kurling
Oyuncuların düz taşları buz üzerinde kaydırarak belirli bir hedefi vurmayı amaçladığı kış sporu.
"Curling is a popular winter sport in Canada."Kurling, Kanada’da popüler bir kış sporudur.
Spor konusundaki 28 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.
kurling
Oyuncuların düz taşları buz üzerinde kaydırarak belirli bir hedefi vurmayı amaçladığı kış sporu.
"Curling is a popular winter sport in Canada."Kurling, Kanada’da popüler bir kış sporudur.
lakros
İki takımın, her biri on oyuncudan oluşan, uzun saplı ve ağlı sopalarla topu atıp taşıdığı saha oyunu.
"Lacrosse is fast."Lakros hızlı bir oyundur.
crossFit
Ağırlık kaldırma, kardiyo ve jimnastik gibi çeşitli egzersizleri birleştiren yüksek yoğunluklu fitness programı.
"She does CrossFit."O CrossFit yapıyor.
floorball
Plastik sopalar ve hafif bir top ile kapalı alanda oynanan, buz hokeyine benzer takım sporu.
"Floorball is popular."Floorball popüler bir spordur.
ip topu
Uzun bir direk ve bir ipe bağlı bir topla oynanan, oyuncuların topu zıt yönlerde vurarak ipi kendi lehlerine direğe doladıkları açık hava oyunu.
"They played tetherball."İp topu oynadılar.
dekatlon
İki gün süren ve on farklı spor dalını kapsayan yarışma.
"He competes in decathlon."O dekathlonda yarışıyor.
şampiyon
Belirli bir aktivite ya da sporda unvan ya da şampiyonluk taşıyan kişi.
"He is the titlist."O şampiyondur.
yarışmacı
Bir yarışmada, özellikle kazanma ihtimali yüksek olan kişi ya da takım.
"She is a top contender."O, en önde gelen yarışmacı.
yeni başlayan
Profesyonel rekabet ya da faaliyetin ilk yılında olan kişi.
"The rookie performed surprisingly well yesterday"Yeni başlayan, dün şaşırtıcı derecede iyi bir performans sergiledi.
eleme turu
Eşit puanda olan takımlar ya da oyuncular arasında kazananı belirlemek için oynanan son maç.
"The team reached the playoff."Takım eleme turuna yükseldi.
heyecanlı final
Yakın ya da beklenmedik bir sonuçla sona eren, izleyicileri ayakta tutan spor etkinliği.
"The race ended in a grandstand finish with a photo finish."Yarış, fotoğraf finişiyle heyecanlı bir finalle bitti.
en değerli oyuncu
Takım içinde en büyük etkiye ya da faydaya sahip olduğu kabul edilen oyuncu.
"He won most valuable player."O, en değerli oyuncu ödülünü kazandı.
grand Prix
Uluslararası motosiklet ya da otomobil yarışlarından oluşan bir seri.
"They watched the Grand Prix."Grand Prix'i izlediler.
gridiron
Paralel çizgilerle işaretlenmiş, Amerikan futbolunun oynandığı saha.
"They play on the gridiron."Onlar gridiron'da oynuyorlar.
bayrak
Genellikle bir bayrak ya da pankart şeklinde, profesyonel beyzbol liginin şampiyonuna verilen ödül.
"The team won the pennant."Takım bayrağı kazandı.
rapel
vücudun etrafına sarılmış ip kullanılarak bir kayalığın aşağıya inme eylemi
"The rappel was exciting."İnişi rapel yapmayı öğrendiler.
slapshot
buz hokeyinde sopayı sallayarak puck'ı yüksek hız ve güçle vurma atışı
"He took a slapshot."Bir slapshot çekti.
drop shot
tenis, badminton gibi sporlarda ağın hemen üzerinden ve rakibin sahasına yakın bir yere hafifçe gönderilen vuruş
"He used a drop shot."Drop shot kullandı.
çift hata
(tenis) bir oyuncunun iki kez art arda servis hatası yapması ve puanı kaybetmesi
"She made a double fault."Çift hata yaptı.
fumble
topu düşürmek ya da düzgün yakalayamamak eylemi
"He made a fumble."Fumble yaptı.
steeplechase
genellikle 3000 metre uzunluğunda, engeller ve su atlamaları içeren bir atletizm yarışı
"The steeplechase is tough."Steeplechase zor bir yarıştır.
regata
yelkencilik ya da kürek takımları arasında düzenlenen bir dizi yarıştan oluşan spor etkinliği
"They sailed in the regatta."Regatada yelken sürdüler.
doping yapmak
Atletik performansı artırmak amacıyla uyuşturucu veya maddeler almak.
"Athletes dope to win."Sporcular kazanmak için doping yapar.
seribaşı
bir spor turnuvasında güçlü ve üst sıralarda yer alan oyuncu
"He is a seed."O bir seribaşı.
büyük zafer
Tenis, golf ya da beyzbol gibi spor dallarında bir büyük şampiyonluk ya da bir dizi galibiyet.
"The player celebrated his grand slam victory"Oyuncu büyük zaferini kutladı.
welter ağırlığı
Profesyonel boks ve benzeri sporlarda hafif ve orta ağırlık arasında yer alan, genellikle 63‑67 kg (139‑147 lb) aralığındaki sınıf.
"He fights as welterweight."O, welter ağırlığında dövüşüyor.
smash
tenis, badminton gibi sporlarda büyük güç ve hızla yapılan vurma hareketi
"She hit a powerful smash during badminton"Badminton maçında güçlü bir smash yaptı.
birdie
(golf) bir deliğin par değerinden bir vuruş eksik alınan skor
"She made a birdie on the eighteenth hole to win the tournament."Turnuvayı kazanmak için 18. delikte birdie yaptı.
Bu listedeki 28 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla