Genellikle bir binanın ana girişine açılan, sütunlu ve üstü örtülü bir giriş veya sundurma; mimari açıdan dekoratif bir unsur olarak kullanılan yapı.
"The grand portico had tall white columns at the entrance."Görkemli portiğin girişinde uzun beyaz sütunlar vardı.
balustrade/bˈæləstɹˌeɪd/isim
korkuluk
basamak, balkon gibi yüksek bir kenarın kenarına konulan, düşmeyi önlemek amacıyla bir dizi bağlantılı direk.
"The balustrade is safe."Balkonda bir korkuluk var.
mantelpiece/mˈæntəlpˌiːs/isim
baca önü rafı
ocak üstünde, ahşap ya da taş malzemeden yapılmış bir raf.
"The clock on the mantelpiece chimed loudly."Baca önü rafındaki saat yüksek sesle çaldı.
eclecticism/ɪklˈɛktɪsˌɪzəm/isim
eklektizm
Farklı dönem ve kültürlerden gelen çeşitli mimari etkileri, öğeleri ya da stilleri bir araya getirerek benzersiz ve çeşitli bir tasarım oluşturma yaklaşımı.
"His design shows eclecticism."Stili eklektik bir yaklaşıma sahip.
vault/vɑlt/isim
tonoz
Genellikle taştan veya betondan yapılmış, kavisli veya kemerli bir tavan veya çatı oluşturan, bir alana güç, destek ve mimari güzellik sağlayan mimari yapı.
"The cathedral had a high vault."Katedralin yüksek bir tonozu vardı.
facade/fəˈsɑd/isim
cephe
Bir yapının ön yüzü; özellikle büyük ve gösterişli görünümlü yapıların ön cephesi
"The facade of the old church is beautiful."Eski kilisenin cephesi çok güzel.
gable/ˈɡeɪbəɫ/isim
alınlık
Eğimli bir çatı ile buluştuğu yerde üçgen şeklinde olan bir evin üst duvar kısmı.
"The house had a gable."Evin bir alınlığı vardı.
parapet/ˈpɛɹəˌpɛt/isim
parapet
Çatı, balkon, köprü veya diğer yükseltilmiş yapıların kenarına, insanların düşmesini önlemek amacıyla inşa edilen alçak koruma duvarı veya korkuluk
"The soldier hid behind the stone parapet."Asker taş parapetin arkasına saklandı.
pergola/ˈpɝɡəɫə/isim
çardak
Dikey sütunlar ve üst kirişlerden oluşan dış mekân yapısı; genellikle sarmaşık bitkilerle kaplı olarak gölgelik sağlar
"The garden has a wooden pergola covered with vines."Bahçede sarmaşıklarla kaplı ahşap bir çardak var.
veranda/vɝˈændə/isim
veranda
Bir evin kenarına bitişik olarak inşa edilmiş, üstü örtülü ve önü açık, zemin seviyesinde yer alan bir alan.
"We sat on the veranda watching the sunset."Verandada oturup gün batımını izledik.
alcove/ˈæɫˌkoʊv/isim
niş
Bir duvarın geriye doğru çıkıntılı olarak inşa edilmiş, duvarın geri kalanından daha içeride kalan kısmı.
"The bed fits perfectly into a small alcove."Yatak küçük nişe tam oturdu.
nook/ˈnʊk/isim
köşe
İki duvarın buluştuğu yerde oluşan küçük, rahat bir köşe.
"She loves reading in a quiet nook by the window."Pencere kenarındaki sessiz bir köşede kitap okumayı seviyor.
tympanum/ˈtɪmpənəm/isim
timpanum
Bir kapının üzerindeki, başlık ve kemerin oluşturduğu yarım daire ya da üçgen boşluk; genellikle kabartma ya da süslü tasarımlarla süslenir.
"The tympanum is detailed."Timpanum oyma bir şekilde yapılmış.
volute/vˈɑːluːt/isim
volüt
Sütun başı, merdiven korkuluğu ya da süsleme şeridi gibi yerlerde bulunan, spiral ya da kıvrımlı süs öğesi.
"The column has a volute."Sütunun üzerinde bir volüt var.
spandrel/spˈændɹəl/isim
üçgen boşluk
Bir kemer ile çevresindeki dikey destekler arasındaki üçgen veya kavisli alan, tipik olarak dekoratif unsurlar veya panellerle doldurulur.
"The spandrel has art."Kemer ayağında sanat var.
quatrefoil/kwˈætɹɪfˌɔɪl/isim
dört yapraklı yonca motifi
Dört daire ya da lobun üst üste binmesiyle oluşan, dört yapraklı yoncaya benzeyen simetrik süs öğesi.
"The quatrefoil is pretty."Pencere dört yapraklı yonca motifine sahip.
pediment/pˈɛdɪmənt/isim
pediment
Genellikle Klasik mimariye sahip binalarda görülen bir binanın girişinin üçgen üst kısmı.
"The temple has a pediment."Tapınakta bir pediment var.
quoin/ˈkwɔɪn/isim
köşe taşı
Bir binanın köşe açısını oluşturan, genellikle taş ya da tuğla bloklardan meydana gelen yapı elemanı.
"The stone quoin marks the corner."Köşe taşı çok sağlamdır.
entablature/ɛntˈæblətʃɚ/isim
entablatur
Sütunların ya da direklerin üst kısmına oturan, yatay ve süslü mimari eleman.
"The entablature sits on columns."Entablatur oldukça süslüdür.
gargoyle/ˈɡɑɹˌɡɔɪɫ/isim
gargoyle
Eski binaların, özellikle kiliselerin çatı kenarına yerleştirilen, yağmur suyunu yönlendirmek amacıyla yapılan korkunç taş heykelcikler.
"The gargoyle drains the roof."Taş gargoyle, katedrali yukarıdan izliyordu.
rib vault/ɹˈɪb vˈɑːlt/isim
kiriş tonozu
Bir dizi kemer şeklindeki kirişin kesişerek tavanı destekleyen yapısal çerçeve oluşturduğu mimari özellik.
"The rib vault supports the ceiling."Tavan kiriş tonozuna sahiptir.
loggia/ˈɫɑɡiə/isim
loggia
Bir ya da birkaç tarafı açık olan, genellikle bir evin bahçeye bakan kısmına eklenmiş oda ya da galeri.
"We stood in the loggia."Loggiada durduk.
hypostyle/hˌaɪpoʊstˈaɪl/isim
hipostil
Çatılarını çok sayıda sütun destekleyen büyük salon.
"It is a hypostyle hall."Bu bir hipostil salonudur.
buttress/ˈbʌtrəs/isim
payanda
Bir binayı veya duvarı destekleyen ve tuğla veya taştan yapılmış çıkıntılı bir yapı.
"The buttress held it."Payanda tuttu.
atrium/ˈeɪtɹiəm/isim
avlu
Genellikle cam duvarlara veya cam tavana sahip, büyük bir yapının ortasında yer alan geniş alan; alışveriş merkezi gibi yapılarda bulunan orta mekân
"The hotel has a big glass atrium."Otelin büyük bir cam avlusu var.
mezzanine/ˈmɛzəˌnin/isim
asma kat
Bir yapının iki ana katı arasında yer alan ve diğer katlara göre daha küçük olan ara kat
"Our seats were on the mezzanine level of the theater."Koltuklarımız tiyatronun asma kattaydı.
vestibule/ˈvɛstɪbˌjuɫ/isim
antre
Bir binanın ana girişinin hemen iç kısmında bulunan, dış mekân ile iç mekân arasında geçiş alanı görevi gören küçük bir giriş holü veya lobi
"Leave your wet coat in the vestibule"Islak paltonuzu antrede bırakın.
niche/nɪʧ/isim
niş
bir duvardaki, heykel gibi dekoratif nesnelerin veya diğer süs eşyalarının yerleştirilmesi için kullanılan oyuklu alan
"Put it in the niche."Nişe koy.
keystone/ˈkiˌstoʊn/isim
kilit taşı
Bir kemerin üst ortasında bulunan ve diğer tüm taşları bir arada tutan taş.
"The keystone locks the arch."Kilit taşı kemeri kilitler.
abacus/ˈæbəkəs/isim
abak
Sütunun üst kısmında yer alan, üzerindeki çatı gibi bölümleri destekleyen düz taş blok.
"The abacus supports the roof."Sütunun üstünde abakus bulunur.
Bu listedeki 30 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren