tanıdık
tanıdığı, fakat yakın arkadaşı olmayan kişi
"She is an acquaintance."O, yakın bir arkadaşından çok bir tanıdık.
Bağlar ve İlişkiler konusundaki 35 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.
tanıdık
tanıdığı, fakat yakın arkadaşı olmayan kişi
"She is an acquaintance."O, yakın bir arkadaşından çok bir tanıdık.
en iyi arkadaşım
gençlerin sosyal medyada, özellikle mesajlaşmalarda kullandığı, birinin en yakın arkadaşı
"She is my best friend forever."O, benim en iyi arkadaşım.
dost
yakın arkadaş
"He is my buddy."O benim dostum.
kanka
samimi bir şekilde kullanılan, yakın arkadaş ya da yoldaş
"My pal came early."Kankam erken geldi.
refakatçi
başkasıyla düzenli olarak vakit geçiren, arkadaşlık, destek ya da eşlik sağlayan kişi ya da şey
"She is a travel companion."O bir seyahat refakatçisidir.
ortak ebeveyn
Çocuğun yetiştirilmesi sorumluluğunu birlikte üstlenen kişi.
"They co-parent well."Onlar ortak ebeveynlik yapıyorlar.
üvey ağabey
bir kişiyle yalnızca bir biyolojik ebeveyni paylaşan erkek kardeş
"My half-brother is older."Üvey ağabeyim benden büyük.
üvey abla
bir kişiyle yalnızca bir biyolojik ebeveyni paylaşan kız kardeş
"My half-sister is kind."Üvey ablam nazik.
mirasçı
Ölen bir kişinin mal, para ya da unvanını yasal olarak alma hakkına sahip olan kişi.
"The heir was chosen."Mirasçı seçildi.
en yakın akraba
Kişinin en yakın yaşayan akrabası ya da akrabaları.
"The hospital asked for her next of kin."Hastane en yakın akrabası hakkında bilgi istedi.
yetim
Anne ve babasını kaybetmiş çocuk.
"The orphan smiled shyly."Yetim utangaç bir şekilde gülümsedi.
evlat edinilmiş
(Çocuk ya da ebeveyn) evlat edinme yoluyla bağ kurmuş.
"Her adoptive parents are nice."Onun evlat edinilmiş ebeveynleri çok iyi.
iki ırklı
İki farklı ırktan gelen bireyleri kapsayan ya da temsil eden.
"He is biracial."O iki ırklı bir birey.
kardeşçe
Kardeşe özgü, kardeş gibi davranan.
"She gave me sisterly advice."Bana kardeşçe bir tavsiye verdi.
sıkı bağlı
Bir aile ya da grup içinde birbirine karşı güçlü ve samimi ilişki içinde olmak.
"The community is tight-knit."Topluluk sıkı bağlıdır.
ata
Bir kişinin soyundan geldiği insanlar.
"She knows her ancestry well."Atasını iyi tanıyor.
ayrılık
Bir ilişkinin ya da ortaklığın sona ermesi.
"The breakup was painful."Ayrılık acı vericiydi.
miras
Mülk, unvan ya da taşınmazların, sahibinin ölümünden sonra yasal olarak varislere geçmesi.
"The inheritance was large."Miras büyüktü.
ebeveynlik
Çocuk ya da çocukların yetiştirilmesi ve bakımı süreci.
"Parenting is hard."Ebeveynlik zordur.
uyum
İnsanlar arasında iyi bir anlayış ve iletişimin olduğu yakın ilişki.
"They had rapport."Aralarında bir uyum vardı.
ömür boyu
Bir kişinin tüm yaşamı boyunca süren.
"They are lifelong friends."Onlar ömür boyu arkadaşlar.
erkek dostluğu
İki erkek arasında romantik olmayan, yakın arkadaşlık.
"Their bromance is obvious."Onların erkek dostluğu belli bir şekilde ortaya çıkıyor.
mahallenin dostu
Kişinin aynı mahalle ya da sosyal çevresinden bir erkek arkadaş.
"He is my homeboy."O benim mahallenin dostum.
kaynaşmak
Bir kişiyle ilişki geliştirmek, bağ kurmak
"The team bonded during the retreat."Takım, kampta kaynaştı.
müttefik
bir başkasına belirli faaliyetlerde veya bir başkasına karşı yardım eden veya destekleyen biri
"He is my ally."O benim müttefikim.
partner
Uzun vadeli ya da bağlı bir ilişkide bulunan romantik ya da cinsel eş.
"He found his mate."O benim partnerim.
soyundan gelen
Yıllar önce yaşamış belirli bir kişiye kan bağıyla bağlı olan kişi.
"She is a descendant."O bir soyundan gelen.
büyük
İki kişi arasında, özellikle aynı ailede, daha yaşlı olan.
"My elder brother is kind."Büyük kardeşim naziktir.
samimi
İnsanların çok yakın bir ilişkiye sahip olması.
"They are intimate friends."Onlar samimi arkadaşlardır.
miras
Bir bireye atalarından aktarılan dini veya etnik geçmiş.
"This castle is our heritage."Bu kalesi bizim mirasımızdır.
dal
aynı ataları paylaşan genişletilmiş bir ailenin bir alt bölümü veya üyelerinden oluşan bir grup
"That is a branch."O bir dal.
kardeşlik
Erkek kardeşler arasındaki akrabalık ya da aile bağları.
"The brotherhood was strong."Kardeşlik güçlüydü.
klan
Birbirine akraba olan büyük bir topluluk.
"The Scottish clan gathered for the annual meeting."İskoç klanı yıllık toplantı için toplandı.
sadakat
Bir kişi ya da şeye karşı güçlü sevgi ve destek göstergesi.
"His devotion was clear."Onun sadakati açıktı.
terk etmek
Romantik bir ilişki içinde olunan kişiden, genellikle beklenmedik veya haksız bir şekilde ayrılmak.
"He will dump her."Onu terk edecek.
Bu listedeki 35 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla