ertelemek

Yapılması gereken bir işi sürekli daha sonraya bırakmak, ertelemek

"Do not procrastinate on important tasks."Önemli işleri erteleme.

consultancy /kənˈsəɫtənsi/ isim

danışmanlık

Belirli bir alanda profesyonel tavsiye verme uygulaması

"McKinsey & Company is one of the world's most powerful consultancy firms."McKinsey & Company dünyanın en güçlü danışmanlık firmalarından biridir.

disincentive /ˌdɪsɪnˈsɛntɪv/ isim

teşvik kırıcı

Bir şeyi yapma isteğini azaltan şey.

"High taxes can be a disincentive to work harder."Yüksek vergiler, daha çok çalışmayı teşvik kırıcı olabilir.

mentor /ˈmɛnˌtɔr/ isim

rehber

Daha az deneyime sahip kişilere yardım eden güvenilir ve deneyimli kişi

"My mentor is wise."Rehberim iyi tavsiyeler verdi.

mentee /mˈɛntiː/ isim

menti

Bir mentörün gözetiminde tavsiye veya eğitim alan kişi.

"The mentee learned a lot from her experienced mentor."Menti, deneyimli mentöründen çok şey öğrendi.

volition /voʊˈɫɪʃən/ isim

kendi isteği

İrade kullanarak karar verme yetisi

"She acted of her own volition."Kendi isteğiyle hareket etti.

ambivalent /æmˈbɪvəɫənt/ sıfat

ikircikli

bir şeye ya da birine karşı çelişkili görüş ya da duygular beslemek

"I feel ambivalent."Kendimi ikircikli hissediyorum.

fuzzy /ˈfəzi/ sıfat

tüylü

Genellikle yumuşak bir doku veren, ince kısa tüylerle veya liflerle kaplı.

"The blanket is fuzzy."Battaniye tüylü.

incisive /ˌɪnˈsaɪsɪv/ sıfat

keskin

karmaşık konuları çabuk kavrayabilen ve net, içgörülü bakış açıları sunabilen

"Her comment is incisive."Yorumları çok keskin.

indeterminate /ˌɪndɪˈtɝmɪnɪt/ sıfat

belirsiz

kesin olarak bilinmeyen, ölçülmeyen veya belirtilmeyen

"The result is indeterminate."Sonuç belirsiz.

inexpedient /ˌɪnɛkspˈiːdiənt/ sıfat

uygunsuz

pratik olmayan, elverişsiz ve tavsiye edilmeyen

"The move was inexpedient."Bu hamle uygunsuzdu.

irresolute /ɪɹˈɛzəlˌuːt/ sıfat

kararsız

ne yapacağı konusunda tereddütlü ve emin olmayan

"He is irresolute."O çok kararsız.

unanimous /juˈnænəməs/ sıfat

oybirliğiyle

(bir grup içinde) tamamen aynı fikirde olmak

"The vote was unanimous."Oylama oybirliğiyle sonuçlandı.

undisputed /ˌəndɪˈspjutɪd/ sıfat

tartışmasız

Şüphe ya da itiraz olmaksızın doğru ya da gerçek kabul edilen.

"He is the undisputed champion."O, tartışmasız şampiyondur.

admonish /ædˈmɑnɪʃ/ fiil

uyarmak

Bir kişiye belirli bir eylemi yapması için güçlü bir şekilde tavsiye etmek

"The teacher admonished the noisy student."Öğretmen gürültü yapan öğrenciyi uyardı.

contemplate /ˈkɑntəmpleɪt/ fiil

düşünmek

Bir şeyi bir olasılık olarak göz önünde bulundurmak veya üzerine düşünmek

"She contemplated her future career options."Gelecekteki kariyer seçeneklerini düşündü.

hustle /ˈhəsəɫ/ fiil

ikna etmek

birini bir şeyi yapmaya ikna etmek veya zorlamak

"Hustle him to go."Gitmesi için onu ikna et.

proffer /ˈpɹɑfɝ/ fiil

teklif etmek

bir açıklama, tavsiye ya da görüş sunmak

"She proffers her help to the elderly neighbor."Yaşlı komşusuna yardımını teklif eder.

waver /ˈweɪvɝ/ fiil

tereddüt etmek

Belirsizlik nedeniyle geri durmak ve tereddüt etmek.

"He did not waver."O tereddüt etmedi.

resolve /riˈzɑlv/ fiil

karar vermek

Kararlılıkla bir karar vermek

"I resolve to try."Denemeye karar veriyorum.

sermon /ˈsərmən/ isim

vaaz

Uzun bir sohbet sırasında verilen ahlaki tavsiye.

"He gave a sermon."Bir vaaz verdi.

steer /stɪr/ isim

yönlendirme

Potansiyel bir fırsatı veya eylem planını gösteren bir işaret, tavsiye veya gösterge.

"He gave good steer."İyi yönlendirme verdi.

veto /ˈviˌtoʊ/ isim

veto

bir öneri veya tedbirin onaylanmasını engelleyen bir oy veya resmi karar

"The veto stopped the bill."Veto tasarıyı durdurdu.

fuzzy /ˈfəzi/ sıfat

bulanık

Kafası karışık ve net düşünemeyen

"I feel fuzzy."Bulanık hissediyorum.

indeterminate /ˌɪndɪˈtɝmɪnɪt/ sıfat

belirsiz

tam olarak bilinmeyen, ölçülmemiş ya da kesin olarak belirtilmemiş

"The exact number is indeterminate."Cümle belirsiz.

Bu listedeki 33 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

Toefl Advanced İngilizce Kelimeleri — Konular