İkna ve Anlaşma: İngilizce Kelimeler ve Türkçe Anlamları

İkna ve Anlaşma konusundaki 37 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.

37 kelime Toefl Advanced İngilizce Kelimeleri
accede /ækˈsid/ fiil

kabul etmek

bir istek, teklif, talep vb. gibi bir şeyi kabul etmek

"She acceded to his request."Kral tahta çıktı.

acquiesce /ˌækwiˈɛs/ fiil

razı olmak

bir şeyi itiraz etmeden isteksizce kabul etmek

"She acquiesced to their demands reluctantly."Taleplerine isteksizce razı oldu.

bespeak /bɪˈspik/ fiil

göstermek

Bir şeyi belirtmek veya göstermek.

"His smile bespeaks happiness."Gülümsemesi mutluluk gösteriyor.

countenance /ˈkaʊntənəns/ fiil

onaylamak

Genellikle kabul edilemez veya hoş bulunmayan bir şeye razı olmak ve karşı çıkmamak.

"I will not countenance such rude behavior."Böyle kaba davranışları onaylamayacağım.

demur /dɪˈmɝ/ fiil

çekinmek

Anlaşmazlığını, reddini veya isteksizliğini ifade etmek.

"She demurs when asked to lead the group."Gruptan liderlik etmesi istendiğinde çekiniyor.

entice /ɪnˈtaɪs/ fiil

cezbetmek

Birini genellikle çekici bir şey sunarak belirli bir şey yapması için ikna etmek

"The sale enticed many shoppers to the store."İndirim mağazaya birçok alıcıyı cezbetti.

moot /ˈmut/ fiil

tartışmak

Bir konuyu veya soruyu tartışma için gündeme getirmek.

"Let's moot this point."Bu noktayı tartışalım.

nobble /nˈɑːbəl/ fiil

ayartmak

birini tehdit ederek veya para vererek istediğini yapmaya ikna etmek

"They tried to nobble him."Onu ayartmaya çalıştılar.

prevail on /pɹɪvˈeɪl ˈɑːn/ fiil

ikna etmek

Birini bir şey yapması için ikna etmek ve rızasını almak

"She prevailed on him to change his mind."Onu fikrini değiştirmeye ikna etti.

rescind /ɹiˈsɪnd/ fiil

iptal etmek

Bir yasayı, kararı, anlaşmayı vb. resmi olarak iptal etmek

"The company rescinded the job offer."Şirket iş teklifini iptal etti.

bellicose /ˈbɛɫəˌkoʊs/ sıfat

savaşçı

Savaş, kavga ya da tartışma başlatmaya istekli olma durumu.

"The general is bellicose."General oldukça savaşçıdır.

pugnacious /pəɡˈnæʃɪs/ sıfat

kavgacı

Kavga ya da tartışma başlatmaya hevesli olma.

"The pugnacious man argued."Kavgacı köpek yüksek sesle havladı.

tacit /ˈtæsɪt/ sıfat

örtülü

Sözlü olarak ifade edilmeden, ima yoluyla anlaşılan.

"There was a tacit agreement."Aralarında örtülü bir anlaşma vardı.

uncontentious /ʌnkəntˈɛnʃəs/ sıfat

tartışmasız

Tartışma yaratma ihtimali düşük olan.

"The topic is uncontentious."Konu tartışmasızdır.

abrogation /ˌæbɹəˈɡeɪʃən/ isim

fesih

Bir yasa, anlaşma vb.’nin resmi olarak ortadan kaldırılması eylemi.

"Abrogation of treaty."Antlaşmanın feshi.

connotation /ˌkɑnəˈteɪʃən/ isim

yan anlama

Bir kelime ya da ifadenin, sözlük anlamının ötesinde ima ettiği duygu, düşünce ya da çağrışım.

"The word has connotation."Bu kelimenin yan anlama taşıdığını söyleyebiliriz.

blandishments /ˈbɫændɪʃmənts/ isim

tatlı dilli ikna

Birini bir şey yapmaya ikna etmek amacıyla yapılan iltifat ya da cazip sözler.

"His blandishments failed."O, onun tatlı dilli iknalarını görmezden geldi.

complaisance /kəmplˈeɪsəns/ isim

uyumlu tavır

Başkalarının isteklerine kolayca razı olma ve görüşlerini kabul etme eğilimi.

"His complaisance made him easy to work with."Onun uyumlu tavırı, birlikte çalışmasını kolaylaştırdı.

divergence /daɪˈvɝdʒəns/, /dɪˈvɝdʒəns/ isim

sapma

İlgi, görüş, düşünce vb. yönündeki farklılık

"Divergence in their opinions."Yol iki yönlü bir sapma gösteriyor.

harangue /hɝˈæŋ/ isim

nutuk

İkna etmek veya eleştirmek amacıyla yapılan, yüksek sesli, güçlü ve duygusal bir konuşma veya ders.

"The angry man delivered a long harangue."Kızgın adam uzun bir nutuk çekti.

temptation /tɛmˈteɪʃən/ isim

günah

Özellikle uygunsuz veya aptalca bir şeyi yapma veya sahip olma isteği.

"Strong temptation resisted."Güçlü günaha direndi.

ratification /ˌɹætəfəˈkeɪʃən/ isim

onaylama

Bir anlaşmayı imzayarak ya da oy vererek geçerli kılma eylemi.

"The treaty awaits ratification by the senate."Antlaşma senatonun onaylamasını bekliyor.

approbation /ˌæpɹəˈbeɪʃən/ isim

tasvip

Resmi onay ya da kabul.

"The crowd showed its approbation with loud applause."Kalabalık, tasviplerini yüksek alkışlarla gösterdi.

unanimity /ˌjunəˈnɪməti/, /ˌjunəˈnɪmɪti/ isim

oybirliği

Tüm tarafların bir konu üzerinde tamamen aynı fikirde olduğu durum.

"The jury reached unanimity."Jüri oybirliğine ulaştı.

feuding /ˈfjudɪŋ/ isim

kan kavgası

İnsanlar arasında uzun süre süren keskin anlaşmazlıklar

"Family feuding continued."Aile içindeki kan kavgası devam etti.

fray /ˈfɹeɪ/ isim

kargaşa

Birçok kişinin karıştığı yüksek sesli, düzensiz kavga ya da çarpışma

"The crowd entered the fray."Kargaşaya katıl.

impasse /ˈɪmˌpæs/, /ˌɪmˈpæs/ isim

çıkmaz

Karşıt tarafların anlaşmaya varamadığı zor durum

"The negotiations reached an impasse."Görüşmeler bir çıkmaza ulaştı.

schism /ˈskɪzəm/ isim

bölünme

İnanç ya da görüş farklılıkları nedeniyle bir grup içinde oluşan ayrılık

"The schism divided the church."Bölünme kiliseyi ikiye ayırdı.

vendetta /vɛnˈdɛtə/ isim

intikam savaşı

Geçmişteki olaylar nedeniyle tarafların birbirinin üyelerini öldürmeye çalıştığı şiddetli çekişme

"He carried out a personal vendetta against his neighbor."Komşusuna karşı kişisel bir intikam savaşı yürüttü.

advance /ədˈvæns/ fiil

iler sürmek

tartışma için bir fikir veya teori önermek

"Can you advance a theory?"Bir teori ileri sürebilir misin?

insinuate /ˌɪnˈsɪnjueɪt/ fiil

ima etmek

Kurnazca manipülasyonla kendini veya bir şeyi yavaş yavaş belirli bir yere veya konuma getirmek.

"He will insinuate."İma edecek.

prompt /prɑmpt/ fiil

teşvik etmek

Birini bir şey yapmaya veya söylemeye cesaretlendirmek

"The question prompted a thoughtful response."Soru düşünceli bir yanıtı teşvik etti.

rupture /ˈrəpʧər/ fiil

koparmak

bir anlaşmanın veya ilişkinin ihlal edilmesine neden olmak

"He will rupture the deal."Anlaşmayı koparacak.

coaxing /ˈkoʊksɪŋ/ sıfat

ikna edici

Nazik bir şekilde ikna edici.

"She used a coaxing tone."İkna edici bir ton kullandı.

indicative /ˌɪnˈdɪkətɪv/ sıfat

gösterge niteliğinde

Bir şeyin açık bir işareti ya da sinyali olarak hizmet eden.

"The symptom is indicative."Belirti gösterge niteliğindedir.

exhortation /ˌɛɡˌzɔɹˈteɪʃən/ isim

özendirme

Birine bir şeyi yapması için yoğun bir şekilde ikna etmeye çalışma eylemi.

"The coach's exhortation motivated the team."Koçun özendirmesi takımı motive etti.

skirmish /ˈskɝmɪʃ/ isim

çapraz çatışma

Özellikle rakipler arasında kısa süren bir siyasi tartışma ya da kavgadır

"A political skirmish occurred."İki ordu arasında sınırda kısa bir çapraz çatışma çıktı.

Bu listedeki 37 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

Toefl Advanced İngilizce Kelimeleri — Konular