dementia
/dɪˈmɛnʃiə/
🔊
isim
demans
Beynin hastalık ya da yaralanma sonucu zarar görmesiyle ortaya çıkan, hafıza kaybına ve düşünme ya da karar verme yetisinin bozulmasına yol açan zihinsel bir durum.
"Dementia gradually affects memory and reasoning abilities"Demans, hafıza ve akıl yürütme yetilerini yavaş yavaş etkiler.
autism
/ˈɔˌtɪzəm/
🔊
isim
otizm
Erken çocukluk döneminde başlayan, davranış, sosyal ve iletişim becerilerinde zorluklara yol açan bir bozukluk.
"Autism affects communication and social interaction differently"Otizm, iletişim ve sosyal etkileşimi farklı şekillerde etkiler.
hyperactivity
/ˌhaɪpɝækˈtɪvɪti/
🔊
isim
hiperaktivite
Kişinin olağanüstü derecede hareketli olduğu, uzun süre odaklanamayıp sessiz kalamadığı bir durum; genellikle çocuklarda görülür.
"Child shows high hyperactivity."Çocuk yüksek hiperaktivite gösteriyor.
attention deficit hyperactivity disorder
/ɐtˈɛnʃən dˈɛfɪsˌɪt hˌaɪpɚɹɐktˈɪvɪɾi dɪsˈoːɹdɚ/
🔊
isim
dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu
Çoğunlukla çocuklarda görülen, kişiyi huzursuz, odaklanamayan ve dürtüsel davranan bir hale getiren bir durum.
"ADHD causes restlessness and impulsivity."Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, odaklanma güçlüğüne neden olur.
obsessive-compulsive disorder
/ˈɑːkd/
🔊
isim
obsesif kompulsif bozukluk
Kişinin sürekli istenmeyen düşüncelere sahip olmasına ya da temizlik yapma, kontrol etme gibi eylemleri defalarca tekrarlamasına neden olan bir bozukluk.
"OCD has unwanted thoughts."OKB, kişinin eylemleri veya düşünceleri sürekli tekrarlamasına neden olur.
post-traumatic stress disorder
/pˈoʊsttɹɔːmˈæɾɪk stɹˈɛs dɪsˈoːɹdɚ/
🔊
isim
travma sonrası stres bozukluğu
Çok şok edici veya korkutucu bir olay yaşayan kişide oluşan, kabuslar veya olayın aniden canlanmasına neden olan bir bozukluk.
"PTSD causes flashbacks from trauma."Travma sonrası stres bozukluğu, korkutucu bir olayın ardından ortaya çıkar.
panic attack
/pˈænɪk ɐtˈæk/
🔊
isim
panik atak
Ani ve yoğun kaygı ya da korku hissiyle ortaya çıkan bir bozukluk.
"She had sudden panic attack."Kalabalık bir alışveriş merkezinde aniden panik atak geçirdi.
paranoia
/ˌpɛɹəˈnɔɪə/
🔊
isim
paranoya
Başkalarının size zarar vermek istediğine dair mantıksız ve sürekli bir korku
"His paranoia made him very afraid."Paranoyası onu çok korkutuyordu.
personality disorder
/pˌɜːsənˈælɪɾi dɪsˈoːɹdɚ/
🔊
isim
kişilik bozukluğu
Sosyal davranış kalıplarında, sağlıklı ilişkiler kurmada ve topluma uyum sağlamada bozukluk gösteren herhangi bir zihinsel hastalık.
"The patient was diagnosed with a personality disorder."Hasta kişilik bozukluğu tanısı aldı.
psychopath
/ˈsaɪkoʊˌpæθ/
🔊
isim
psikopat
Şiddetli bir zihinsel rahatsızlığı olan ve şiddetli ya da antisosyal davranışlara eğilimli kişi.
"He is dangerous psychopath."O, tehlikeli bir psikopat.
sociopath
/ˈsoʊsioʊˌpæθ/
🔊
isim
sosyopat
Dürtüsel davranış, azalan pişmanlık ve başkalarının duygularına kayıtsızlıkla karakterize bir zihinsel rahatsızlığı olan kişi.
"She is clever sociopath."O, zeki bir sosyopat.
schizophrenia
/ˌskɪtsəˈfɹiniə/
🔊
isim
şizofreni
Kişinin düşünme, hissetme veya davranma yeteneğinin etkilendiği, sıklıkla gerçeklik algısının bozulmasıyla ilişkili kronik bir ruhsal bozukluk
"Schizophrenia distorts reality perception."Şizofreni bozuk düşüncelere ve varsanılara neden olur.
borderline personality disorder
/bˈoːɹdɚlˌaɪn pˌɜːsənˈælɪɾi dɪsˈoːɹdɚ/
🔊
isim
sınırda kişilik bozukluğu
Kişinin dürtüsel davranmasına, ruh halinde şiddetli dalgalanmalar yaşamasına ve kişilerarası ilişkiler kuramamasına neden olan bir ruhsal hastalık.
"BPD causes impulsive actions."Sınırda kişilik bozukluğu, dengesiz ruh hali ve ilişkilere neden olur.
bipolar disorder
/baɪpˈoʊlɚ dɪsˈoːɹdɚ/
🔊
isim
bipolar bozukluk
mani ve depresyon ataklarıyla kendini gösteren kronik bir zihinsel sağlık hastalığı
"She has bipolar disorder."Onun bipolar bozukluğu var.
dissociative identity disorder
/dɪsˈoʊsiətˌɪv aɪdˈɛntɪɾi dɪsˈoːɹdɚ/
🔊
isim
disosiyatif kimlik bozukluğu
Kişide birbirinden farklı anılar ve davranış kalıplarına sahip birden fazla kişiliğin bulunduğu psikolojik bir durum.
"DID has many personalities."Disosiyatif kimlik bozukluğu, birden fazla kişilik varlığını içerir.
insomnia
/ˌɪnˈsɑmniə/
🔊
isim
uykusuzluk
kişinin uyuyamamasına veya uykuda kalınamamasına yol açan bir bozukluk
"Insomnia kept him awake all night."Uykusuzluk onu bütün gece uyanık tuttu.
amnesia
/æmˈniʒə/
🔊
isim
amnezi
kısmi veya tam hafıza kaybına yol açan ciddi bir tıbbi durum
"The accident caused amnesia."Kaza amneziye neden oldu.
egomania
/ˌiːɡoʊmˈeɪniə/
🔊
isim
egomani
Kişinin aşırı derecede benmerkezci ve kendi çıkarlarını ön planda tutma eğiliminde olduğu bir zihinsel durum.
"His egomania is extreme."Onun egomani çok aşırı.
self-harm
/sˈɛlfhˈɑːɹm/
🔊
isim
kendine zarar verme
Genellikle bir zihinsel bozukluğun sonucu olarak, kişinin kendisini kasıtlı olarak yaralaması eylemi.
"She does self-harm sometimes."Bazen kendine zarar verir.
masochistic
/ˈmæsəkɪstɪk/
🔊
sıfat
mazoşist
Fiziksel veya zihinsel olarak zarar görmekten veya kontrol edilmekten cinsel tatmin sağlamak.
"His masochistic desire."Mazoşist arzusu.
sadistic
/səˈdɪstɪk/
🔊
sıfat
sadist
Başkalarına zarar vermekten veya onları aşağılamaktan zevk almak, özellikle cinsel zevk almak.
"His sadistic nature."Sadist doğası.
disorder
/dɪˈsɔɹdɝ/
🔊
isim
bozukluk
normal fiziksel veya zihinsel işlevi bozan bir hastalık, rahatsızlık veya tıbbi durum
"He has a rare blood disorder."Nadir bir kan bozukluğu var.
anxiety
/æŋˈzaɪəti/
🔊
isim
anksiyete
(psikiyatri) Geçerli bir neden olmadan kötü bir şey olacağını beklediği, sürekli sinirlilik ve endişe duygusu yaşayan bir zihinsel bozukluk
"He has much anxiety."Ekonomik belirsizlik birçok küçük işletmeyi endişelendirdi.
mental
/ˈmɛntəl/
🔊
sıfat
zihinsel
duygusal, psikolojik ve bilişsel esenlik yönleri de dahil olmak üzere zihnin sağlığı veya durumu ile ilgili
"He has mental problems."Zihinsel sorunları var.
depression
/dɪˈpɹɛʃən/
🔊
isim
depresyon
Sürekli üzüntü, umutsuzluk hisleri ve aktivitelere karşı enerji veya ilgi eksikliğiyle karakterize bir durum
"She suffers from depression."Klinik depresyon teşhisi kondu.
mania
/ˈmeɪniə/
🔊
isim
mani
kişinin enerji seviyesinde, ruh halinde veya duygularında aşırı ve olağandışı değişikliklere neden olan zihinsel durum
"He experienced a mania."Bir mani yaşadı.
paranoid
/ˈpɛɹəˌnɔɪd/
🔊
sıfat
paranoyak
Diğer insanların kendisine zarar vermeye çalıştığına inandıran bir zihinsel bozukluk taşıyan.
"He is paranoid about germs."Mikroplar konusunda paranoyak.
psychotic
/ˌsaɪˈkɑtɪk/
🔊
sıfat
psikotik
Beyin işlevlerini o kadar şiddetli etkileyen ki, gerçek ile hayal arasındaki farkı ayırt edememe durumunu tanımlayan bir zihinsel bozukluk.
"He had a psychotic episode."Psikotik bir atak geçirdi.
trauma
/ˈtɹɔmə/
🔊
isim
travma
aşırı şoktan kaynaklanan ve çok uzun sürebilecek zihinsel bir tıbbi durum
"The trauma was severe."Travma şiddetliydi.
instability
/ˌɪnstəˈbɪɫɪti/
🔊
isim
istikrarsızlık
Duygu durumunda öngörülemez değişiklikler gösterme ya da düzensiz davranma eğilimi.
"The political instability caused concern."Siyasi istikrarsızlık endişe yarattı.
complex
/ˈkɑmplɛks/
🔊
isim
kompleks
Bir kişinin davranışını ve düşünce kalıplarını etkileyen, kısmen veya tamamen bastırılmış duygu veya dürtülerden oluşan bir grup.
"He has a mother complex."Bir anne kompleksi var.
suicidal
/ˌsuəˈsaɪdəɫ/
🔊
sıfat
intihar eğilimi
Hayati tehlike taşıyan, ölümle sonuçlanma ihtimali yüksek düşünce ya da davranışlar.
"The plan was suicidal."İntihar eğilimleri var.