Pelerinler ve Tek Parça Takımlar, Etekler, Bebek Giyim ve 4 Konu Daha · Giyim İle İlgili İngilizce Kelimeler

Giyim İle İlgili İngilizce Kelimeler listesinden Pelerinler ve Tek Parça Takımlar, Etekler, Bebek Giyim ve 4 konu daha kapsayan 107 İngilizce kelimeyi telaffuzu, örnek cümlesi ve Türkçe anlamıyla birlikte öğren.

107 kelime Giyim İle İlgili İngilizce Kelimeler

Pelerinler ve Tek Parça Takımlar

cloak /kloʊk/ isim

pelerin

Boyun kısmından bağlanan, kolları olmayan gevşek dış giyim.

"The cloak kept him warm."Pelerin onu sıcak tuttu.

poncho /ˈpɑntʃoʊ/ isim

ponço

Kolları olmayan, vücudun üzerine giyilen, sıcak tutan ve hava koşullarından koruyan basit dış giyim.

"The sudden rain made him glad he had a poncho."Ani yağmur, ponço taşıdığını hatırlattı.

cover-up /ˈkəvɝˌəp/ isim

üst giyim (cover‑up)

Hafif kumaştan yapılmış, bol kesimli ve genellikle mayo ya da diğer kıyafetlerin üzerine giyilerek cildi güneşten koruyan giysi.

"She wears a beach cover-up."O, plajda bir üst giyim giyiyor.

jumpsuit /ˈdʒəmpˌsut/ isim

tulum

üst ve pantolonu tek bir parça hâlinde birleştiren tek parçalı giysi

"She wears a black jumpsuit."O siyah bir tulum giyiyor.

catsuit /ˈkæt.suːt/ isim

tulum

gövdeyi, bacakları ve bazen kolları kaplayan, genellikle spandeks veya lateks gibi esnek malzemeden yapılmış, tek parça, vücuda oturan bir giysi

"Her catsuit is tight."Onun tulumu dardır.

frock /ˈfɹɑk/ isim

elbise

Vücuda oturan bir üst kısım ve kalçaların üzerine bolca dökülen kabarık bir eteğe sahip kadın elbisesi.

"The little girl wore a frock."Küçük kız bir elbise giydi.

dungaree /dˌʌŋɡɐɹˈiː/ isim

tulum

Genellikle önlük ve omuz askıları olan, denim veya pamuklu kumaştan yapılmış sağlam iş kıyafeti pantolonu türü.

"His dungarees have many pockets."Onun tulumunun birçok cebi var.

dolman /ˈdɑɫmən/ isim

dolman

Kol ve elbise üst kısmının tek parça olarak kesildiği bol kesimli bir giysi.

"The dolman has wide sleeves."Dolmanın kolları geniştir.

pelisse /pˈɛlɪs/ isim

pelis

19. yüzyılda sıkça giyilen uzun, şık bir palto.

"The pelisse was warm."Pelis sıcaktı.

opera cloak /ˈɑːpɚɹə klˈoʊk/ isim

opera pelerini

genellikle yere kadar uzayan, resmi etkinliklerde ve operalarda erkek ve kadınların dış giyim olarak giydiği resmi pelerin

"She wore an opera cloak."O bir opera pelerini giydi.

mantilla /mænˈtɪɫə/ isim

mantilla

özellikle dini ya da resmi törenlerde kadınların baş ve omuzlarını örten dantel ya da ipek peçe

"Her mantilla covers her hair."Onun mantillası saçını örter.

mantelet /mˈæntɛlət/ isim

manto

Genellikle kadınlar tarafından giyilen, omuzları ve üst kolları örten kısa pelerin veya kape.

"The mantelet is a short cape."Manto kısa bir pelerindir.

Inverness /ˌɪnvɚnˈɛs/ isim

inverness

Çıkarılabilir bir pelerinli İskoç pardösüsü.

"The Inverness cape has arm slits."İnverness pelerininin kol yırtmaçları var.

burnous /ˈbɜːrnəs/ isim

burnus

Genellikle yünden yapılmış ve Kuzey Afrika ile Orta Doğu'da giyilen uzun, kapüşonlu pelerin veya manto.

"The burnous is a hooded cloak."Burnus kapüşonlu bir pelerindir.

rompers /ɹˈɑːmpɚz/ isim

tulum

Üst kısmı ve şort ya da pantolon kısmını birleştiren tek parça giysi.

"The baby wears cute rompers."Bebek sevimli tulumlar giyiyor.

body suit /bˈɑːdi sˈuːt/ isim

vücut giysisi

Kadınların üst vücudunu ve altını kaplayan, genellikle esnek ve kollu, tek parça, vücuda oturan giysi.

"Her body suit is seamless."Vücut giysisi dikişsizdir.

Etekler

skirt /skɝːt/ isim

etek

Kız veya kadınların belden bağlanan ve bacaklara doğru sarkan bir giysi parçası.

"She bought a blue skirt."Mavi bir etek aldı.

miniskirt /ˈmɪniˌskɝːt/ isim

mini etek

Çok kısa olan, sıklıkla gençliğin simgesi olarak kabul edilen etek.

"The miniskirt is stylish."Mini etek şık.

midi skirt /mˈɪdi skˈɜːt/ isim

midi etek

Diz ile ayak bileği arasında, genellikle baldırın ortasına kadar uzayan etek modeli.

"Midi skirt is knee-length."Midi etek baldırın ortasında biter.

maxi skirt /mˈæksi skˈɜːt/ isim

maxi etek

Ayak bileklerine ya da yere kadar uzayan, uzun ve zarif bir etek.

"Maxi skirt is long."Maxi etek yere kadar uzanır.

microskirt /ˈmaɪkrəʊˌskɜːrt/ isim

mikro etek

Dizden çok daha yukarıda biten, son derece kısa ve cesur bir etek.

"Microskirt is very short."Mikro etek çok kısadır.

overskirt /ˈoʊvɚskɝt/ isim

üst etek (overskirt)

Genellikle dantel, tül ya da ipekten yapılan, bir etek üzerine takılan ayrı bir katman.

"Overskirt adds flair."Üst etek hacim katar.

pencil skirt /ˈpen.səl ˌskɝːt/ isim

pencil etek

Diz hizasına kadar ya da hemen üzerine kadar uzanan, vücudun hatlarını vurgulayan dar ve dik kesimli etek.

"Pencil skirt is tight."Pencil etek vücuda oturur.

tutu /ˈtuˌtu/ isim

tutu

Bale dansçıları tarafından giyilen, tül ya da benzeri ince kumaş katmanlarından oluşan kısa etek.

"The tutu is white."Bale dansçısı tutu giyer.

lungi /lˈʌŋɡi/ isim

lungi

Güney Asya’da erkeklerin bel ve bacaklarını saran, etek gibi sarılan bir giysi türü.

"The lungi is blue."Adam pamuklu bir lungi giydi.

crinoline /kɹˈɪnəlˌiːn/ isim

krinolin

At kılı gibi sert bir malzemeden yapılan, kadının eteğine hacim ve şekil kazandırmak için giyilen, etek gibi bir iç giyim.

"The wedding dress had a wide crinoline skirt underneath."Düğün elbisesinin altında geniş bir krinolin etek vardı.

divided skirt /dɪvˈaɪdᵻd skˈɜːt/ isim

bölünmüş etek

Etek görünümünü şort ya da culotte rahatlığıyla birleştiren, aktif kullanım için hem şık hem de konforlu bir giyim parçası.

"This divided skirt is practical."Bölünmüş etek etek-şort gibi görünür.

drop waist skirt /dɹˈɑːp wˈeɪst skˈɜːt/ isim

düşük bel etek

Doğal bel hizasından daha aşağı, genellikle kalçalar civarında oturan, yatay dikişli gevşek bir kesime sahip etek.

"Drop waist skirt sits low."Düşük bel etek alçakta oturur.

full skirt /fˈʊl skˈɜːt/ isim

dolgun etek

Belde toplanmış ya da pileli, hacimli ve akıcı bir siluet oluşturan uzun etek.

"The full skirt spins widely."Dolgun etek genişçe döner.

grass skirt /ɡɹˈæs skˈɜːt/ isim

ot etek

Uzun ince ot ya da yapraklardan yapılmış, bel bandına takılarak bazı Pasifik adalarında geleneksel kıyafet olarak giyilen etek.

"The hula dancer wears grass skirt."Hula dansçısı ot etek giyer.

hobble skirt /hˈɑːbəl skˈɜːt/ isim

hobble etek

Ayak bileklerine kadar daralan, yürümeyi zorlaştıran sıkı ve uzun etek.

"Hobble skirt restricts walking."Hobble etek yürümeyi kısıtlar.

hoopskirt /ˈhupˌskɝt/ isim

korse etek

19. yüzyılda giyilen, çan şeklinde bir silüet oluşturmak için bir dizi halka veya etek ucuna sahip kadın iç giysisi.

"The hoopskirt holds wide shape."Korse etek geniş şeklini koruyor.

puffball skirt /pˈʌfbɔːl skˈɜːt/ isim

puf etek

Kemer bölgesinde toplanmış ya da pileli tasarımıyla kabarık, hacimli bir görünüm sağlayan ve genellikle bel kısmı sıkılaştırılmış kısa etek.

"Puffball skirt is round and short."Puf etek yuvarlak ve kısadır.

ra-ra skirt /ɹˈɑːɹˈɑː skˈɜːt/ isim

ra-ra etek

Birden çok katmanlı, kabarık ve dalgalı bir görünüm veren, genellikle neşeli ve feminen bir tarzla ilişkilendirilen kısa etek.

"Ra-ra skirt has tiers."Ra-ra etekte katmanlar vardır.

riding skirt /ɹˈaɪdɪŋ skˈɜːt/ isim

binicilik eteği

At binmeye uygun olarak tasarlanmış, hareket kabiliyeti sağlamak için arkası yarık ya da pileli uzun etek.

"The riding skirt is split at the back."Binicilik eteğinin arkası yarıktır.

Bebek Giyim

onesie /ˈwʌn.zi/ isim

tulum (bebek)

Üst ve alt kısmı birleştiren tek parça kıyafet; genellikle konfor veya uyku için giyilir.

"The baby wore a soft cotton onesie."Bebek yumuşak pamuklu bir tulum giydi.

training pants /ˈtreɪnɪŋ pænts/ isim

eğitim pantolonu

Bebeklerin bezden normal iç çamaşıra geçiş sürecinde kullanılan, rahatlık ve hafif emicilik sağlayan iç çamaşırı benzeri giysi.

"The toddler wears training pants."Küçük çocuk eğitim pantolonu giyiyor.

bib /bɪb/ isim

önlük

çocuğun yemek yerken veya içerken giysilerini korumak için boynuna bağlanan bir bez veya plastik parçası

"The bib was clean."Önlük temizdi.

bootee /bˈuːɾiː/ isim

babet

Ayakları örten ve koruyan, genellikle bebeklerin giydiği yumuşak, çorap benzeri ayakkabı.

"The baby wears soft bootees."Bebek yumuşak babetler giyiyor.

diaper /ˈdaɪpɝ/ isim

bebek bezi

Bebeklerin ya da idrar kaçırma sorunu olan kişilerin kullandığı emici iç giyim ürünü.

"She changes the dirty diaper."O, kirli bezi değiştiriyor.

romper suit /ɹˈɑːmpɚ sˈuːt/ isim

pijama takımı

Üst ve şort ya da pantolondan oluşan, genellikle bebeklerde giyilen tek parça kıyafet.

"The baby's romper suit is striped."Bebeğin pijama takımı çizgili.

babygrow /ˈbeɪ.biˌɡroʊ/ isim

bebek tulumu

Bebek ve yeni doğanlar için yumuşak kumaştan üretilen, uyku ya da rahatlık amacıyla giyilen tek parça kıyafet.

"The babygrow has built-in feet."Bebek tulumu ayakları da içinde barındırıyor.

sailor suit /sˈeɪlɚ sˈuːt/ isim

denizci kıyafeti

Genellikle çocukların giydiği, denizci yakası ve deniz temalı detaylar içeren kıyafet türü.

"The child wore a sailor suit."Çocuk denizci kıyafeti giydi.

sleepsuit /ˈsliːpˌsuːt/ isim

uyku tulumu

Bebeklerin uyurken giydiği yumuşak, tek parça kıyafet.

"Her sleepsuit keeps her warm."Onun uyku tulumu onu sıcak tutuyor.

swaddling clothes /swˈɑːdlɪŋ klˈoʊðz/ isim

sargı bezi

Bebekleri sıkıca sararak hareketlerini kısıtlayan ve güven duygusu veren kumaş türü.

"Swaddling clothes calm the newborn."Sargı bezi yeni doğanı sakinleştirir.

blanket sleeper /ˈblaŋkɪt ˈsliːpər/ isim

battaniye tulumu

Bebek ve küçük çocukların tüm vücudunu örten, ayakları da içinde bulunan tek parça uyku kıyafeti.

"The blanket sleeper has feet."Battaniye tulumu ayakları da kapsıyor.

baby shoe /bˈeɪbi ʃˈuː/ isim

bebek ayakkabısı

Bebek ya da küçük çocuklar için yumuşak kumaş, deri ya da plastik gibi malzemelerden üretilen ayakkabı.

"The tiny baby shoe is cute."Küçük bebek ayakkabısı çok şirin.

layette /leɪˈɛt/ isim

bebek seti

Yeni doğan bir bebek için kıyafet, yatak takımı ve aksesuarların bütünleşik koleksiyonu.

"The layette includes onesies booties hats."Bebek seti body, çorap, şapka içeriyor.

Mayo ve Spor Giyim

bathing suit /ˈbeɪðɪŋ ˌsuːt/ isim

mayo

Yüzmek için giyilen kıyafet parçası; özellikle kadınların ve kızların giydiği tür.

"She packed her bathing suit."Mayosu kırmızı.

bikini /bɪˈkiːni/ isim

bikini

Kadınlar tarafından giyilen, özellikle sıcak iklimlerde veya plaj tatillerinde giyilen iki parçalı mayo.

"She wore a bikini."Bikini giymişti.

swimming costume /swˈɪmɪŋ kˈɔstuːm/ isim

yüzme kıyafeti

Su içinde yüzme ya da su sporları yaparken giyilen kıyafet türü.

"Her swimming costume is red."Onun yüzme kıyafeti kırmızı.

swimming trunks /swˈɪmɪŋ tɹˈʌŋks/ isim

yüzme şortu

Erkeklerin ya da çocukların yüzmeye giderken giydiği şort.

"His swimming trunks are blue."Yüzme şortu mavi.

swimsuit /ˈswɪmˌsuːt/ isim

mayo

Özellikle kadınlar ve kız çocuklarının yüzme sırasında giydiği giyecek parçası.

"She wore a swimsuit at the beach."Plajda mayo giydi.

wetsuit /ˈwɛtˌsuːt/ isim

dalma kıyafeti

Su altında yüzücüler tarafından sıcak kalmak için giyilen, lastikten yapılmış dar oturan kıyafet.

"The wetsuit was tight."Dalma kıyafeti çok sıkıydı.

bathrobe /ˈbæθˌroʊb/ isim

bornoz

havlu yapımında kullanılan malzemeden yapılmış, duş veya banyo sonrasında veya öncesinde giyilen uzun bir giysi

"The bathrobe is soft."Bornoz yumuşak.

swimming cap /swˈɪmɪŋ kˈæp/ isim

yüzme başlığı

Saçları klordan korumak ve yarış yüzme sırasında hidrodinamiği artırmak amacıyla sıkı oturan başlık.

"The swimming cap protects her hair."Yüzme başlığı saçını korur.

one-piece swimsuit /wʌn pis ˈswɪmˌsut/ isim

tek parça mayo

Gövdeyi ve kasıkları örten, yüzme ya da su sporları için giyilen tek parça kıyafet.

"She bought a one-piece swimsuit."Tek parça mayo aldı.

sweatpants /ˈswɛtˌpænts/ isim

eşofman pantolonu

Gevşek, uzun ve sıcak, elastik bel kısmına sahip, genellikle pamuktan yapılan ve rahatlık ya da spor amaçlı giyilen alt giysi.

"He wore comfortable sweatpants on the flight."Uçakta rahat bir eşofman pantolonu giydi.

leotard /ˈɫiəˌtɑɹd/ isim

leotard

Omuzdan uyluğa kadar vücudu örten, esnek kumaştan yapılmış sıkı bir giysi; özellikle balerin ve akrobatlar tarafından kullanılır

"Dance leotard worn."Dans leotardu giyildi.

ski pants /ˈskiː ˌpænts/ isim

kayak pantolonu

Kayak ya da diğer kış sporları sırasında koruma ve sıcaklık sağlamak amacıyla normal pantolonların üzerine giyilen giysi.

"Ski pants keep him dry."Kayak pantolonu onu kuru tutar.

jogging suit /dʒˈɑːɡɪŋ sˈuːt/ isim

jogging takımı

Egzersiz yaparken giyilen, eşleşen ceket ve pantolondan oluşan takım.

"She wears a pink jogging suit."Pembe bir jogging takımı giyiyor.

tracksuit /tɹˈæksuːt/ isim

eşofman takımı

Rahat ve sıcak tutan, eşleşen ceket ve bol pantolondan oluşan, gündelik ya da spor amaçlı giyilen kıyafet.

"His tracksuit has white stripes."Eşofman takımının beyaz şeritleri var.

joggers /ˈdʒɑɡɝz/ isim

jogger

Yumuşak, esnek kumaştan, elastik bel ve daralan paçalarla tasarlanmış, rahat ve gündelik pantolon.

"Her gray joggers are soft."Gri joggerları yumuşak.

plus fours /plˈʌs fˈoːɹz/ isim

plus fours

Dizden dört inç aşağı uzanan, 20. yüzyılın başlarında golfte giyilen erkek pantolonu.

"Plus fours end below knee."Plus fours dizin altında biter.

ballet skirt /bælˈeɪ skˈɜːt/ isim

bale eteği

Kadın bale dansçılarının gösteri sırasında leotardlarının üzerine giydiği hafif ve kısa etek.

"The ballet skirt is sheer."Bale eteği transparan.

maillot /mˈeɪlɑːt/ isim

mayo

Gövdeyi kaplayan, tek parça, vücuda oturan, genellikle dansçılar, jimnastikçiler ve sporcular tarafından performanslar için giyilen giysi.

"The maillot is form-fitting."Mayo vücuda oturuyor.

Çorap Ürünleri

support tights /səpɔrt taɪts/ isim

destek çorapları

Bacakları sıkı bir şekilde sararak dolaşımı iyileştiren ve yorgunluğu azaltan kompresyonlu, sıkı oturan bacak giyimi.

"Support tights help her legs."Destek çorapları onun bacaklarına iyi geliyor.

fishnet stockings /fˈɪʃnɛt stˈɑːkɪŋz/ isim

balık ağı çorapları

Açık, ağ gibi bir desenle örülmüş çorap türü; genellikle moda, iç giyim ya da kostüm aksesuarı olarak tercih edilir.

"Fishnet stockings have diamond holes."Balık ağı çoraplarının elmas şeklinde delikleri var.

crew sock /kru sɑk/ isim

spor çorap

Genellikle kalın ve nervürlü, bileğin hemen üzerine kadar uzanan kısa çorap, genellikle günlük gündelik giyim veya spor aktiviteleri için giyilir.

"He put on crew socks."Spor çoraplarını giydi.

sock /sɑːk/ isim

çorap

Ayaklarımıza giydiğimiz yumuşak bir giysi.

"I lost a sock."Bir çorabımı kaybettim.

stocking /ˈstɑkɪŋ/ isim

çorap (stocking)

Naylon ya da ipekten yapılan, ayak ve bacağı örten, bazen askı (sünger) ile tutturulan sıkı oturan kadın giyimi.

"Her stocking has a seam."Çorabının bir dikişi var.

leg warmer /lˈɛɡ wˈɔːɹmɚ/ isim

bacak ısıtıcısı

Soğuk havalarda bacakları ısıtmak amacıyla kalın, sıcak bir malzemeden yapılan giyim parçası.

"She wore leg warmers."Bacak ısıtıcıları ayak bileklerini sıcak tutar.

pantyhose /ˈpæntiˌhoʊz/ isim

külotlu çorap

Kalça, bacak ve ayakları sıkı bir şekilde örten, kadınların alt giyim olarak kullandığı ince bacak giyimi.

"Pantyhose cover waist to toes."Tulumuş çoraplar belden ayak parmaklarına kadar örter.

athletic sock /æθlˈɛɾɪk sˈɑːk/ isim

spor çorabı

Spor aktiviteleri için tasarlanmış, genellikle yastıklı tabana, yüksek bilek manşetine ve nemi uzaklaştırıcı özelliklere sahip çorap türü.

"Athletic socks wick away moisture."Spor çorapları nemi uzaklaştırır.

nylon stocking /nˈaɪlɑːn stˈɑːkɪŋ/ isim

naylon çorap

Naylon adı verilen sentetik bir malzemeden yapılmış uzun, ince çorap türü.

"She wore nylon stockings."Naylon çorap giymişti.

ankle sock /ˈæŋ.kəl ˌsɑːk/ isim

bilek çorabı

Ayak tabanını örten ve bileğin hemen üzerine kadar uzanan kısa çorap; genellikle gündelik ya da spor amaçlı kullanılır.

"These are ankle socks."Bilek çorapları ayakkabının içinde gizlenir.

dress sock /ˈdɹɛs ˈsɑk/ isim

klasik çorap

İnce, resmi ayakkabılarla giyilen, genellikle ince malzemelerden yapılmış ve resmi kıyafetlerle uyumlu desen veya renklere sahip ince, resmi çorap.

"His dress socks are black."Klasik çorapları siyah.

bobbysock /bˈɑːbɪsˌɑːk/ isim

babet çorap

1940'lar ve 1950'lerde popülerleşen, genellikle eyer ayakkabıları veya loafer'larla giyilen bileğe kadar çorap.

"Bobbysocks were popular in 1950s."Babet çoraplar 1950'lerde popülerdi.

low-cut sock /ˈɫoʊˈkətˈsɑk/ isim

düşük kesim çorap

Bileğin altına kadar gelen kısa çorap; genellikle spor ya da gündelik ayakkabılarla birlikte, görünmez olacak şekilde tercih edilir.

"Buy some low-cut socks."Düşük kesim çoraplar neredeyse görünmez.

Değerli Taşlar

gem /ˈdʒɛm/ isim

değerli taş

Kesilip parlatılarak takı yapımında kullanılan değerli ya da yarı değerli taş.

"The gem shines in sunlight."Değerli taş güneş ışığında parlıyor.

jade /ˈdʒeɪd/ isim

yeşim

Yüksek parlaklık alabilen, yeşil renkli yarı değerli taş; jadeit ya da nefritten oluşur.

"The Buddha statue is jade."Buda heykeli yeşimden yapılmış.

jewel /ˈdʒuəɫ/, /ˈdʒuɫ/ isim

mücevher

Kesilip parlatılarak takı yapımında kullanılan değerli ya da yarı değerli taş.

"The crown holds many jewels."Taçta birçok mücevher bulunur.

rhinestone /ˈɹaɪnˌstoʊn/ isim

rhinestone

Elmas görünümü veren, cam ya da akrilikten yapılan yapay taş; ucuz takı ve kıyafet süslemelerinde kullanılır.

"Her brooch has rhinestones."Broşunda rhinestone taşları var.

opal /ˈoʊpəɫ/ isim

opal

kuvarstan daha yumuşak olan ve beyaz rengi ışık altında değişen, takı yapımında kullanılan yarı değerli bir taş.

"The opal flashes many colors."Opal birçok renk parıldar.

sapphire /ˈsæfaɪɝ/ isim

safir

Kırmızı dışındaki tüm renklerde olabilen, genellikle mavi olan ve korundumdan oluşan berrak ve değerli bir taş.

"Her sapphire is deep blue."Safiri koyu mavi.

tiara /tiˈɑɹə/ isim

tiyara

Kadınların başlarının ön kısmına taktığı, küçük bir tacı andıran, değerli taşlarla süslenmiş bir mücevher parçası.

"Princess tiara worn."Prenses tiyara taktı.

peridot /ˈpɛɹɪdoʊ/, /ˈpɛɹɪdɔt/ isim

peridot

Mineral olivin bileşeninden oluşan, genellikle sarı‑yeşilden zeytin‑yeşiline kadar renklerde olan bir mücevher taşı.

"The peridot has a light green hue."Peridot hafif yeşil bir renge sahip.

moonstone /ˈmunˌstoʊn/ isim

aytaşı

Yüzeyinde hareket eden bir parıltı (adularans) gösteren, feldspat grubuna ait bir mineral.

"The moonstone glows softly."Aytaşı yumuşak bir ışık yayar.

agate /ˈæɡət/ isim

agat

Bantlı desenleriyle karakterize edilen, Mohs sertlik ölçeğinde 6,5‑7 değerinde bir kalsedon türü.

"The agate has banded stripes."Agatta bantlı çizgiler var.

topaz /ˈtoʊˌpæz/ isim

topaz

Genellikle sarı‑sarı renkte, ancak mavi, yeşil, pembe veya şeffaf renklerde de bulunabilen bir silikat mineral; mücevher olarak değer görür.

"Her topaz is golden yellow."Topazı altın sarısı.

garnet /ˈɡɑɹnət/ isim

granat

Genellikle kırmızı tonlarda, ancak yeşil, turuncu ve kahverengi gibi diğer renklerde de bulunabilen bir mineral mücevher.

"The garnet is dark red."Granat koyu kırmızı.

tourmaline /ˈtʊɹməˌɫin/ isim

turmalin

Çeşitli renklerde bulunabilen ve takı yapımında kullanılan bir mineral.

"Tourmaline comes in many colors."Turmalin birçok renkte gelir.

Moda Dünyası

couture /kuˈtʊɹ/ isim

haute couture

bir moda evi tarafından bireyler için özel giysilerin tasarımı ve üretimi.

"She wore haute couture."Haute couture giyiyor.

fashion designer /fˈæʃən dɪzˈaɪnɚ/ isim

moda tasarımcısı

Şık kıyafetler tasarlayan kişi

"The fashion designer created a dress."Moda tasarımcısı bir elbise tasarladı.

fashion statement /fˈæʃən stˈeɪtmənt/ isim

moda ifadesi

Dikkat çekmek amacıyla sahip olunan ya da giyilen alışılmadık ya da yeni şey

"Strong fashion statement."Güçlü bir moda ifadesi.

fashion victim /fˈæʃən vˈɪktᵻm/ isim

moda kurbanı

kendisine yakışsa da yakışmasa da her zaman en yeni moda trendlerini takip eden kişi.

"She is a fashion victim."O bir moda kurbanı.

fashion-conscious /fˈæʃənkˈɑːnʃəs/ sıfat

moda bilinci yüksek

En yeni moda trendlerini takip eden ve buna göre giyinmeye eğilimli

"She is fashion-conscious."Moda bilinci yüksek.

haute couture /hˈɔːt kuːtˈʊɹ/ isim

haute couture

yüksek moda ve pahalı kıyafetlerin üretimi

"The fashion show featured haute couture designs from Paris."Moda gösterisinde Paris'ten haute couture tasarımları sergilendi.

unfashionable /ənˈfæʃənəbəɫ/ sıfat

modası geçmiş

şu anda moda ya da popüler olmayan; eski moda.

"Her shoes are unfashionable."Onun ayakkabıları modası geçmiş.

supermodel /ˈsupɝˌmɑdəɫ/ isim

süpermodel

çok tanınmış, yüksek gelir elde eden moda modeli.

"The supermodel walks the runway."Süpermodel podyumu yürüdü.

couturier /kuˈtʊɹiɝ/ isim

modacı

üst düzey, özel dikim giysiler yaratma konusunda uzmanlaşmış bir moda tasarımcısı.

"The couturier designs exclusive gowns."Modacı özel elbiseler tasarlar.

off-the-rack /ˈɔfðəɹˈæk/ sıfat

hazır giyim

(kıyafetler) belirli bir müşteriye özel olmadan, tüm bedenlerde mevcut olan hazır ürün.

"I bought an off-the-rack suit."Hazır giyim bir takım elbise aldım.

fast fashion /fˈæst fˈæʃən/ isim

hızlı moda

Trendleri hızla üretip kısa vadeli kullanım için sunan, düşük maliyetli giysiler

"Fast fashion harms the environment."Hızlı moda çevreye zarar verir.

fashion house /ˈfæʃən ˈhaʊs/ isim

moda evi

Lüks moda kıyafet ve aksesuarları tasarlayan ve üreten şirket ya da marka

"Chanel is famous fashion house."Chanel ünlü bir moda evidir.

fashion show /ˈfæʃ.ən ˌʃoʊ/ isim

defile

Moda tasarımcılarının en yeni tasarımlarını modellerin podyumda yürütmesiyle izleyicilere sunduğu etkinlik

"The fashion show begins soon."Defile yakında başlayacak.

garment industry /ɡˈɑːɹmənt ˈɪndʌstɹi/ isim

giyim sektörü

Kıyafet ve tekstil tasarımı, üretimi ve dağıtımıyla uğraşan sektör

"The garment industry employs millions."Giyim sektörü milyonlarca kişiyi istihdam ediyor.

clothes designer /klˈoʊðz dɪzˈaɪnɚ/ isim

giyim tasarımcısı

Kıyafet ve moda ürünleri için özgün tasarımlar yaratan, konseptten üretime kadar tüm tasarım sürecini yöneten profesyonel

"The clothes designer sketches daily."Giyim tasarımcısı her gün taslak çizer.

Bu listedeki 107 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

Giyim İle İlgili İngilizce Kelimeler — Konular