onaylamak
hukuki bir kararı veya hükmü doğrulamak, teyit etmek
"The court affirmed the previous decision."Mahkeme önceki kararı onayladı.
Haberler ve Gazetecilik konusundaki 33 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.
onaylamak
hukuki bir kararı veya hükmü doğrulamak, teyit etmek
"The court affirmed the previous decision."Mahkeme önceki kararı onayladı.
gazetecilik
Haber ve makaleleri toplama, düzenleme ve ya bir gazete, dergi gibi yayınlarda ya da yayın organlarında yayımlama mesleği.
"He studies journalism at university."Üniversitede gazetecilik okuyor.
haber ajansı
gazeteler, televizyon ya da radyo istasyonları için haber öykülerini toplayan kuruluş
"News agency sent report quickly."Haber ajansı raporu hızlı bir şekilde gönderdi.
kablo televizyon
abone evlerine yer altı kabloları aracılığıyla televizyon programları sunan sistem
"We canceled cable television and switched to streaming."Kablo televizyonu iptal edip akış hizmetine geçtik.
sahte haber
gerçek olmayan ya da doğrulanmamış haber
"Fake news spreads very fast."Sahte haber çok hızlı yayılıyor.
sunucu
radyo ya da televizyonda programlar hakkında bilgi veren kişi
"The announcer spoke clearly."Sunucu net bir şekilde konuştu.
yayıncı
radyo ya da televizyon programlarını konuşan ya da sunan kişi
"Famous broadcaster interviewed him."Ünlü yayıncı onunla röportaj yaptı.
haber masası
gazete ya da radyo/televizyon istasyonunda haber toplama ve raporlama işlerinden sorumlu birim
"News desk worked all night."Haber masası bütün gece çalıştı.
talk show
ünlü konukların kendileri ya da başka konular hakkında sorulara yanıt verdiği televizyon ya da radyo programı
"I watched interesting talk show."İlginç bir talk show izledim.
basın toplantısı
çok önemli bir kişinin gazetecilerle bir araya gelerek sorularını yanıtladığı ya da açıklama yaptığı toplantı
"President held news conference."Başkan basın toplantısı düzenledi.
köşe yazarı
Belirli bir konuda düzenli olarak gazete ya da dergiye makale kaleme alan gazeteci.
"Columnist wrote sharp article."Köşe yazarı keskin bir makale kaleme aldı.
haber yapma
Haberleri yayın veya yayın için hazırlama işi ya da faaliyeti.
"Good reporting needs truth."İyi haber yapma doğruluk gerektirir.
onay
Bir şeyin doğruluğunu kanıtlayan yazılı ya da sözlü beyan.
"We need official confirmation."Resmi onaya ihtiyacımız var.
bilgisiz bırakmak
Önemli konularda kişi ya da kişileri habersiz tutma durumu.
"They kept me in the dark."Beni tamamen bilgisiz bıraktılar.
yayınlamak
Bir şeyi televizyon ya da radyo üzerinden izleyiciye sunmak.
"The station airs the show nightly."İstasyon programı her gece yayınlıyor.
patlak vermek
Bir haberin kamuoyuna açıklanması veya duyurulması.
"The news will break soon."Haber yakında patlak verecek.
yorum yapmak
Bir şey ya da biri hakkında görüş bildirmek.
"She comments on the blog post."Blog gönderisine yorum yapıyor.
katkıda bulunmak
Bir gazete veya dergi için hikayeler, makaleler vb. yazmak.
"She will contribute."Katkıda bulunacak.
inkâr etmek
Bir şeyin doğru ya da var olduğunu kabul etmeyi reddetmek.
"She did not deny the truth."Gerçeği inkâr etmedi.
ayrıntılı olarak anlatmak
Bir şeyi ayrıntılı ve belgeli bilgilerle açıklamak
"The report details the accident causes."Rapor kaza nedenlerini ayrıntılı olarak anlatıyor.
dağıtmak
Bir şeyi çok sayıda kişi arasında paylaştırmak.
"The charity distributes food to homeless people."Hayır kurumu yiyecekleri evsizlere dağıtıyor.
bilgilendirmek
resmi veya özel olarak birisi veya bir şey hakkında bilgi vermek
"We will inform you about the decision."Karar hakkında sizi bilgilendireceğiz.
içermek
Bir şeyi gerekli bir parça olarak içermek veya kapsamak.
"The job will involve travel."İş seyahat gerektirecek.
kapsam
medyanın belirli bir haber ya da olayı rapor etmesi
"Live coverage was excellent."Canlı kapsam mükemmeldi.
panel
belirli bir konuda tartışma, tavsiye ya da karar vermek üzere bir araya getirilen uzman kişiler grubu
"Panel discussed important topic."Panel önemli konuyu tartıştı.
karikatür
Genellikle bir gazete veya dergide yayınlanan, haberlerde yer alan konularla ilgili esprili bir çizim.
"I saw a funny cartoon."Komik bir karikatür gördüm.
köşe yazısı
Bir gazete veya derginin belirli bir konu hakkında düzenli olarak makaleler yayınlayan bölümü.
"Read the sports column."Прочитай спортивную колонку.
kaynak
Bilgi sağlayan bir kişi.
"He is a source."O bir kaynak.
editöryel
Bir konudaki editörün görüşlerini içeren gazete makalesi.
"The newspaper editorial criticized the government."Gazetenin editöryeli hükümeti eleştirdi.
özel haber
Genellikle bir uzman tarafından belirli bir konu üzerine yazılan, gazete ya da dergide yayımlanan uzun makale.
"Feature story was very long."Özel haber çok uzundu.
rapor
Bir olayın yazılı ya da sözlü anlatımı; özellikle yayınlanması ya da yayınlanması amaçlanan tanım.
"Report contained new information."Rapor yeni bilgiler içeriyordu.
eğilim
Bir şeyin değişim ya da gelişim gösterdiği genel yön.
"New trend became popular."Yeni eğilim popüler oldu.
ilgili
Mevcut durum ya da konu ile yakın bağlantısı olan.
"That is not relevant."Bu konu ilgili değil.
Bu listedeki 33 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla