engellilik
Bir kişinin bedeninin bir kısmını tam olarak kullanmasını ya da bir şeyi kolayca öğrenmesini engelleyen fiziksel ya da zihinsel durum.
"Her disability does not limit her ambition."Onun engelliliği hırsını sınırlamıyor.
Fiziksel Engellilikler ve Hastalıklar konusundaki 25 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.
engellilik
Bir kişinin bedeninin bir kısmını tam olarak kullanmasını ya da bir şeyi kolayca öğrenmesini engelleyen fiziksel ya da zihinsel durum.
"Her disability does not limit her ambition."Onun engelliliği hırsını sınırlamıyor.
bozukluk
Vücudun ya da beynin bir bölümünün düzgün çalışmadığı durum.
"He has hearing impairment."İşitme bozukluğu var.
AIDS
Bağışıklık sistemini hedef alan ve zayıflatan, ciddi ve ölümcül olabilen bir virüs hastalığı.
"Many people live with AIDS for years."Birçok insan yıllarca AIDS ile yaşıyor.
astım
nefes darlığı ve zorlu nefes almaya neden olan bir hastalık
"Her asthma attack required immediate medication."Astım krizi anında ilaç tedavisi gerektirdi.
kanser
Vücudun bir bölümündeki hücrelerin kontrolsüz büyümesinden kaynaklanan ve diğer bölümlere yayılabilen ciddi bir hastalık.
"Cancer is a serious disease."Kanser ciddi bir hastalıktır.
kolera
Belirli bir bakteriyle kirlenmiş su ya da yiyecek tüketimi sonucu ortaya çıkan, ishal ve kusma ile seyreden ölümcül olabilen hastalık.
"Cholera outbreak happened."Kolera salgını gerçekleşti.
kızamık
yüksek ateş ve vücutta küçük kırmızı döküntülerle seyreden, özellikle çocuklarda sık görülen bulaşıcı hastalık
"Measles is contagious."Kızamık bulaşıcıdır.
diyabet
Vücudun yeterli insülin üretememesi nedeniyle kan şekeri seviyelerini düzenleyemediği ciddi bir sağlık sorunu.
"She has diabetes illness."Diyabet hastalığı var.
su çiçeği
Genellikle çocukları etkileyen, hafif ateş ve kaşıntılı kabarcıklı döküntüye yol açan bulaşıcı hastalık.
"Child had chickenpox disease."Çocuk su çiçeği geçirdi.
covid‑19
koronavirüs adı verilen bir virüs türünün neden olduğu, ateş, yorgunluk, öksürük gibi belirtiler gösteren ve bazı vakalarda ölümle sonuçlanabilen bulaşıcı hastalık; Çin'de ortaya çıkıp daha sonra küresel bir pandemiye dönüşmüştür
"Covid-19 changed life"Covid‑19 hayatı değiştirdi.
deniz tutması
Tekne ya da geminin sallanma hareketi nedeniyle ortaya çıkan baş dönmesi ve mide bulantısı
"She had bad seasickness."Onun deniz tutması çok şiddetliydi.
kalp krizi
Kalbe kan akışının aniden kesilmesiyle ortaya çıkan ve bazı durumlarda ölümcül olabilen tıbbi acil durum
"He had serious heart attack."Onun ciddi bir kalp krizi geçirdi.
sağırlık
Tamamen ya da kısmen işitme kaybı durumu
"He has complete deafness."Onun tam sağırlığı var.
körlük
tamamen ya da kısmen görme yetisinin kaybolması durumu
"He suffers from blindness."Körlükten muzdarip.
tüberküloz
Özellikle akciğeri etkileyen, vücutta şişliklere yol açabilen potansiyel olarak ciddi bir bakteriyel hastalık.
"Tuberculosis spreads mainly through airborne droplets"Tüberküloz, ağırlıklı olarak havadan bulaşan damlacıklarla yayılır.
özel ihtiyaçlar
Özellikle fiziksel, duygusal ya da zihinsel bir engeli olan bireyin sahip olduğu özel gereksinimler
"Child has special needs."Çocuğun özel ihtiyaçları var.
sendrom
Belirli bir hastalığa veya duruma işaret eden bir grup tıbbi belirti.
"He has a rare syndrome."Nadir bir sendromu var.
veba
fareler aracılığıyla yayılan, ateş ve şişliklere yol açan, genellikle enfekte olanı öldüren tehlikeli hastalık
"The plague killed millions in medieval Europe."Veba, Orta Çağ Avrupa'sında milyonlarca insanı öldürmüştür.
inme
beyindeki bir kan damarının yırtılması ya da tıkanması sonucu bilinç kaybına ve vücudun bir kısmının felç ya da ölümle sonuçlanabilecek tehlikeli bir durum
"He had a stroke"O, inme geçirdi.
enfeksiyon
bir hastalığa neden olan organizmanın (virüs veya parazit gibi) belirli bir hastalığa neden olduğu eylem
"This infection is bad."Bu enfeksiyon kötü.
şok
vücudun etkili bir şekilde kan dolaştırmakta başarısız olduğu, düşük oksijen seviyesine ve potansiyel organ çökmesine yol açan kritik bir fiziksel durum
"The patient is in shock."Hasta şokta.
genetik
(hastalıklar için) ebeveynlerden miras kalan
"It is genetic."Bu genetik.
ölümcül
Ölüme neden olan.
"The injury was fatal."Yaralanma ölümcüldü.
engelli
bir hastalık, yaralanma vb. nedeniyle vücudunun veya zihninin bir kısmını tamamen veya kısmen kullanamama durumu
"He is disabled but independent."O engelli ama bağımsız.
engellilik
Bir kişinin zihinsel ya da fiziksel işlevlerini kısıtlayan durum
"He has physical handicap."Onun fiziksel engelliliği var.
Bu listedeki 25 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla