Yerleşik inançları, gelenekleri ya da değerleri sorgulayan, reddeden ve genellikle değişim yaratma ya da eksikleri ortaya çıkarma amacı güden kişi
"The artist was an iconoclast who broke all the rules."Sanatçı, tüm kuralları yıkan bir ikonoklasttı.
iconoclasm/ˌaɪˈkɑnəˌkɫæzəm/isim
ikonoklazm
Dini imgelerin sapkınlık olarak kabul edilerek reddedilmesi ya da yok edilmesi
"Iconoclasm destroyed images."İkonoklazm, imgeleri yok etti.
mores/ˈmɔˌɹeɪz/isim
görenekler
Bir toplumu karakterize eden örf, adet ve değerler.
"The mores of the society strongly discouraged public displays of anger."Toplumun görenekleri, öfkenin alenen gösterilmesini kesinlikle uygun görmüyordu.
ethnography/ɛθnˈɑːɡɹəfi/isim
etnografi
Doğrudan gözlem ve etkileşim yoluyla insanların ve kültürlerin derinlemesine incelenmesi.
"Ethnography is the detailed study of how people live in different cultures."Etnografi, insanların farklı kültürlerde nasıl yaşadığının ayrıntılı incelenmesidir.
counterculture/ˈkaʊnɝˌkəɫtʃɝ/isim
karşı kültür
Baskın ana akım normlara, değerlere ve uygulamalara karşı ortaya çıkan sosyal ve kültürel bir hareket.
"The counterculture rejected traditional values."Karşı kültür, geleneksel değerleri reddetti.
totem/ˈtoʊtəm/isim
totem
Kutsal kabul edilen ve belirli bir grup, kabile veya aileyi simgeleyen doğal bir nesne; çoğunlukla bir hayvan veya bitkiden oluşur.
"The totem pole represents a family's history."Totem direk, ailenin tarihini temsil eder.
conventionality/kənvˌɛnʃənˈælɪɾi/isim
gelenekçilik
Kabul görmüş düşünce ve davranış biçimlerine, uygulamalara ve standartlara uyum gösterme durumu.
"Conventionality means following the usual rules and not doing anything strange."Gelenekçilik, alışılmış kurallara uymak ve sıra dışı bir şey yapmamak demektir.
credo/ˈkɹeɪdoʊ/isim
inanç özeti
Bir bireyin veya kuruluşun dünya görüşünü şekillendiren temel inanç ve rehber ilkelerinin resmi ifadesi; çoğunlukla dini veya felsefi niteliktedir.
"Honesty is his personal credo."Dürüstlük onun kişisel inanç özettir.
precept/ˈpɹiˌsɛpt/isim
öğüt
Ahlaki rehberlik sağlamaya veya davranışa temel oluşturmaya yönelik yol gösterici bir ilke.
"The precept guided his behavior."Bu öğüt davranışlarına yön verdi.
pageantry/ˈpædʒəntɹi/isim
gösteriş
Kamu etkinlikleri, kutlamalar ya da resmi törenlerde görülen süslü gösterim ve törenî şov
"The opening ceremony was full of colorful pageantry with flags and music."Açılış töreni renkli bayraklar ve müzikle dolu bir gösterişti.
syncretism/sˈɪŋkɹɪtˌɪzəm/isim
senkretizm
Farklı kültürel unsurların, stillerin ya da geleneklerin bir araya gelerek benzersiz bir bütün oluşturması
"It shows syncretism."Bu eser senkretizmi gösteriyor.
multiculturalism/ˌməɫtiˈkəɫtʃɝəˌɫɪzəm/isim
çokkültürlülük
bir toplum içindeki kültürel çeşitliliğin saygı görmesi gerektiği inancı
"Multiculturalism is very important."Çokkültürlülük çok önemlidir.
subculture/ˈsəbˌkəɫtʃɝ/isim
alt kültür
büyük bir kültür içindeki, genellikle baskın kültürden farklılaşan kendine özgü değerleri, normları ve davranışları paylaşan bir grup
"Goths are a subculture."Gotlar bir alt kültüre aittir.
folklore/ˈfoʊˌkɫɔɹ/isim
halkbilgisi
Belirli bir topluluğun nesilden nesile sözlü olarak aktarılan geleneksel inançları, adetleri, hikâyeleri ve efsaneleri
"Local folklore is rich."Yerel halkbilgisi zengindir.
soiree/swɑˈɹeɪ/isim
akşam sohbeti
Genellikle akşam saatlerinde düzenlenen, şık ve resmi bir toplanma ya da parti
"We attended a soiree."Bir akşam sohbetine katıldık.
endogamy/ˈɛndoʊɡˌæmi/isim
endogami
Kendi sosyal, etnik veya kültürel grubu içinde evlenme uygulaması.
"Anthropologists researched endogamy in isolated communities"Antropologlar izole topluluklardaki endogamiyi araştırdılar.
ritualism/ɹˈɪtʃuːəlˌɪzəm/isim
ritüelcilik
Bir kültürde eski gelenek ve törenlere sıkı sıkıya bağlı kalma, işleri geleneksel biçimde yapma eğilimi
"The ritualism is strict."Ritüelcilik çok katıdır.
animism/ˈænəˌmɪzəm/isim
animizm
Doğal unsurların, nesnelerin ve canlı varlıkların içinde ruhların barındığına dair inanç.
"Animism believes spirits live in everything."Animizm, her şeyin içinde ruhların yaşadığına inanır.
matrilineal/ˌmætɹɪˈɫɪniəɫ/sıfat
anne soyuna dayalı
Soy ve mirasın annenin tarafı üzerinden izlendiği kültürel sistem
"The society is matrilineal."Toplum anne soyuna dayalıdır.
patrilineal/ˌpætɹɪˈɫɪniəɫ/sıfat
baba soyuna dayalı
Soy ve mirasın babanın tarafı üzerinden izlendiği kültürel sistem
"The tribe is patrilineal."Kabile baba soyuna dayalıdır.
acculturational/ɐkˌʌltʃɚɹˈeɪʃənəl/sıfat
kültürleştirici
Farklı ya da hâkim bir kültürün norm, görenek ve uygulamalarını edinme ya da onlara uyum sağlama süreciyle ilgili.
"The process is acculturational."Süreç kültürleştiricidir.
mannerism/ˈmænɝˌɪzəm/isim
özel alışkanlık / kişilik özelliği
Belirli bir bireyin, grubun veya dönemin kendine özgü tarzı, davranışı veya iş yapma biçimi.
"His mannerisms annoyed his coworkers."Özel alışkanlıkları iş arkadaşlarını rahatsız ediyordu.
Bu listedeki 22 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren