hızlı ve gevşek oynamak
Bir kişiye veya şeye yeterli özen, ciddiyet veya sorumluluk duygusu olmadan davranmak.
"Do not play fast and loose with the truth."Gerçeklerle hızlı ve gevşek oynama.
Kötü Muamele ve Görev Kötüye Kullanma konusundaki 18 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.
hızlı ve gevşek oynamak
Bir kişiye veya şeye yeterli özen, ciddiyet veya sorumluluk duygusu olmadan davranmak.
"Do not play fast and loose with the truth."Gerçeklerle hızlı ve gevşek oynama.
işleri bozmak
Bir şeye sorun çıkarmak veya olumsuz bir etkisi olmak.
"The storm played Old Harry with our plans."Fırtına planlarımızın işlerini bozdu.
küçümsemek / değersiz görmek
Bir kişi ya da şeyi hak ettiği değerden daha düşük değerlendirmek.
"Don't sell him short."Mülakatlarda kendini küçümseme.
haberciye (suç) atmak
Kötü haberi getiren kişiyi suçlamak ve sorumluluğu ona yüklemek.
"Don't blame the messenger."Haberciyi suçlama.
birini (çöp|kir) gibi görmek
Birine hiç değer vermemek, ona tamamen saygısız davranmak.
"They treat him like dirt."Onu çöp gibi gördüler.
tamamen ezmek
birini hiç zorlanmadan mağlup etmek
"He will walk all over you."Onun seni tamamen ezmesine izin verme.
ölümcül bakışlar atmak
Bir kişiye ondan nefret ettiğini veya ona çok kızgın olduğunu gösteren bir şekilde bakmak.
"She looked daggers at him."Ona ölümcül bakışlar attı.
alt metinli iltifat
Görünüşte birini öven ancak aslında onu aşağılamak amacıyla yapılmış bir yorum.
"That was a backhanded compliment."Bu bir alt metinli iltifattı.
işini bitirmek
Birini veya bir şeyi ciddi şekilde etkilemek veya zarar vermek, genellikle olumsuz sonuçlara yol açmak.
"The storm did a number."Fırtına işini bitirdi.
birine kirli iş yapmak
Birini aldatmak ya da ona kasten zarar vermek, özellikle beklenmedik bir anda.
"He did his friend dirty last week."Geçen hafta arkadaşına kirli iş yaptı.
topu taca atmak
Bir sorumluluğu, görevi veya sorunu kendin çözmeden veya ele almadan başkasına devretmek.
"He threw it over wall."Topu taca attı.
birine ufak bir ödül uzatmak
Birine çok değerli olmayan bir şey sunarak şikayetini ya da protestosunu dindirmek.
"The boss threw him a bone."Patron ona ufak bir ödül uzattı.
kapı dışarı etmek
Bir kişiye derhal ve zorla ayrılmasını söylemek.
"She sent him packing."Onu kapı dışarı etti.
kapı dışarı edilmek
Bir yerden, işten veya pozisyondan kovulmak veya çıkarılmak.
"He was out on his ear."Kapı dışarı edildi.
birini zor durumda bırakmak
İhtiyacı en yüksek olduğu anda birine yardım etmeyi reddetmek.
"You left me in the lurch."Beni zor durumda bıraktın.
sorumluluğu tek başına bırakmak
desteksiz ya da zor bir hâlde bırakılmak
"They left me holding the bag."Beni sorumluluğu tek başına bırakıp kaçtılar.
birini dışarıda bırakmak
Birini kasıtlı olarak bir grup ya da etkinlikten dışlamak, ihmal etmek.
"They left her out."Onu dışarıda bıraktılar.
birinin üstünden silindir gibi geçmek
Bir kişiden faydalanarak veya onun ihtiyaçlarını ve duygularını göz ardı ederek kötü davranmak.
"Don't walk all over me."Üstümden silindir gibi geçmene izin verme.
Bu listedeki 18 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla