Fotoğrafçılık Kavramları: İngilizce Kelimeler ve Türkçe Anlamları

Fotoğrafçılık Kavramları konusundaki 45 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.

45 kelime Sanat İle İlgili İngilizce Kelimeler
bracketing /bɹˈækᵻɾɪŋ/ isim

braketleme

Aynı sahnenin farklı kamera ayarları (genellikle pozlama) ile birden fazla kez çekilmesi tekniği; böylece en uygun sonuç en az bir çekimde elde edilir.

"Bracketing takes several exposures at once."Braketleme, aynı anda birkaç poz alır.

burst mode /bˈɜːst mˈoʊd/ isim

seri çekim modu

Kullanıcının deklanşö düğmesini basılı tutmasıyla hızlı bir şekilde ardışık fotoğraflar çekmesini sağlayan kamera özelliği; hızlı hareket eden sahneleri yakalamayı kolaylaştırır.

"Burst mode shoots many frames quickly."Seri çekim modu, birçok kareyi hızlıca çeker.

beauty dish /bjˈuːɾi dˈɪʃ/ isim

beauty dish

Portre ve moda fotoğrafçılığında yumuşak, eşit ve hafif parlak bir ışık sağlayan, genellikle hafif bir yansıtıcı özelliği bulunan özel aydınlatma aksesuarı.

"Beauty dish gives soft even light."Beauty dish, yumuşak ve eşit bir ışık verir.

fill light /fˈɪl lˈaɪt/ isim

dolgu ışığı

Fotoğraf, video ve sinemada gölgeleri azaltmak ya da yetersiz aydınlatılmış alanları doldurmak amacıyla kullanılan ek ışık.

"Fill light softens shadows."Dolgu ışığı gölgeleri yumuşatır.

flash synchronization /flˈæʃ sˌɪnkɹənaɪzˈeɪʃən/ isim

flas senkronizasyonu

Kameranın perde hızı ile harici bir flaşın ateşlenmesinin eşzamanlanması; flaş ışığının perde tamamen açıkken yanmasını sağlar.

"Flash sync times flash with shutter."Flas senkronizasyonu, flaşı perdeyle eşzamanlar.

red-eye effect /ɹˈɛdˈaɪ ɪfˈɛkt/ isim

kırmızı göz etkisi

Flaşlı fotoğrafta, göz retinasının ışığı yansıtması sonucu gözlerin kırmızı ya da turuncu görünmesi olayı.

"Red-eye effect makes pupils glow red."Kırmızı göz etkisi, göz bebeklerinin kırmızı yanmasına neden olur.

guide number /ɡˈaɪd nˈʌmbɚ/ isim

rehber numarası

Flaş biriminin güç çıkışı ve menzilinin ölçüsü; flaş ile konu arasındaki mesafenin kamera diyafram değeriyle çarpılmasıyla elde edilir.

"Guide number measures flash power."Rehber numarası, flaş gücünü ölçer.

key lighting /kˈiː lˈaɪɾɪŋ/ isim

ana ışık

Film ya da fotoğraf çekiminde konuyu aydınlatmak için kullanılan temel ışık kaynağı.

"Key lighting is the main light."Ana ışık, temel ışık kaynağıdır.

monolight /mˈɑːnoʊlˌaɪt/ isim

monolight

Flaş tüpü, güç kaynağı ve modelleme ışığını tek bir taşınabilir birimde birleştiren bağımsız fotoğraf ışık cihazı.

"Monolight has self-contained flash unit."Monolight, kendi içinde bir flaş birimine sahiptir.

reflector /ɹɪˈfɫɛktɝ/ isim

reflektör

Işığı konu üzerine yönlendirmek ya da yansıtmak için kullanılan, genellikle yansıtıcı malzemeden yapılmış düz ya da kavisli yüzeyli fotoğraf aksesuarı.

"Reflector bounces light onto subject."Reflektör, ışığı konuya yansıtır.

snoot /snˈuːt/ isim

snoot

Stüdyo ışığı ya da flaş biriminin üzerine takılarak dar, odaklanmış bir ışık demeti oluşturan fotoğraf aksesuarı.

"Snoot narrows light beam."Snoot, ışık demetini daraltır.

softbox /sˈɔftbɑːks/ isim

softbox

Stüdyo ışığını dağıtarak yumuşatıp, konuya daha doğal ve hoş bir aydınlatma sağlayan fotoğraf ışık ekipmanı.

"Softbox diffuses light softly."Softbox, ışığı yumuşak bir şekilde dağıtır.

bokeh /bˈoʊk/ isim

bokeh

Bir fotoğrafta odak dışı alanların estetik kalitesi; özellikle ışık noktalarının yumuşak, bulanık daireler ya da şekiller olarak nasıl göründüğü.

"Bokeh is background blur quality."Bokeh, arka plan bulanıklığının kalitesidir.

motion blur /mˈoʊʃən blˈɜː/ isim

hareket bulanıklığı

Kameranın perdesinin uzun süre açık kalması sonucu sahnedeki hareketli nesnelerin görüntüde bulanık çıkması olayı.

"Motion blur shows movement as streak."Hareket bulanıklığı, hareketi çizgi şeklinde gösterir.

rule of thirds /ɹˈuːl ʌv θˈɜːdz/ ifade

üçte bir kuralı

Görsel sanatlarda, bir görüntüyü yatay ve dikey olarak üçe bölüp ana konuyu ya da ilgi noktalarını kesişimlerde ya da çizgiler üzerinde konumlandırma önerisi.

"Use the rule of thirds for better photos."Daha iyi fotoğraflar için üçte bir kuralını kullan.

angle of view /ˈæŋɡəl ʌv vjˈuː/ ifade

görüş açısı

Bir lensin kaydettiği sahnenin kapsadığı alan; derece cinsinden ölçülür ve odak uzaklığı ile sensör/film boyutuna bağlıdır.

"The camera has a wide angle of view."Kamera geniş bir görüş açısına sahiptir.

headroom /ˈhɛˌdɹum/ isim

baş boşluğu

Konu başının üst kısmı ile çerçevenin üst kenarı arasındaki boşluk; kompozisyonun denge ve estetik etkisini belirler.

"Headroom is space above head."Baş boşluğu, başın üzerindeki alandır.

lead room /lˈiːd ɹˈuːm/ isim

ileri boşluk

Hareket eden bir konunun önünde, çerçeve içinde bırakılan alan; konunun yönünü ve hareket alanını ima eder.

"Lead room is space before moving subject."İleri boşluk, hareketli konunun önündeki alandır.

golden triangle /ɡˈoʊldən tɹˈaɪæŋɡəl/ isim

altın üçgen

Kareyi köşelerden karşı kenarın ortasına çizilen çizgilerle üç üçgene bölerek önemli öğeleri kesişimlerde konumlandırma önerisi.

"Golden triangle guides diagonal composition."Altın üçgen, diyagonal kompozisyonu yönlendirir.

reciprocity /ˌɹɛsɪˈpɹɑsɪti/ isim

karşılıklılık

Fotoğrafçılıkta ışık şiddeti ile ışığın nesneye maruz kaldığı süre arasındaki ilişki.

"Reciprocity relates aperture and shutter speed."Karşılıklılık, diyafram ve enstantane hızını bağlar.

shutter speed /ʃˈʌɾɚ spˈiːd/ isim

enstantane hızı

Kamera perdesinin ışığa açık kaldığı süre; sensöre ulaşan ışık miktarını ve hareket bulanıklığını etkiler.

"Shutter speed controls motion blur."Enstantane hızı, hareket bulanıklığını kontrol eder.

f-number /ˈɛfnˈʌmbɚ/ isim

f-numarası

Lens diyaframının boyutunu temsil eden ve kameraya giren ışık miktarını belirleyen sayısal ölçüm.

"F-number indicates aperture size."F-numarası diyafram boyutunu gösterir.

moire pattern /mwˈɑːɹ pˈætɚn/ isim

moiré deseni

Dijital fotoğrafta, konudaki ince ve tekrarlayan desenin (ör. kumaş, ızgara) sensörle etkileşime girerek istenmeyen dalgalı bir desen oluşturması.

"Moire pattern creates weird wavy lines."Moiré deseni garip dalgalı çizgiler üretir.

chromatic aberration /kɹoʊmˈæɾɪk ˌæbɚɹˈeɪʃən/ isim

kromatik sapma

Farklı renk ışıkların lens içinde farklı kırılma oranlarıyla odaklanması ve aynı noktada birleşememesi sonucu oluşan optik kusur.

"Chromatic aberration shows color fringes."Kromatik sapma renk kenarları oluşturur.

field of view /fˈiːld ʌv vjˈuː/ ifade

görüş alanı

Lensin görebildiği ve kayda geçen sahnenin kapsamı.

"The camera's field of view."Bu dürbünlerin geniş bir görüş alanı vardır.

autofocus /ˌɔːɾoʊfˈoʊkəs/ isim

otomatik odaklama

Kamera ya da benzeri optik cihazın, çekilen konuya otomatik olarak odaklanmasını sağlayan teknoloji ya da mekanizma.

"Autofocus automatically sharpens image."Otomatik odaklama görüntüyü otomatik olarak netleştirir.

depth of field /dˈɛpθ ʌv fˈiːld/ ifade

alan derinliği

Final görüntüsünde kabul edilebilir netlikte görünen mesafe aralığı.

"This lens has a shallow depth of field."Bu lensin sığ bir alan derinliği vardır.

depth of focus /dˈɛpθ ʌv fˈoʊkəs/ ifade

odak derinliği

Belirli bir kamera‑konu mesafesi ve diyafram ayarında net olan mesafe aralığı.

"Depth of focus is important."Mikroskopun iyi bir odak derinliği vardır.

hyperfocal distance /hˈaɪpɚfˌoʊkəl dˈɪstəns/ isim

hiperfokal mesafe

Verilen bir diyafram ayarında, nesnelerin sonsuza kadar kabul edilebilir netlikte kalmasını sağlayacak en yakın odaklama mesafesi; manzara fotoğrafçılığında alan derinliğini maksimize etmek için kullanılır.

"Hyperfocal distance maximizes depth of field."Hiperfokal mesafe alan derinliğini maksimize eder.

distortion /dɪˈstɔɹʃən/ isim

distorsiyon

Lensin eğriliği, görüş açısı ve konu mesafesi gibi faktörlerin neden olduğu, sahnedeki nesnelerin şekil ya da oranlarının istenmeyen şekilde bozulması.

"Distortion bends straight lines."Distorsiyon düz çizgileri bükerek gösterir.

electromagnetic spectrum /ɪlˌɛktɹoʊmɐɡnˈɛɾɪk spˈɛktɹəm/ isim

elektromanyetik tayf

radyo dalgaları, mikrodalgalar, kızılötesi ışınım, görünür ışık, ultraviyole ışınım, X‑ışınları ve gama ışınları gibi tüm elektromanyetik radyasyon türlerini dalga boyu ya da frekansa göre sıralayan aralık.

"Electromagnetic spectrum is vast."Tayf, görünür ışığı da içerir.

focal length /fˈoʊkəl lˈɛŋθ/ isim

odak uzaklığı

merceğin sonsuzda odaklandığında lens ile kamera sensörü ya da film arasındaki mesafe; milimetre cinsinden ölçülür ve görüş açısı, büyütme ve alan derinliğini etkiler.

"Focal length determines zoom."Odak uzaklığı, zoom seviyesini belirler.

vignetting /vɪnjˈɛɾɪŋ/ isim

vinyetleme

görüntünün köşe ya da kenarlarının istem dışı kararması; lens tasarımı, filtre ya da lens kapağı kullanımı, ışığın lense giriş açısı gibi faktörlerden kaynaklanır.

"Vignetting darkens image corners."Vinyetleme, görüntünün köşelerini karartır.

exposure compensation /ɛkspˈoʊʒɚ kˌɑːmpənsˈeɪʃən/ isim

pozlama telafisi

kullanıcının kamera pozlama ayarlarını isteğe göre artırıp azaltmasını sağlayan ayar.

"Exposure compensation lightens or darkens image."Pozlama telafisi, görüntüyü aydınlatır ya da karartır.

exposure value /ɛkspˈoʊʒɚ vˈæljuː/ isim

pozlama değeri

diyafram, enstantane hızı ve ISO duyarlılığı değerlerinin birleştirilerek tek bir sayı hâline getirildiği, kameranın pozlama ayarlarını sayısal olarak gösteren gösterge.

"Exposure value combines shutter and aperture."Pozlama değeri, enstantane ve diyaframı birleştirir.

exposure latitude /ɛkspˈoʊʒɚ lˈæɾɪtˌuːd/ isim

pozlama toleransı

bir kamera sensörünün ya da filminin, kabul edilebilir görüntü kalitesi ve detay seviyesini koruyarak kaydedebileceği pozlama ayarları aralığı.

"Exposure latitude allows underexposure overexposure."Pozlama toleransı, eksik ya da aşırı pozlamaya izin verir.

zone system /zˈoʊn sˈɪstəm/ isim

bölge sistemi

Ansel Adams ve Fred Archer tarafından geliştirilen, istenen ton aralığı ve kontrastı elde etmek için sistematik bir pozlama ve geliştirme yöntemi içeren fotoğraf tekniği.

"Zone system divides tones into ten zones."Bölge sistemi, tonları on bölgeye ayırır.

metering mode /mˈiːɾɚɹɪŋ mˈoʊd/ isim

ölçüm modu

kameranın sahnedeki ışığı ölçerek pozlama ayarlarını belirlediği kamera ayarı.

"Metering mode measures light differently."Ölçüm modu ışığı farklı şekillerde ölçer.

pixel /ˈpɪksəɫ/ isim

piksel

ekrandaki bir görüntünün en küçük birimi, toplu olarak tam bir görüntü oluşturabilir

"The image was blurry because it had too few pixels."Görüntü çok az pikseli olduğu için bulanıktı.

GIF /gɪf/ isim

GIF

Görüntü kalitesinden ödün vermeden dosya boyutunu küçültmek için kayıpsız sıkıştırma kullanan bir resim dosyası türü.

"The comment section was full of funny GIFs."Yorum bölümünde çok sayıda komik GIF vardı.

JPEG /dʒˈeɪpˈɛɡ/ isim

JPEG

görüntü verisinin bir kısmını kaybederek dosya boyutunu küçülten kayıplı sıkıştırma kullanan bir resim dosya biçimi.

"JPEG compresses image files."JPEG, resim dosyalarını sıkıştırır.

PNG /pˌiːˌɛndʒˈiː/ isim

PNG

görüntü kalitesinden ödün vermeden dosya boyutunu azaltan kayıpsız sıkıştırma kullanan bir resim dosya biçimi.

"PNG supports transparent backgrounds."PNG, şeffaf arka planları destekler.

BMP /bˌiːˌɛmpˈiː/ isim

BMP

Piksel ızgarası şeklinde dijital görüntüleri saklayan, her pikselin belirli bir renk ya da tonla temsil edildiği bir görüntü dosyası biçimi.

"BMP stores uncompressed image data."BMP sıkıştırılmamış görüntü verisini saklar.

sensitometry /sˌɛnsɪtˈɑːmətɹi/ isim

sensitometri

Işığa duyarlı malzemelerin fotoğrafik özelliklerini inceleyen bilim dalı.

"Sensitometry measures film light response."Sensitometri, filmin ışığa verdiği yanıtı ölçer.

color balance /kˈʌlɚ bˈæləns/ isim

renk dengesi

Fotoğraf görüntüsündeki renklerin doğal ve doğru görünmesini sağlamak için yapılan ayarlama; baskın bir renk tonu ya da gölgesi olmamalıdır.

"Color balance adjusts color temperature."Renk dengesi, renk sıcaklığını ayarlar.

Bu listedeki 45 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

Sanat İle İlgili İngilizce Kelimeler — Konular