Phrasal Verbs: İngilizce Kelimeler ve Türkçe Anlamları

Phrasal Verbs konusundaki 43 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.

B2 43 kelime B2 Seviyesi İngilizce Kelimeler
believe in /bɪlˈiːv ˈɪn/ fiil

inanmak

bir şeyin iyiliğine ya da değerine kesin olarak güvenmek

"She believes in helping others always."O, her zaman başkalarına yardım etmeye inanır.

bring on /bɹˈɪŋ ˈɑːn/ fiil

tetiklemek

özellikle istenmeyen ya da hoş olmayan bir şeyin meydana gelmesine neden olmak

"Stress can bring on serious illness."Stres, ciddi hastalıkları tetikleyebilir.

call off /kˈɔːl ˈɔf/ fiil

iptal etmek

planlanan bir şeyi sonlandırmak, vazgeçmek

"They call off the wedding ceremony."Düğün törenini iptal ettiler.

clean up /klˈiːn ˈʌp/ fiil

temizlemek

kendini düzenli ya da temiz hâle getirmek

"She cleans up herself."Dağınık odasını temizliyor.

come across /kˈʌm əkɹˈɑːs/ fiil

rastlamak

tesadüfen bir şey ya da kişiyle karşılaşmak, bulmak

"I came across a book."O, çok samimi biri gibi görülüyor.

drop by /dɹˈɑːp bˈaɪ/ fiil

uğramak

önceden plan yapmadan, kısa bir süreliğine bir yere ya da birine gitmek

"She drops by her friend's house."O, arkadaşının evine uğrar.

eat out /ˈiːt ˈaʊt/ fiil

dışarıda yemek yemek

Evde değil de restoran vb. bir yerde yemek yemek

"Let's eat out tonight."Bu akşam dışarıda yemek yiyelim.

end up /ˈɛnd ˈʌp/ fiil

sonunda bulunmak

beklenmedik bir şekilde ya da koşulların sonucu olarak bir yere, duruma ya da hâle varmak

"They end up lost."Onlar şehirde kaybolmuş olarak son bulurlar.

get along /ɡɛt ɐlˈɑːŋ/ fiil

anlaşmak

biriyle iyi ve dostane bir ilişkiye sahip olmak

"The roommates get along well."Ev arkadaşları iyi anlaşıyor.

hang out /hˈæŋ ˈaʊt/ fiil

takılmak

belirli bir yerde veya belirli biriyle çok fazla zaman geçirmek

"I like to hang out with friends."Arkadaşlarımla takılmaktan hoşlanırım.

leave out /lˈiːv ˈaʊt/ fiil

dışarıda bırakmak

bilerek birini ya da bir şeyi kapsam dışı tutmak

"Do not leave out important details."Önemli ayrıntıları dışarıda bırakma.

pass away /pˈæs ɐwˈeɪ/ fiil

vefat etmek

artık hayatta olmamak

"Her grandfather passes away peacefully yesterday."Dedesi dün huzur içinde vefat etti.

see to /sˈiː tuː/ fiil

ilgilenmek

Belirli bir görev ya da sorumluluğu yerine getirmek, ona bakmak.

"She sees to the children's needs."O, çocukların ihtiyaçlarıyla ilgilenir.

throw away /θɹˈoʊ ɐwˈeɪ/ fiil

atmak

Artık ihtiyaç duyulmayan ya da istenmeyen bir şeyi ortadan kaldırmak, çöp atmak.

"He throws away the empty bottles."O, boş şişeleri atar.

break away /bɹˈeɪk ɐwˈeɪ/ fiil

kurtulmak

Biri ya da bir şeyin tutuşundan kaçmak, ayrılmak.

"He breaks away from the group."O, gruptan kurtulur.

root for /ɹˈuːt fɔːɹ/ fiil

desteklemek

Birini ya da bir takımı yüreklendirmek, başarılı olmasını istemek.

"Fans root for their favorite team."Taraftarlar sevdikleri takımı destekler.

fly into /flˈaɪ ˌɪntʊ/ fiil

tutuşmak

Aniden ve yoğun bir şekilde belirli bir duygusal veya zihinsel duruma girmek.

"She fly into a rage."Öfkeye tutuşuyor.

stash away /stˈæʃ ɐwˈeɪ/ fiil

biriktirmek

Daha sonra kullanmak üzere bir yere gizlice bir şey depolamak.

"She stashes away money for emergencies."Acil durumlar için para biriktiriyor.

capitalize on /kˈæpɪɾəlˌaɪz ˈɑːn/ fiil

faydalanmak

Belirli bir durumu, kaynakları veya fırsatı, bir fayda sağlamak için etkili bir şekilde kullanmak.

"He capitalizes on every business opportunity."Her iş fırsatından faydalanıyor.

ask for /æsk fər/ fiil

istemek

belirli bir kişiyle görüşmek veya konuşmak istediğini belirtmek

"I ask for John."John'u istiyorum.

back down /bˈæk dˈaʊn/ fiil

geri adım atmak

direniş ya da baskı karşısında yenilgiyi kabul edip bir iddia ya da konumdan vazgeçmek

"He never backs down from a fight."O, bir kavgadan asla geri adım atmaz.

bring up /brɪŋ əp/ fiil

gündeme getirmek

belirli bir konuyu bahsetmek

"Do not bring up that topic."O konuyu gündeme getirme.

catch up /kˈætʃ ˈʌp/ fiil

yetişmek

daha hızlı ilerleyerek önde olan birine ya da bir şeye ulaşmak

"He catches up quickly."Uykusunu telafi ediyor.

cheer up /tʃˈɪɹ ˈʌp/ fiil

neşelendirmek

mutlu ve memnun hâle getirmek

"Her smile cheers up everyone around."Onun gülümsemesi etrafındakileri neşelendirir.

come up /kˈʌm ˈʌp/ fiil

konuşulmak

bir konuşma ya da tartışmada gündeme gelmek, bahsedilmek

"The topic came up."O, bir planla ortaya çıkar.

fall apart /fˈɔːl ɐpˈɑːɹt/ fiil

parçalanmak

çok kötü bir durumda olduğu için parçalarına ayrılmak, yıkılmak

"The old building falls apart slowly."Eski bina yavaş yavaş parçalanıyor.

figure out /fˈɪɡjɚɹ ˈaʊt/ fiil

çözmek

Bir sorunun ya da problemin cevabını bulmak

"Help me figure out this puzzle."Bu bulmayı çözmeme yardım et.

fill in /fˈɪl ˈɪn/ fiil

yerine bakmak

bir kişi uzaktayken veya kendi başına yapamayacak durumdayken onun işini geçici olarak yapmak

"I will fill in."Yerine bakacağım.

give away /ɡˈɪv ɐwˈeɪ/ fiil

bağışlamak

bir şeyi hediye ya da bağış olarak vermek

"He gives away his old clothes."O, eski kıyafetlerini bağışlar.

go over /ɡˌoʊ ˈoʊvɚ/ fiil

gözden geçirmek

bir şeyi ayrıntılı olarak incelemek, kontrol etmek

"She goes over her notes again."O, notlarını bir kez daha gözden geçirir.

hang on /hæŋ ɔn/ fiil

beklemek

birinin kısa bir süre beklemesini veya bir an durmasını istemek

"Hang on, I am coming."Bekle, geliyorum.

make out /mˌeɪk ˈaʊt/ fiil

anlamak

zorlukla da olsa bir şeyi kavramak, ayırt etmek

"She makes out the distant ship."O, uzaktaki gemiyi ayırt eder.

put off /pˌʊt ˈɔf/ fiil

ertelemek

Bir randevuyu veya aplanan işi daha sonraya bırakmak, ertelemek

"Do not put off your homework."Ödevini erteleme.

rule out /ɹˈuːl ˈaʊt/ fiil

elemek

gerçekleştirilmesi imkansız görünen bir seçeneği veya fikri değerlendirme dışı bırakmak

"Doctors rule out the rare disease."Doktorlar nadir hastalığı eliyor.

show up /ʃˈoʊ ˈʌp/ fiil

belirmek

beklendiği bir etkinliğe veya randevuya varmak

"He shows up late for work."İşe geç belirdi.

sort out /sˈɔːɹt ˈaʊt/ fiil

düzenlemek

şeyleri düzenli veya sistematik bir şekilde yerleştirmek veya organize etmek

"She sorts out the tangled wires."Dolaşık kabloları düzenliyor.

turn down /ˈtɝn ˈdaʊn/ fiil

reddetmek

Bir davet, istek ya da teklifi kabul etmemek.

"She turned down the job offer."İş teklifini reddetti.

put in /pˌʊt ˈɪn/ fiil

araya girmek

bir şey söylemek için birini kesmek

"He put in a word."Bir söz söyledi.

wipe out /wˈaɪp ˈaʊt/ fiil

yok etmek

Bir şeyi tamamen ortadan kaldırmak, silmek.

"The disease wipes out entire populations."Hastalık bütün nüfusları yok eder.

pile up /paɪl əp/ fiil

yığılmak

şeyleri üst üste istiflemek

"The books pile up."Kitaplar yığılıyor.

put out /pˌʊt ˈaʊt/ fiil

söndürmek

Bir şeyin yanmasını ya da ışık vermesini durdurmak.

"Firefighters put out the blazing fire."İtfaiyeciler alevli yangını söndürdüler.

come away /kˈʌm ɐwˈeɪ/ fiil

ayrılmak

Belirli bir izlenim veya duyguyla bir yerden ayrılmak.

"She comes away with valuable experience."Değerli bir deneyimle ayrılıyor.

pick up /pɪk əp/ fiil

almak

bırakıldığı yerden bir eşyayı almak

"I will pick up the package."Paketi alacağım.

Bu listedeki 43 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

B2 Seviyesi İngilizce Kelimeler — Konular