Alışveriş: İngilizce Kelimeler ve Türkçe Anlamları

Alışveriş konusundaki 31 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.

31 kelime Toefl Advanced İngilizce Kelimeleri
bargain /ˈbɑrɡɪn/ fiil

pazarlık yapmak

Daha iyi bir anlaşma, fiyat vb. elde etmek için sözleşme, satış gibi koşulları görüşmek

"You should bargain for a better price."Daha iyi bir fiyat için pazarlık yapmalısın.

barter /ˈbɑrtɚ/ fiil

takas

para kullanmadan mal veya hizmet değiş tokuz etme

"People barter goods without using money."İnsanlar para kullanmadan mal takası yaparlar.

haggle /ˈhæɡəɫ/ fiil

pazarlık yapmak

genellikle mal ya da hizmet fiyatı üzerinde anlaşma sağlamak için pazarlık yürütmek

"Haggle over the price at the market."Pazarda fiyat üzerinde pazarlık yapın.

shortchange /ʃˈɔːɹttʃˈeɪndʒ/ fiil

eksik para vermek

Borçlu olunan paradan daha az para vererek birini aldatmak.

"The cashier shortchanged me by five dollars."Kasiyer bana beş dolar eksik para verdi.

complimentary /ˌkɑmpɫəˈmɛntɝi/ sıfat

ücretsiz

Ücret alınmadan sağlanan, verilen.

"The drinks are complimentary."İçecekler ücretsiz.

exorbitant /ɪɡˈzɔɹbɪtənt/ sıfat

aşırı yüksek

(fiyatlar hakkında) makul olmayan şekilde veya son derece yüksek

"The price is exorbitant."Fiyat aşırı yüksek.

gratis /ˈɡɹætəs/ zarf

ücretsiz

Hiçbir ücret ödemeden sağlanan.

"The drinks were provided gratis."İçecekler ücretsiz olarak verildi.

markup /ˈmɑɹˌkəp/ isim

fiyat farkı

Bir şeyin fiyatına genel giderleri ve karı karşılamak için eklenen miktar.

"The markup was high."Fiyat farkı yüksekti.

spree /ˈspɹi/ isim

çılgın harcama

Kısa bir sürede kontrolsüz ve aşırı bir şekilde yapılan bir etkinlik, özellikle para harcama.

"The shopping spree lasted all day."Alışveriş çılgın harcaması bütün gün sürdü.

boutique /buˈtik/ isim

butik

Moda kıyafet ya da aksesuarların satıldığı küçük dükkan

"She opened a small boutique."Küçük bir butik açtı.

delicatessen /ˌdɛɫɪkəˈtɛsən/ isim

delicatessen

Soğuk et, peynir, salata gibi yüksek kaliteli, hazır tüketilebilen yiyeceklerin satıldığı dükkan ya da mağaza bölümü.

"He ordered a sandwich from the delicatessen."Delicatessen’den bir sandviç sipariş etti.

emporium /ˌɛmˈpɔɹiəm/ isim

emporium

Çeşitli ürünlerin satıldığı büyük perakende mağazası; aynı zamanda belirli bir ürün grubunun satıldığı dükkan.

"The department store was a huge emporium of goods."Büyük mağaza, ürünlerin devasa bir emporiumuydu.

kiosk /ˈkiːˌɑsk/ isim

kiosk

gazete, dergi vb. ürünlerin açık bir ön taraftan satıldığı küçük dükkan

"Buy a paper at the kiosk."Kiosktan bir gazete al.

laundromat /ˈɫɔndɹəˌmæt/ isim

çamaşırhane

Müşterilerin bozuk para karşılığında yıkama ve kurutma makinelerini kullanabildiği tesis.

"She washes clothes at the laundromat."Kıyafetlerini çamaşırhanede yıkıyor.

off-licence /ˈɔflˈaɪsəns/ isim

alkol marketi

Alkol içkilerini paket olarak satın alıp başka bir yerde tüketmek üzere satan dükkan.

"She bought a bottle of wine at the off-licence."Alkol marketinden bir şişe şarap aldı.

pawnshop /ˈpɔnˌʃɑp/ isim

rehin dükkanı

Kişinin bir eşyasını teminat olarak bırakarak kredi aldığı, geri ödenmezse eşyanın satılabildiği dükkan.

"He sold his guitar at the pawnshop."Gitarını rehin dükkanına sattı.

plaza /ˈpɫæzə/, /ˈpɫɑzə/ isim

plaza

Kuzey Amerika’da yaygın olan, içinde çeşitli mağazaların bulunduğu alışveriş kompleksi.

"We went to the plaza."Otel, ana plaza içinde konumlanmış.

precinct /ˈpɹiˌsɪŋk/, /ˈpɹiˌsɪŋkt/ isim

yaya bölgesi

bir şehir veya kasabada trafiğe kapalı bir ticari alan

"The precinct has many shops."Yaya bölgesinde çok sayıda dükkan var.

slopshop /slˈɑːpʃɑːp/ isim

ucuz hazır giyim dükkanı

Uygun fiyatlı, hazır kesim kıyafetlerin satıldığı mağaza.

"He bought cheap work pants at the slopshop."Ucuz hazır giyim dükkanından iş pantolonu aldı.

proprietor /pɹəˈpɹaɪətɝ/ isim

işletme sahibi

Bir mülk ya da işletmenin sahibi olan kişi.

"The proprietor closed the store early."İşletme sahibi mağazayı erken kapattı.

wet market /wˈɛt mˈɑːɹkɪt/ isim

ıslak pazar

Taze et, balık, meyve ve sebzelerin satıldığı, özellikle Asya’da yaygın olan pazar.

"Visit wet market."Islak pazarı ziyaret edin.

wholesale /ˈhoʊlˌseɪl/ isim

toptan satış

Malların işletmelere düşük fiyatla büyük miktarlarda satılması süreci veya faaliyeti.

"They buy products wholesale and sell them retail."Ürünleri toptan alıp perakende olarak satıyorlar.

toiletries /ˈtɔɪɫətɹiz/ isim

kişisel bakım ürünleri

Sabun, diş macunu ve şampuan gibi, bir kişinin vücudunu yıkamak ve bakımını yapmak için banyoda kullanılan ürünler.

"Pack your toiletries bag."Kişisel bakım ürünleri çantanı paketle.

white goods /wˈaɪt ɡˈʊdz/ isim

beyaz eşya

Çamaşır makinesi, buzdolabı gibi büyük elektrikli ev aletleri.

"White goods store."Beyaz eşya mağazası.

denomination /dɪˌnɔməˈneɪʃən/ isim

denominasyon

değer birimi, özellikle parasal değer.

"What is the denomination?"Ne kadar?

token /ˈtoʊkən/ isim

jeton

para yerine ödeme ya da bazı makineleri çalıştırmak için kullanılan kağıt ya da metal/plastik parça

"Use this token."Bu jetonu kullanın.

voucher /ˈvaʊʧɚ/ isim

kupon

Alışverişte para yerine kullanılabilen ya da indirim sağlamak amacıyla verilen dijital kod ya da basılı belge.

"She used a voucher to get twenty percent off."Yüzde yirmilik indirim için kupon kullandı.

bodega /boʊˈdeɪɡə/ isim

bodega

(ABD’de) özellikle İspanyolca konuşan bir nüfusun yaşadığı mahallelerde bulunan küçük bakkal.

"I bought coffee at the corner bodega."Köşedeki bodega’dan kahve aldım.

parlor /ˈpɑɹɫɝ/ isim

salon

Belirli mal veya hizmetler sunan bir dükkan veya işletme.

"Beauty parlor is open."Güzellik salonu açık.

spendthrift /ˈspɛndˌθɹɪft/ isim

spendthrift

Parayı düşüncesiz ve savurgan bir şekilde harcayan kişi.

"The spendthrift wasted his inheritance."Spendthrift mirasını harcadı.

vendor /ˈvɛndər/ isim

satıcı

Sokakta yiyecek, giyecek vb. satan kişi.

"The street vendor sold fruit."Sokak satıcısı meyve sattı.

Bu listedeki 31 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

Toefl Advanced İngilizce Kelimeleri — Konular