Kıyafet Bakımı: İngilizce Kelimeler ve Türkçe Anlamları

Kıyafet Bakımı konusundaki 37 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.

37 kelime Giyim İle İlgili İngilizce Kelimeler
clothes basket /klˈoʊðz bˈæskɪt/ isim

çamaşır sepeti

Kirli çamaşırları saklamak ve yıkamaya götürmek için genellikle hasır, plastik ya da kumaş malzemeden yapılan kap.

"The clothes basket overflows."Çamaşır sepeti taşar.

clothes hanger /klˈoʊðz hˈæŋɚ/ isim

giysi askısı

Kıyafetleri asmak ve düzenlemek için dolapta ya da depolama alanında kullanılan aparat.

"She uses a wooden clothes hanger."O, ahşap bir giysi askısı kullanıyor.

clothesline /klˈoʊðslaɪn/ isim

çamaşır ipi

Yıkanmış kıyafetlerin kurutulmak üzere asıldığı uzun ip ya da tel.

"The clothesline flaps in wind."Çamaşır ipi rüzgarda dalgalanıyor.

clothes hoist /kloʊðz hɔɪst/ isim

çamaşır kurutma aparatı

Dışarıda çamaşır asıp kurutmak için kullanılan, genellikle bir direk ya da çerçeve üzerine gerilmiş iplerden oluşan cihaz.

"The clothes hoist is tall."Çamaşır kurutma aparatı dönerken çamaşırları kurutur.

clothes horse /kloʊðz hɔːɹs/ isim

çamaşır kurutma standı

İç mekanda çamaşır kurutmak için kullanılan, genellikle ahşap, metal ya da plastikten yapılmış, katlanabilir ayaklı raf.

"Hang clothes on clothes horse."O, ıslak kıyafetleri çamaşır kurutma standına asar.

clothes peg /klˈoʊðz pˈɛɡ/ isim

çamaşır mandalı

Genellikle ahşap ya da plastikten yapılan, çamaşırları kurutma ipine tutturmak için kullanılan küçük bir araç.

"Use a clothes peg."Çamaşır mandalı gömlekleri tutar.

clothespin /klˈoʊðspɪn/ isim

çamaşır klipsi

Islak çamaşırları kurutma ipine tutturmak için kullanılan araç.

"She needs a clothespin."Plastik çamaşır klipsleri kullanıyor.

coat hanger /kˈoʊt hˈæŋɚ/ isim

kıyafet askısı

Genellikle ahşap, plastik ya da telden yapılan, kıyafetleri asmak ve saklamak için kullanılan araç.

"Hang coat on hanger."Kıyafet askısı telden yapılmış.

fabric softener /fæbɹɪk sɔfənɚ/ isim

kumaş yumuşatıcısı

Yıkama ya da kurutma sırasında statik elektriği azaltan, kumaşları yumuşatan ve kokulandıran, genellikle sıvı ya da kurutma kağıdı formunda bulunan çamaşır ürünü.

"Fabric softener makes clothes fluffy."Kumaş yumuşatıcısı çamaşırları kabarık yapar.

laundry detergent /lˈɔːndɹi dɪtˈɜːdʒənt/ isim

çamaşır deterjanı

Kıyafet ve diğer tekstil ürünlerinden kir, leke ve kokuyu gidermek için kullanılan temizlik maddesi.

"She buys scented laundry detergent."Kokulu çamaşır deterjanı alıyor.

hamper /ˈhæmpɝ/ isim

çamaşır sepeti

Genellikle kapağı olan büyük bir sepet; çamaşırları toplamak, saklamak ya da taşımak için kullanılır.

"The hamper is full."Çamaşır sepeti dolu.

hanger /ˈhæŋɝ/ isim

askı

Genellikle metal, plastik ya da ahşaptan yapılan, kıyafetleri omuzlarından tutarak kırışıklığı önleyen araç.

"Hang clothes on hanger."Askılar takımları kırışık olmadan tutar.

ironing board /ˈaɪɚnɪŋ bˈoːɹd/ isim

ütü masası

Ütülenirken kıyafetleri düz tutmak için yastıklı ve katlanabilir ayakları olan uzun dar masa.

"She sets up ironing board."Ütü masasını kurdu.

laundry basket /lˈɔːndɹi bˈæskɪt/ isim

çamaşır sepeti

Kirli çamaşırları yıkama makinesine ya da çamaşırhaneye taşımak ve saklamak için kullanılan kap.

"She carries laundry basket downstairs."Çamaşır sepetini aşağıya taşıdı.

airing cupboard /ˈɛɹɪŋ kˈʌbəd/ isim

havalandırma dolabı

Genellikle sıcak su kazanının bulunduğu, ev içinde sıcak ve kapalı bir depolama alanı; çamaşırları kurutmak ya da havalandırmak için kullanılır.

"The airing cupboard dries towels."Havalandırma dolabı havluları kurutur.

soap flakes /sˈoʊp flˈeɪks/ isim

sabun pulcuğu

Kıyafet ve diğer ev eşyalarını yıkamak için kullanılan, ince, incecik sabun parçaları.

"Soap flakes dissolve in water."Sabun pulcuğu suda erir.

soap powder /sˈoʊp pˈaʊdɚ/ isim

sabun tozu

Kıyafet yıkamak için kullanılan, genellikle sabun ve sentetik deterjan karışımından oluşan toz halinde temizlik maddesi.

"He buys soap powder."O, sabun tozu alıyor.

spray starch /spɹeɪ stɑːɹtʃ/ isim

sprey nişasta

Kumaşları sertleştirmek, kırışıklıkları azaltmak ve ütülemeyi kolaylaştırmak amacıyla kıyafetlere püskürtülen, kıyafete diri ve pürüzsüz bir görünüm kazandıran çamaşır ürünü.

"Spray starch stiffens collars."Sprey nişasta yakaları sertleştirir.

washboard /ˈwɑʃˌbɔɹd/ isim

çamaşır tahtası

Islak kıyafetleri sabunlu suyla ovmak için dişli yüzeyiyle sürtülerek elle yıkanmasını sağlayan alet.

"Grandma used washboard and tub."Büyük anne çamaşır tahtası ve küvet kullanırdı.

washing line /wˈɑːʃɪŋ lˈaɪn/ isim

çamaşır ipi

Kıyafetleri açık havada ve güneş ışığında asarak kurutmak için dış mekânda kullanılan ip ya da halat.

"The washing line sags."Çamaşır ipi sarkıyor.

washing powder /wˈɑːʃɪŋ pˈaʊdɚ/ isim

çamaşır tozu

Kıyafet yıkamak için kullanılan, kuru toz ya da granül formundaki temizlik maddesi.

"He buys washing powder."O, çamaşır tozu alıyor.

washing machine /ˈwɑːʃɪŋ məˈʃiːn/ isim

çamaşır makinesi

Çamaşır yıkamak için kullanılan elektrikli makine.

"The washing machine is noisy."Çamaşır makinesi gürültülü.

dryer /ˈdɹaɪɝ/ isim

kuru temizleme makinesi

Isı ya da hava akımıyla kıyafet, saç ya da diğer nesnelerin nemini gideren makine.

"She put the wet clothes into the dryer."Islak kıyafetleri kuru temizleme makinesine koydu.

dryer sheet /dɹaɪɚ ʃiːt/ isim

kurutma bezi

Kurutma makinesinde kıyafetlerin statik elektriğini azaltmak, yumuşatmak ve kurutma sırasında koku vermek için kullanılan kumaş ya da kağıt levha.

"Dryer sheets reduce static."Kurutma bezleri statik elektriği azaltır.

bleach /ˈbɫitʃ/ isim

çamaşır suyu

Lekeleri çıkarmak, kıyafetleri beyazlatmak ve yüzeyleri dezenfekte etmek için kullanılan güçlü kimyasal bileşik.

"Bleach whitens white clothes."Çamaşır suyu beyaz kıyafetleri beyazlatır.

iron /ˈaɪɚn/ fiil

ütülemek

ısıtılmış bir alet kullanarak kumaştaki kırışıklıkları ve buruşukları düzeltmek ve pürüzsüzleştirmek

"She irons her clothes every morning."O, her sabah kıyafetlerini ütüler.

ironed /ˈaɪɝnd/ sıfat

ütülmüş

Ütü ile bastırılarak pürüzsüz hâle getirilmiş giysi durumunu tanımlayan sıfat.

"My shirt is ironed."Gömleğim ütülmüş.

the cleaner's /klˈiːnɚz/ isim

çamaşırhane

çamaşır ve kuru temizleme hizmeti verilen yer

"Go to the cleaner's."Çamaşırhaneye git.

drip-dry /ˈdɹɪpˈdɹaɪ/ fiil

sıkmadan kurutmak

Islak giysileri sıkmadan asarak kurumasını sağlamak.

"Drip-dry the shirt on a hanger."Gömleği askıda sıkmadan kurut.

dry-cleaned /dɹˈaɪklˈiːnd/ sıfat

kuru temizlenmiş

su yerine bir çözücü ile temizlenmiş

"The coat is dry-cleaned."Palto kuru temizlenmiş.

ironing /ˈaɪɝnɪŋ/, /ˈaɪɹnɪŋ/ isim

ütüleme

Ütü kullanarak giysi vb. nesneleri pürüzsüz hâle getirme eylemi

"She hates ironing shirts."O, gömlek ütülemekten nefret eder.

launderette /lˌɔːndɚɹˈɛt/ isim

çamaşırhane

Koinle çalışan makinelerle çamaşır yıkayıp kurutulabilen yer

"The launderette has washing machines."Çamaşırhanede çamaşır makineleri var.

washable /ˈwɑʃəbəɫ/ sıfat

yıkanabilir

Su veya diğer temizlik maddeleriyle zarar görmeden temizlenebilen

"The fabric is machine washable."Kumaş makinede yıkanabilir.

stained /ˈsteɪnd/ sıfat

lekeli

çıkarması zor bir maddeyle işaretli ya da renk değişikliğine uğramış

"The shirt is stained."Gömlek lekeli.

wet /wɛt/ fiil

ıslatmak

Su veya başka bir sıvı uygulayarak bir şeyi nemli veya ıslak hale getirmek.

"Please wet the cloth."Lütfen bezi ıslat.

dirty /ˈdɝːti/ sıfat

kirli

leke, bakteri, iz veya kir bulunduran

"My shoes are dirty."Ayakkabılarım kirli.

dry cleaner /dɹˈaɪ klˈiːnɚ/ isim

kuru temizlemeci

Su kullanmadan giysi ve tekstil temizliği yapan işletmeyi işleten ya da sahibi olan kişi

"He picks suit from dry cleaner."Takım elbiseyi kuru temizlemeciden alır.

Bu listedeki 37 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

Giyim İle İlgili İngilizce Kelimeler — Konular