tokma
Kayış, çanta, ayakkabı vb. nesneleri bağlamak için menteşeli iğne içeren metal ya da plastik parça.
"The buckle broke."Tokma kırıldı.
Kıyafet Bileşenleri konusundaki 28 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.
tokma
Kayış, çanta, ayakkabı vb. nesneleri bağlamak için menteşeli iğne içeren metal ya da plastik parça.
"The buckle broke."Tokma kırıldı.
manşet
Bilekteki, geriye katlanabilen kol kısmı.
"The cuff was wet."Manşet ıslaktı.
dikiş kenarı
Kumaşın ya da giysinin kenarının iki kat katlanıp dikişle sabitlenmiş kısmı.
"She shortens the dress hem."Elbisenin dikiş kenarını kısalttı.
kol
giysinin kolu tamamen veya kısmen kaplayan bölümü
"The long sleeve is ripped."Kolu yırtık.
omuz pedi
Buz hokeyi ya da futbol gibi sporlarda, formanın omuz kısmına takılan sert koruyucu malzeme.
"The jacket has thick shoulder pads."Ceket kalın omuz pedlerine sahip.
kayış
Bağlamak, taşımak ya da tutmak amacıyla kullanılan dar parça kumaş, deri vb.
"The watch strap was made of leather."Saat kayışı deriden yapılmıştı.
kanca düğmesi
Giysinin bir deliğinden ya da halkasından geçirilerek tutturulan, genellikle ahşap ya da plastikten yapılan küçük bağlayıcı.
"The coat uses toggle buttons."Kaban kanca düğmeleriyle kapatılıyor.
ayakkabı bağcığı
Ayakkabının tokalarını geçerek sıkıca bağlamak için kullanılan ince iplik ya da kord.
"My shoelace came loose."Ayakkabı bağcığım gevşedi.
mandal
İki parçayı bir arada tutmak için kullanılan, tokma, kanca ya da klips gibi bir bağlama aparatı.
"The gold clasp is broken."Altın mandal kırılmış.
kemer tokası
Kemerin iki ucunu bir arada tutan toka ya da bağlayıcı.
"His belt buckle is silver."Kemer tokası gümüşten.
pul
Genellikle giysi ya da aksesuara işlenerek parlaklık ve ışıltı katmak amacıyla kullanılan, küçük, parlak, yuvarlak ya da düz süs nesnesi.
"The sequin catches the light."Pul ışığı yakalıyor.
düğme deliği
Bir düğmenin takılarak kapanmasını sağlayan, giysinin üzerinde bulunan ince yarık ya da delik.
"Sew the buttonhole carefully."Düğme deliğini dikkatle dikti.
kol deliği
Gömlek ya da ceket gibi giysilerde, kullanıcının kolunu alacak şekilde kesilmiş açıklık.
"The armhole is too tight."Kol deliği çok dar.
bileklik (kol bileziği)
Üst kol çevresine takılan, genellikle metal, ahşap ya da kumaştan yapılan ve taş ya da süslemelerle süslenebilen takı.
"She wears a gold armlet."Altın bir bileklik takıyor.
yapay gömlek önü (dicky)
Gömlek ya da bluzun boyun ve göğüs kısmına takılan, tam gömlek gibi görünmek için kullanılan çıkarılabilir aksesuar.
"His dicky is detachable collar."Onun dicky'si çıkarılabilir bir yakadır.
omuzluk
Askeri ya da polis üniformalarında kullanılan süslemeli omuz parçacığı ya da rozet.
"The uniform has gold epaulettes."Üniformanın omuzlarında altın omuzluklar bulunuyor.
fırfır
bir giysiye takılan, akıcı veya dekoratif bir etki yaratan, büzgülü, pileli veya fırfırlı bir kumaş şeridi veya parçası.
"The dress has a flounce."Elbisede fırfır var.
kiriş
Kıyafete eklenen, üçgen ya da elmas biçiminde bir kumaş parçası; ekstra alan sağlamak ya da güçlendirme amacı taşır.
"The gusset adds extra room."Kiriş ekstra alan kazandırıyor.
etek ucu
Kıyafetin alt kısmının katlanıp dikilerek yırtılmasını önleyen, yapısal bütünlük ve bitmiş bir görünüm kazandıran kenar.
"The hemline falls below knee."Etek ucu dizin altına kadar uzanıyor.
jabot
Genellikle dantel ya da fırçalı kumaştan yapılan, gömlek, bluz ya da elbisenin boyun ve göğüs bölgesinde takılan süs aksesuarı.
"The jabot has ruffled lace."Jabot, fırçalı dantelden yapılmış.
yakalık
bir ceket veya paltonun ön tarafında, yakadan göğse kadar uzanan katlanmış bir kumaş parçası.
"His lapel holds a flower."Yakası bir çiçek tutuyor.
yaka hattı
Kıyafetin boyun, omuz ve üst göğüs bölgesini çevreleyen açıklığın şekli ya da stili.
"The neckline is very low."Yaka hattı çok alçak.
yama cep
Kumaşın dış kısmına dikilen, genellikle üst kısmı açık bir düz parça; cep olarak işlev görür.
"Her jeans have patch pockets."Onun kot pantolonunda yama cepler var.
şal yaka
Kıyafetin yakasının geriye doğru katlanarak şal biçimi alması; şal gibi durur.
"The sweater has a shawl collar."Kabanın şal yakası var.
halter yaka
üst kısmı boynun arkasından bağlanan, sırtı, kolları ve beli açık bırakan bir kadın giysisi.
"She wears a halter top."Halter yaka giyiyor.
bel ölçüsü
Bir kişinin vücudunun orta kısmının çevresinin ölçüsü.
"Her waistline changed."Bel ölçüsü değişti.
yaka (yoke)
giysinin omuz ya da bel bölgesinde iki ya da daha fazla kat kumaştan oluşan parçası
"The dress has a yoke."Elbisenin bir yakası vardır.
peplum
giysinin bel kısmına dikilen süslemeli fırfır ya da kumaş uzantısı
"The jacket has a peplum."Ceket bir pepluma sahiptir.
Bu listedeki 28 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla