A Closer Look: Ders 8 · Street Talk 1 Kelime Listesi

Street Talk 1 Kelime Listesi listesindeki "A Closer Look: Ders 8" ile ilgili 100 İngilizce kelimeyi telaffuzu, örnek cümlesi ve Türkçe anlamıyla birlikte öğren.

100 kelime Street Talk 1 Kelime Listesi
to [have] ants in {one's} pants /hæv ˈænts ɪn wˈʌnz pˈænts/ ifade

sabırsız, heyecanlı olmak

çok sinirli ya da heyecanlı olduğu için sakin kalmakta zorlanmak

"The kids had ants in pants."Çocukların sabırsızlığı vardı.

antsy /ˈæntsi/ sıfat

huzursuz, sabırsız

Sinirden kaynaklanan, kıpır kıpır bir his taşıyan.

"The kids are antsy."Çocuklar huzursuz.

to [go] ape /ɡˌoʊ ˈeɪp/ ifade

çılgınca sevinmek

Bir şeye karşı aşırı heyecanlı ya da coşkulu olmak.

"Fans went ape."Çocuklar yeni oyuncaklara çılgınca sevindi.

to [go] apeshit /ɡˌoʊ ˈeɪpɪʃˌɪt/ ifade

çılgınca öfkelenmek

Aşırı sinirlenerek kontrolsüz, vahşi davranışlar sergilemek.

"Dad went apeshit when he saw the bill."Baba faturayı görünce çılgınca öfkelendi.

ass /ˈæs/ isim

aptal, salak

Mantıksız davranan, akılsız kişi.

"The stubborn ass refuses to move."İnatçı salak hareket etmiyor.

jackass /ˈdʒæˌkæs/ isim

sersem, ahmak

Saçma, düşüncesiz ya da inatla rahatsızlık veren kişi.

"The prankster acts like a jackass."Şakacı bir ahmak gibi davranıyor.

bats in the belfry /bˈæts ɪnðə bˈɛlfɹi/ ifade

aklını kaçırmış

Alışılmadık, çılgınca ya da kafa karıştırıcı davranışlar sergileyen kişi.

"My uncle has bats in the belfry, but he is harmless."Amcam aklını kaçırmış, ama zararsız.

batty /ˈbæti/ sıfat

tuhaf, çılgın

Biraz çılgın, eksantrik ya da zihinsel olarak garip davranan.

"That is a batty idea."Bu çok çılgın bir fikir.

(as|) blind as a bat /æz blˈaɪnd æz ɐ bˈæt/ ifade

yarasa gibi kör

Görme yetisi çok zayıf olan kişi için kullanılır.

"He is blind as a bat."O, yarasa gibi kör.

(as|) busy as a beaver /æz bˈɪzi æz ɐ bˈiːvɚ/ ifade

kunduz gibi meşgul

Aşırı aktif, meşgul ve çalışkan olmak.

"She is as busy as a beaver today."Bugün kunduz gibi meşgul.

eager beaver /ˈiːɡɚ bˈiːvɚ/ isim

gözü pek çalışan

Enerjik, istekli ve çok çalışmaya hazır kişi.

"The eager beaver finishes his work early."Gözü pek çalışan işi erken bitiriyor.

bee in {one's} bonnet /bˈiː ɪn wˈʌnz bˈɑːnɪt/ ifade

aklında bir şey takıntı haline gelmiş

Bir konuya karşı aşırı takıntılı olup sürekli bahseden kişi.

"His bee in bonnet is politics."Geri dönüşüm konusunda aklında bir şey takıntı haline gelmiş.

(as|) busy as a bee /æz bˈɪzi æz ɐ bˈiː/ ifade

arı gibi meşgul

İş, etkinlik vb. konularda çok meşgul olmak.

"He is as busy as a bee at work."İşte arı gibi meşgul.

to [mind] {one's} own beeswax /mˈaɪnd wˈʌnz ˈoʊn bˈiːswɑːks/ ifade

kendi işine bakmak

Başkalarının özel işlerine karışmaktan kaçınmak.

"He told me to mind my own beeswax."Bana kendi işime bakmamı söyledi.

a little bird /ɐ lˈɪɾəl bˈɜːd/ ifade

gizli bir kaynak

Kimliği belli olmayan, anonim bir bilgi kaynağı.

"A little bird told me."Gizli bir kaynak bana doğum günün olduğunu söyledi.

birds of a feather flock together /bˈɜːdz əvə fˈɛðɚ flˈɑːk təɡˈɛðɚ/ kalıp

tıpkı kuşlar gibi aynı çatı altında toplanır

Benzer ilgi ya da özelliklere sahip kişilerin birbirleriyle yakın ilişki kurma eğilimini ifade eder.

"They spend all their time together — birds of a feather flock together."Hepsi birlikte vakit geçiriyor — tıpkı kuşlar gibi aynı çatı altında toplanır.

early bird /ˈɜːli bˈɜːd/ isim

erken kalkan

Her sabah erken kalkma eğiliminde olan kişi.

"The early bird catches the worm."Erken kalkan solucanı yakalar.

to [eat] like a bird /ˈiːt lˈaɪk ɐ bˈɜːd/ ifade

kuş gibi az yemek

Çok az yemek yeme alışkanlığı.

"My sister eats like a bird always."Kız kardeşim her zaman kuş gibi az yer.

for the birds /fɚðə bˈɜːdz/ ifade

önemsiz

Önemli ya da ilgi çekici olmadığı için dikkate alınmaması gereken bir şeyi tanımlamak için kullanılır.

"This boring movie is for the birds."Bu sıkıcı film önemsiz.

to [give] {sb} the bird /ɡˈɪv ˌɛsbˈiː ðə bˈɜːd/ ifade

parmak kaldırmak

Birine karşı güçlü bir hoşnutsuzluk, öfke ya da saygısızlık göstergesi olarak orta parmağı yukarı kaldırarak hakaret içeren el işareti yapmak.

"He gave the driver the bird."Kalabalık kötü oyuncuya parmak kaldırdı.

jailbird /ˈdʒeɪlˌbɝd/ isim

eski mahkum

Tekrarlayan hapis cezalarına çarptırılmış suçlu.

"The ex-con is an old jailbird."Eski mahkum, uzun zamandır bir hapishane kuşu.

(the|) early bird (catches|gets) the worm /ðə ˈɜːli bˈɜːd kˈætʃᵻz ɡˈɛts ðə wˈɜːm/ kalıp

erken kalkan erken yararlanır

Güne ya da işe erken başlayan kişinin, geç başlayan ya da erteleyenlere göre avantaj elde edeceğini ifade eder.

"The early bird catches the worm, remember."Erken kalkan erken yararlanır, unutma.

buck up /bˈʌk ˈʌp/ fiil

cesaretini toplamak

Üzgün ya da cesareti kırılmış birine moral vermek, onu teşvik etmek.

"Buck up and try again."Cesaretini topla ve tekrar dene.

(as|) snug as a bug in a rug /æz snˈʌɡ æz ɐ bˈʌɡ ɪn ɐ ɹˈʌɡ/ ifade

kenevir gibi rahat

Oldukça huzurlu ve konforlu bir durumu tanımlamak için kullanılır.

"I feel snug as a bug."Kendimi kenevir gibi rahat hissediyorum.

bullshit /ˈbʊɫˌʃɪt/ isim

saçmalık

İnsanları etkilemek ya da kandırmak amacıyla söylenen abartılı, yanıltıcı ya da doğru olmayan ifadeler.

"That is just bullshit."O bahane tam bir saçmalık.

bullheaded /ˈbʊlˌhedɪd/ sıfat

inatçı

Azimli ama akılsızca, değişime kapalı bir tutum sergileyen kişi.

"He is bullheaded and won't listen."O inatçı ve dinlemiyor.

cock-and-bull story /kˈɑːkændbˈʊl stˈoːɹi/ isim

uçuk masal

İmkânsız ya da inanılmaz bir hikâye; özellikle bahane olarak kullanılan bir yalan.

"The cock-and-bull story convinces no one."Uçuk masal kimseyi ikna etmez.

to [take] the bull by the horns /tˈeɪk ðə bˈʊl baɪ ðə hˈɔːɹnz/ ifade

boğayı boynuzundan tutmak

Zorlu ya da tehlikeli bir durumla doğrudan ve cesurca yüzleşmek.

"He took the bull by the horns and started his own business."Boğayı boynuzundan tutup kendi işini kurdu.

dumb bunny /dˈʌm bˈʌni/ isim

aptal tavşan

Davranışları aptallık ya da cahillikle karakterize edilen kişi.

"She acted like dumb bunny."Yanlışını yaptığından dolayı kendini aptal tavşan olarak nitelendiriyor.

to [have|get] butterflies in {one's} [stomach] /hæv ɡɛt bˈʌɾɚflˌaɪz ɪn wˈʌnz stˈʌmək/ ifade

karnında kelebekler uçmak

Olacaklar hakkında çok heyecanlı ya da gergin hissetmek.

"I get butterflies in my stomach before a test."Sınavdan önce karnımda kelebekler uçuyor.

the straw that [break] the (camel's|donkey's) back /ðə stɹˈɔː ðæt bɹˈeɪk ðə kˈæməlz dˈɑːŋkɪz bˈæk/ ifade

son damla

Birbirini takip eden sorunların sonunda dayanılmaz hale gelen ve bir şeyi sonlandıran olay.

"Your lateness is the straw that breaks the camel's back."Geç kalman son damla oldu.

catnap /ˈkætˌnæp/ fiil

kısa şekerleme

Genellikle birkaç dakika süren hafif ve kısa bir uyku.

"The baby catnaps during the day."Bebek gün içinde kısa şekerleme yapar.

copycat /ˈkɑpiˌkæt/ isim

taklitçi

Başkasının davranışlarını, kıyafetlerini, fikirlerini vb. taklit eden kişi.

"Stop being a copycat!" the child shouts."Taklitçi olma, bırak! diye bağırdı çocuk.

curiosity killed the cat, but satisfaction brought it back /kjˌʊɹɪˈɑːsɪɾi kˈɪld ðə kˈæt bˌʌt sˌæɾɪsfˈækʃən bɹˈɔːt ɪt bˈæk/ kalıp

merak öldürür, tatmin geri getirir

Aşırı merakın olumsuz sonuçlar doğurabileceği, ancak bilgi ya da keşif peşinde koşmanın risklere rağmen tatmin edici olabileceği anlamında kullanılır.

"Curiosity killed the cat."Sürpriz hakkında sorular sormaya devam etti — merak öldürür.

to [rain] cats and dogs /ɹˈeɪn kˈæts ænd dˈɑːɡz/ ifade

bardaktan boşanırcasına yağmak

çok şiddetli yağmur yağması

"It rained cats and dogs yesterday."Dün bardaktan boşanırcasına yağdı.

to [look|feel] like something the cat [bring|drag] in /lˈʊk lˈaɪk sˈʌmθɪŋ ðə kˈæt bɹˈɪŋ ˈɪn/ ifade

kedi gibi dağınık

Çok dağınık ve bakımsız görünmek.

"He looks like something the cat dragged in."Kedi gibi dağınık görünüyor.

cat got your tongue /kˈæt ɡɑːt jʊɹ tˈʌŋ/ kalıp

dilini mi kaptın?

Konuşması beklenen birinin sessizliğine şaşırıp söylenen ifade

"Why are you so quiet? Cat got your tongue?"Neden bu kadar sessizsin? Dilini mi kaptın?

chicken out /tʃˈɪkɪn ˈaʊt/ fiil

korkaklık etmek

Korku ya da tereddüt nedeniyle planladığını yapmamaya karar vermek.

"He chickened out at the last minute."Son anda korkaklık etti.

to {not} [count] {one's} chickens /nˌɑːt kˈaʊnt wˈʌnz tʃˈɪkɪnz/ ifade

tavuk saymamak

Her şeyin planlandığı gibi gerçekleşeceğini varsaymadan temkinli olmak; beklenmedik engellerin olabileceğini unutmamak.

"Don't count your chickens yet."Henüz tavuk sayma.

(as|) (cunning|sly) as a fox /æz kˈʌnɪŋ slˈaɪ æz ɐ fˈɑːks/ ifade

tilki gibi kurnaz

Özellikle başkalarını kandırarak işleri zekice halletten biri.

"She is as cunning as a fox."O, tilki gibi kurnaz.

a frog in {one's} throat /ɐ fɹˈɑːɡ ɪn wˈʌnz θɹˈoʊt/ ifade

boğazda kuruluk

Ses tellerinin kuruması nedeniyle konuşmada zorlanma

"I have a frog in my throat and cannot speak clearly."Boğazımda kuruluk var, net konuşamıyorum.

to [get] {one's} goat /ɡɛt wˈʌnz ɡˈoʊt/ ifade

sinir bozmak

Birini çok rahatsız etmek ya da kızdırmak

"Loud noise gets my goat."Yüksek ses beni sinir bozuyor.

to [treat|handle] {sb/sth} with kid gloves /tɹˈiːt hˈændəl ˌɛsbˈiː slˈæʃ ˌɛstˌiːˈeɪtʃ wɪð kˈɪd ɡlˈʌvz/ ifade

nazikçe, özenle davranmak

birine ya da bir şeye karşı özellikle dikkatli, nazik ve düşünceli olmak

"You have to treat her with kid gloves, she is sensitive."Onunla nazikçe davranmalısın, o hassas.

scapegoat /ˈskeɪpˌɡoʊt/ isim

günah keçisi

Başkalarının hatalarının sorumluluğunu üstlenen kişi

"The manager makes him the scapegoat for the failed project."Müdür, başarısız proje için onu günah keçisi yaptı.

goose /ɡuːs/ fiil

popoyu sıkmak

Kalça bölgesine hafif bir itme ya da sıkma

"He goosed her bottom."Arkadaşını şaka yollu popoyla sıktı.

in hog heaven /hˈɑːɡ hˈɛvən/ ifade

cennette gibi olmak

Büyük bir mutluluk, sevinç ya da memnuniyet içinde olmak

"My son is in hog heaven with his new video game."Oğlum yeni video oyunu sayesinde cennette gibi.

hog /ˈhɑɡ/ fiil

kibirlenmek / tek başına almak

Bir şeyi bencilce ya da açgözlülükle almak ya da kullanmak

"Don't hog the food."Bütün battaniyeleri tek başına alma.

hogwash /ˈhɑˌɡwɑʃ/ isim

saçma sapan

Mantıksız, absürt bir düşünce ya da tartışma.

"His explanation is complete hogwash."Onun açıklaması tamamen saçma sapan bir iddiadır.

hoggish /hˈɑːɡɪʃ/ sıfat

oburca davranmak

Domuz gibi açgözlü, bencil ya da obur bir tutum sergilemek

"His hoggish behavior is annoying."Oburca davranışı sinir bozucu.

road hog /ɹˈoʊd hˈɑːɡ/ isim

yolu işgal eden sürücü

Sürücüye karşı agresif ya da bencilce davranan, genellikle yoldaki alanı gereksiz yere işgal eden kişi.

"The road hog refuses to move from the left lane."Yol yılanı sol şeritten çıkmak istemez.

to [beat] a dead horse /bˈiːt ɐ dˈɛd hˈɔːɹs/ ifade

boşuna uğraşmak

Zararı olmayan bir işe enerji harcamak

"Stop arguing, you are beating a dead horse."Tartışmayı bırak, boşuna uğraşıyorsun.

charley-horse /tʃˈɑːɹlɪhˈɔːɹs/ isim

kasılma / kramp

Yoğun egzersiz sonrası kaslarda oluşan ağrılı kasılma

"The runner gets a charley-horse in his calf."Koşucu baldırında bir kasılma yaşadı.

(straight|) from the horse's mouth /stɹˈeɪt fɹʌmðə hˈɔːɹsɪz mˈaʊθ/ ifade

doğrudan kaynağından

(bilgi) güvenilir ve kesin bir kaynaktan gelmek

"I heard it from the horse's mouth."Bunu doğrudan kaynağından duydum.

horse around /hˈɔːɹs ɐɹˈaʊnd/ fiil

oyun oynamak / şamata yapmak

Şakacı ve dikkatsiz bir şekilde eğlenmek

"Stop horsing around, please."Lütfen şamata yapmayı bırak.

like a chicken with its head cut off /lˈaɪk ɐ tʃˈɪkɪn wɪð ɪts hˈɛd kˈʌt ˈɔf/ ifade

kafası karışmış gibi koşmak

Aşırı derecede kafası karışmış ve telaşlı bir şekilde hareket etmek

"He ran around like a chicken with its head cut off."Kafası karışmış gibi koştu.

spring chicken /spɹˈɪŋ tʃˈɪkɪn/ isim

genç ve deneyimsiz

Henüz genç ve az tecrübesi olan kişi

"At seventy he is no spring chicken."Yetmişinde artık genç ve deneyimsiz sayılmaz.

clam up /klˈæm ˈʌp/ fiil

susmak, suskun kalmak

Aniden sessizleşmek ya da konuşmayı reddetmek; genellikle sinir, korku ya da bir bilgiyi gizli tutma isteği nedeniyle olur.

"He clammed up during the interrogation."Sorgulama sırasında suskun kaldı.

holy cow /hˈoʊli kˈaʊ/ ünlem

aman Tanrım

Şaşkınlık, hayranlık veya inançsızlık ifade etmek için kullanılır.

"Holy cow, look at that!"Aman Tanrım, şuna bak!

(till|until) the cows come home /tˈɪl ʌntˈɪl ðə kˈaʊz kˈʌm hˈoʊm/ ifade

sürekli / sonsuza kadar

Uzun ve belirsiz bir zaman dilimini ifade eder, genellikle çok uzun süreceği ima edilir

"We can talk till cows come home."İnekler eve dönene kadar konuşabiliriz.

dog do /dˈɑːɡ dˈuː/ isim

köpek dışkısı

Köpeklerin bıraktığı dışkı

"Watch out for dog do."Köpek dışkısı kaldırıma bulaşmış, iğrenç.

dog-eared /dˈɑːɡˈɪɹd/ sıfat

köpek kulaklı

Aşırı kullanım sonucu köşe ve kenarları kıvrılmış, yıpranmış hâlde olan (kitap, dergi vb.).

"The book is dog-eared."Kitap köpek kulaklı.

to [be] in the doghouse /biː ɪnðə dˈɑːɡhaʊs/ ifade

kafasını çeken olmak

Bir hata ya da kusur nedeniyle birinin kızgınlığına maruz kalmak

"He is in doghouse."Yıldönümümüzü unuttuğu için kafasını çeken durumda.

dog-tired /dˈɑːɡtˈaɪɚd/ sıfat

çok yorgun

Yoğun fiziksel veya zihinsel çaba nedeniyle tamamen bitkin düşmüş.

"I am dog-tired now."Şimdi çok yorgunum.

dog eat dog /dˈɑːɡ ˈiːt dˈɑːɡ/ ifade

köpek köpeği yiyen ortam

(İş, siyaset vb.) Rekabetin o kadar şiddetli olduğu, herkesin başarılı olmak için başkalarına zarar vermeyi bile göze alacağı durum.

"The business world is dog eat dog."İş dünyası köpek köpeği yiyen bir ortamdır.

{one's} dogs [are] barking /wˈʌnz dˈɑːɡz ɑːɹ bˈɑːɹkɪŋ/ kalıp

ayaklar ağrıyor

Ayakların ağrıdığını söylemek için kullanılan bir deyim

"My dogs are barking today."Bugün ayaklarım ağrıyor.

to [put] on the dog /pˌʊt ɑːnðə dˈɑːɡ/ ifade

gösteriş yapmak

Zengin ya da şık olduğunu kanıtlamak için yapmacık davranmak

"He likes to put on the dog."Partilerde gösteriş yapmayı seviyor.

(as|) sick as a [dog|horse] /æz ɔːɹ sˈɪk æz ɐ dˈɑːɡ ɔːɹ hˈɔːɹs/ ifade

kurt gibi hasta

Çok ağır hastalık ya da rahatsızlık içinde olmak

"He was sick as a dog."Kurt gibi hastaydı.

top dog /tˈɑːp dˈɑːɡ/ isim

en büyük köpek

belirli bir grup ya da organizasyonda en yüksek konuma sahip olan kişi

"She is top dog."Şirketinde en büyük köpek olmak için çok çalışıyor.

dead duck /dˈɛd dˈʌk/ isim

ölü ördek

hiç başarılı olamayan ya da gelecekte başarılı olması çok düşük olan kişi ya da şey

"Without funding the project is a dead duck."Finansman olmadan proje bir ölü ördek haline geldi.

sitting duck /sˈɪɾɪŋ dˈʌk/ isim

oturur ördek

yeterli savunma ya da koruma bulunmayan ve kolay hedef alınabilen kişi ya da şey

"The slow-moving soldier is a sitting duck for the sniper."Yavaş hareket eden asker, keskin nişancı için oturur ördektir.

(as|) bald as an eagle /æz bˈɔːld æz ɐn ˈiːɡəl/ ifade

kartal gibi kel

Tamamen kel olan birini tanımlamak için kullanılır.

"He is bald as an eagle."Kartal gibi kel.

to [have] a memory like an elephant /hæv ɐ mˈɛmɚɹi lˈaɪk ɐn ˈɛlɪfənt/ ifade

fil hafızası

kolayca hatırlayan ve nadiren unutulan hafıza

"She has a memory like an elephant."Onun fil hafızası var.

white elephant /wˈaɪt ˈɛlɪfənt/ isim

beyaz fil

bakımı maliyetli ve elden çıkarılması zor, genellikle değerinden daha fazla sorun yaratan nesne

"The large monument becomes a white elephant that no one uses."Büyük anıt, kimsenin kullanmadığı bir beyaz fil haline geldi.

fishy /ˈfɪʃi/ sıfat

şüpheli, kuşku uyandıran

Dürüst olmayan ya da şüpheli bir durumu ima eden.

"The story sounds fishy."Hikâye şüpheli geliyor.

to [make|cast] sheep's eyes at {sb} /mˌeɪk ɔːɹ kˈæst ʃˈiːps ˈaɪz æt ˌɛsbˈiː/ ifade

koyun gözleriyle bakmak

birine karşı aşırı tutkulu bir bakış sergilemek

"He made sheep's eyes at her."Ona koyun gözleriyle baktı.

a different kettle of fish /ɐ dˈɪfɹənt kˈɛɾəl ʌv fˈɪʃ/ ifade

tamamen farklı bir konu

Konuşulan konudan tamamen bağımsız, başka bir mesele.

"Being a manager is a different kettle of fish."Yönetici olmak tamamen farklı bir konu.

foxy /ˈfɑksi/ sıfat

kurnaz

(kadın için) cinsel açıdan çekici, alımlı.

"She looks so foxy."O çok kurnaz.

horseshit /ˈhɔɹsˌʃɪt/ isim

saçmalık

Açıkça saçmalık veya bariz yalanlar

"I am not listening to that horseshit."O saçmalığı dinlemiyorum.

hung like a horse /hˈʌŋ lˈaɪk ɐ hˈɔːɹs/ ifade

at gibi uzun

cinsel açıdan çok iyi donanımlı bir erkeği tanımlayan argo ifade

"He is hung like horse."O, at gibi uzun.

high horse /hˈaɪ hˈɔːɹs/ isim

yüksek at

kendini başkalarından üstün göstermek için sergilenen kibirli ve gösterişli tavır

"She gets off her high horse and apologizes."Yüksek atından in ve özür dile.

(as|) gentle as a lamb /æz dʒˈɛntəl æz ɐ lˈæm/ ifade

kuzu gibi yumuşak

çok nazik ve sakin davranan kişi

"The baby is gentle as a lamb."Bebek, kuzu gibi yumuşak.

in two shakes /ɪn tˈuː ʃˈeɪks/ ifade

iki çırpıda

çok kısa sürede, çabucak

"I will be ready in two shakes."İki çırpıda hazır olurum.

to [make] a mountain out of (a|) molehill /mˌeɪk ɐ mˈaʊntɪn ˌaʊɾəv ɐ mˈoʊlhɪl/ ifade

dağ yapmak

küçük bir sorunu olduğundan daha büyük ve tehlikeli göstererek abartmak

"Don't make a mountain out of a molehill."Küçük bir meseleye dağ yapma.

grease monkey /ɡɹˈiːs mˈʌnki/ isim

tamirci

Araçlarla ilgilenen, onarım ve bakım yapan kişi.

"The grease monkey works at the local garage."Tamirci, yerel garajda çalışıyor.

to [make] a monkey (out|) of {sb} /mˌeɪk ɐ mˈʌnki ˈaʊt ɔːɹ ʌv ˌɛsbˈiː/ ifade

maymun gibi göstermek

birinin başkaları önünde aptal görünmesini sağlamak

"He made a monkey out of me."Beni maymun gibi gösterdi.

animal /ˈænɪməl/ sıfat

hayvani

Bedensel iştah ve tutkularla yönlendirilen, içgüdüsel davranışları tanımlayan.

"His animal nature showed."Hayvani içgüdü devreye girdi.

go ape /goʊ eɪp/ ifade

çılgına dönmek

Bir şey hakkında aşırı heyecanlanmak veya coşku duymak.

"They will go ape."Çılgına dönecekler.

bird /bərd/ isim

genç kadın

Genç bir kadın yetişkin.

"She is a bird."O bir genç kadın.

give somebody the bird /gɪv ˈsəmˌbɑdi ðə bərd/ ifade

kuş vermek

Birine karşı güçlü bir hoşnutsuzluk, rahatsızlık veya saygısızlık işareti olarak, orta parmağı kaldırıp diğerlerini aşağı doğru uzatarak kaba bir el hareketi yapmak.

"He gave the bird."Ona kuş verdi.

buck /bʌk/ isim

dolar

Bir Amerikan doları.

"I have one buck."Ormanın yakınında bir dolar buldum.

bug /bəg/ isim

mikrop

hastalığa neden olabilen küçük bir canlı organizma

"There is a bug."Bir mikrop var.

bug /bəg/ fiil

rahatsız etmek

birini sürekli olarak, genellikle tekrarlanan istekler veya taleplerle rahatsız etmek

"He will bug you."Seni rahatsız edecek.

work out /wərk aʊt/ fiil

çözmek

Bir soruna çözüm bulmak.

"Let's work out this."Bunu çözeceğiz.

chickenshit /chickenshit*/ isim

ezik

Zayıf ve cesaretten yoksun kişi.

"He is chickenshit."O bir ezik.

hog /hɑg/ isim

domuz

Aşırı derecede açgözlü veya bencil kişi.

"He is a hog."O bir domuz.

clam /klæm/ isim

dolar

bir dolarlık kağıt para.

"Give me a clam."Bana bir dolar ver.

dog /dɔg/ isim

köpek

çekici olmayan bir kişi, özellikle bir kız veya kadın

"He is a dog."O bir köpek.

hound /haʊnd/ isim

köpek

Ahlaki olarak kınanması gereken kişi.

"He is a hound."O bir köpek.

eagle eye /ˈiːɡəl ˈaɪ/ isim

kartal göz

çok dikkatli ve gözlemci olan kişi

"The editor has an eagle eye for spelling mistakes."Editör, yazım hatalarına karşı kartal göz sahibidir.

fox /fɑks/ isim

güzel

yakışıklı genç bir kişi, özellikle bir kadın

"He is a fox."O yakışıklı.

Bu listedeki 100 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

Street Talk 1 Kelime Listesi — Konular