cezasız kalmak
Yanlış ya da yasadışı bir şeyi yaptığında ceza almadan, sorumluluk üstlenmeden devam edebilmek.
"He gets away with it."O, cezasız kalıyor.
Adaletsizlik konusundaki 13 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.
cezasız kalmak
Yanlış ya da yasadışı bir şeyi yaptığında ceza almadan, sorumluluk üstlenmeden devam edebilmek.
"He gets away with it."O, cezasız kalıyor.
sırayı atlamak
Birinin sırası gelmeden önce bir yerde sıra bekleyen bir grup insanın önüne haksız yere geçmeye çalışmak.
"Don't jump the line."Sırayı atlama.
çıkar çatışması
Kişinin kişisel çıkarının, kararını tarafsız ve adil bir şekilde vermesini engelleyecek bir durum.
"The judge recused himself due to a conflict of interest."Hakim çıkar çatışması nedeniyle görevinden çekildi.
haksız muamele
adil ya da eşit olmayan muamele
"The workers feel they got a raw deal from management."İşçiler yönetimden haksız muamele gördüklerini düşünüyor.
aynı kalıba sokmak
Bir kişiyi veya şeyi, ilişkilendirildiği biri veya bir şeyle aynıymış gibi haksız yere varsaymak.
"Don't tar us all."Hepimizi aynı kalıba sokma.
ucuz laf
Acımasız veya haksız bir yorum veya ifade.
"His comment was a cheap shot."Yorumu ucuz bir laftı.
haksızlık diye bağırmak
Haksız veya adaletsiz olarak algılanan bir şeye karşı güçlü bir itirazda bulunmak.
"They cried foul after losing."Kaybettikten sonra haksızlık diye bağırdılar.
kenguru mahkemesi
Kurallara uymayan, adil yargılamadan yoksun ve genellikle keyfi kararlar veren gayri resmi mahkeme.
"The prisoners held a kangaroo court."Mahkumlar bir kenguru mahkemesi düzenledi.
özel muafiyet
Normal kurallardan muaf tutularak ayrıcalıklı muamele görmek.
"Rich people often get a free pass."Zenginler genellikle özel muafiyet alır.
altını çizmek, haksızlık yapmak
birinin zayıf yönlerinden haksız bir şekilde yararlanmak
"His insult was below the belt."Onun aşağılayıcı yorumu altını çizmekti.
yargıç, jüri ve infaz memuru
Yargı, ceza ve infaz yetkilerini tek başına, denetimsiz bir şekilde kullanan kişi ya da grup.
"He acted as judge, jury, and executioner."O, yargıç, jüri ve infaz memuru gibi davrandı.
kısa çubuğun ucunu almak
Bir durumdaki dezavantajlı, olumsuz ya da haksız sonucu elde etmek.
"I always get the short end of the stick."Her zaman kısa çubuğun ucunu alıyorum.
sırayı atlamak
Başkasına ait bir şeyi yapmaya haksız yere çalışmak.
"He will jump the line."Sırayı atlayacak.
Bu listedeki 13 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla