mağlup etmek
birini tamamen ve kesin olarak yenmek
"The hero vanquished the evil dragon."Kahraman kötü ejderhayı mağlup etti.
Ateşle Ateşle Savaşmak konusundaki 40 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.
mağlup etmek
birini tamamen ve kesin olarak yenmek
"The hero vanquished the evil dragon."Kahraman kötü ejderhayı mağlup etti.
sürdürmek
bir savaşı, kampanyayı vb. yürütmek ve gerçekleştirmek
"The country waged war against its neighbor."Ülke komşusuna karşı savaş sürdürdü.
polis memuru (devlet polisi)
Genellikle yüksek koruma sağlayan birimlerde görev yapan, düşük rütbeli asker ya da polis görevlisi.
"The trooper rode his horse."Devlet polisi, hız yapan arabayı durdurdu.
ateşkes
Düşmanların ya da tarafların belirli bir süre boyunca birbirlerine karşı silahlı çatışmayı durdurmayı kabul ettikleri anlaşma.
"The truce lasted long."Ateşkes uzun sürdü.
kışla
Askerlerin ikamet ettiği bina ya da binalar kompleksi.
"Soldiers live in barracks."Askerler kışlada yaşıyor.
tabur
Çeşitli sayıda bölük veya mangadan oluşan, genellikle bir yarbay komutasındaki askeri birlik
"A battalion of soldiers marched through the town in formation."Bir tabur asker düzene geçerek kasabadan geçti.
kan dökme
Genellikle savaşlar, çatışmalar veya saldırganlık eylemleri sonucunda gereksiz yere kan dökülmesi.
"The battle caused bloodshed."Savaş kan dökülmesine neden oldu.
abluka
Düşmanın insan ya da teçhizat geçişini engellemek amacıyla silahlı kuvvetlerle uygulanan askeri eylem.
"The navy set up a blockade."Donanma bir abluka kurdu.
tüfekçi birliği, alay
Bir bölükten daha büyük, bir tabandan daha küçük, eğitimli askerlerden oluşan büyük grup.
"The brigade marched forward."İtfaiye alayı çabuk geldi.
tuğgeneral
Albay ile general arasında rütbeye sahip ordu subayı.
"Brigadier general commanded."Tuğgeneral komuta etti.
amiral
bir filo içinde en yüksek rütbeli subay
"The admiral commands fleet."Amiral, filosunu yönetir.
pusu kurmak
Gizli bir yerde bekleyip bir hedefe ani bir saldırı başlatmak.
"The soldiers ambushed the enemy convoy."Askerler düşman konvoyuna pusu kurdu.
silahlanma
Bir ülkenin veya askeri gücün kullandığı askeri ekipman ve silahlar
"The country increased its armament before the coming war."Ülke yaklaşan savaş öncesinde silahlanmasını artırdı.
suikast düzenlemek
Genellikle siyasi amaçlı bir ani saldırıda önemli bir şahsı öldürme eylemi
"The assassin tried to assassinate the leader."Suikastçı lideri öldürmeyi denedi.
süvari
Orduda zırhlı araçlarla savaşan askerler grubu
"The cavalry charged the enemy."Süvari, hattı güçlendirmek için tam zamanında geldi.
ateşkes
Kalıcı barış görüşmelerinin yürütüldüğü dönemde, çatışma ya da savaş sırasında geçici olarak silahların bırakılması.
"The two sides agreed to a ceasefire after months of bloody fighting."İki taraf, aylar süren kanlı çatışmanın ardından ateşkes kararı aldı.
soğuk savaş
İki devlet arasında açıkça savaş halinde olmadan yaşanan düşmanca ilişki durumu
"The Cold War lasted many years."Soğuk Savaş uzun yıllar sürdü.
komplo kurmak
başka insanlarla yasadışı veya yıkıcı bir eylem gerçekleştirmek için gizli planlar yapmak
"The group conspired against the government."Grup hükümete karşı komplo kurdu.
askeri mahkeme (mahkeme-müfettişliği)
Askeri kanunları ihlal eden personel için yürütülen yargı süreci; suçlamalarla sonuçlanabilir.
"Face court martial."Askeri mahkeme ile yüzleşecek.
sokağa çıkma yasağı
Belirli bir saatten sonra, özellikle gece vakti, insanların dışarı çıkmasını yasaklayan düzenleme ya da kanun.
"Curfew starts at night."Sokağa çıkma yasağı gece başlar.
tahliye
insanların tehlikeli bir durumdan korunmak için başka bir yere nakledilmesi veya nakledilme eylemi
"The evacuation saved many lives."Tahliye birçok canı kurtardı.
garnizon
savunma amacıyla askerlerin konuşlandırıldığı askeri üs
"The garrison held the fort against the enemy for many days."Garnizon, düşmana karşı kaleyi birçok gün savundu.
sızmak, gizlice girmek
Bir örgüt ya da gruba üyelerini gözetlemek ya da bilgi toplamak amacıyla gizlice katılmak.
"The spy infiltrates the enemy base."Casus düşman üssüne sızdı.
lejyoner
Lejyon adı verilen bir ordunun parçası olan çok büyük bir grupta savaşan asker.
"The legionary fought bravely."Lejyoner cesurca savaştı.
paralı asker
Genellikle ideolojik veya ulusal bağlılıktan çok para karşılığında yabancı orduda görev yapan profesyonel asker
"The mercenary fought only for gold"Paralı asker sadece altın için savaştı.
yağmacı
yıkım, öldürme ve yağmalama amacıyla dolaşan kişi ya da hayvan
"Band of marauder."Yağmacı bir grup.
milis
Acil durumlarda orduya yardım etmek amacıyla asker olarak eğitilmiş sivillerden oluşan askeri grup
"The militia trained every weekend."Milis her hafta sonu eğitim yapıyordu.
seferber etmek
(devletin) bir askeri harekete hazırlık amacıyla örgütlemek ve donanmak
"The nation mobilizes for war."Ordu, görev için birlikleri seferber eder.
yağma etmek
özellikle savaş veya huzursuzluk dönemlerinde yağma yapmak
"The invaders pillaged the entire village."İstilacılar tüm köyü yağma etti.
isyan
Bir değişiklik yaratmayı amaçlayan, genellikle şiddet içeren, bir otoriteye karşı organize edilmiş bir eylem.
"Armed rebellion lasted."Silahlı isyan sürdü.
gazisi
Bir savaşta savaşmış eski silahlı kuvvetler mensubu.
"My grandfather is a veteran of the Second World War."Büyükbabam İkinci Dünya Savaşı gazisidir.
mutabakat, anlaşma
İki ülke ya da grup arasında resmi olarak imzalanan anlaşma.
"The two nations signed a peace accord."İki ülke barış mutabakatı imzaladı.
yıldırım harekatı yapmak
ani ve yoğun bir askeri saldırı gerçekleştirmek
"The army blitzed the enemy positions."Ordu düşman mevzilerine yıldırım harekatı yaptı.
bombalamak
Birine veya bir şeye sürekli olarak bomba düşürmek.
"The planes bombarded the enemy base."Uçaklar düşman üssünü bombaladı.
mühimmat
silahlarla ateşlenen mermi, fişek veya diğer fişekler
"The truck carried ammunition for the soldiers at the front."Kamyon, cephedeki askerler için mühimmat taşıdı.
sivil
silahlı kuvvetler veya polis üyesi olmayan veya aktif görevde bulunmayan kişi
"He is a civilian."O bir sivil.
fethetmek
silahlı kuvvetler kullanarak bir yeri veya insanları kontrol altına almak
"They conquer the land."Arazileri fethederler.
kontingent
Daha büyük bir güce katılmak üzere gönderilen askerî personel grubu.
"A small contingent of soldiers guarded the gate."Küçük bir kontingent asker kapıyı korudu.
darbe
hükümeti değiştirmek amacıyla beklenmedik, yasa dışı ve çoğunlukla şiddet içeren girişim
"The military took power in a sudden coup last year."Ordu geçen yıl ani bir darbe ile iktidarı ele geçirdi.
yangın çıkarıcı, kıvılcım cihazı
Patlama ve yangın çıkararak bir şeyi tamamen yok etmeyi amaçlayan cihaz.
"The incendiary caused damage."Yangın çıkarıcı cihaz bir yangına neden oldu.
Bu listedeki 40 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla