nazikçe öldürmek
Birine aşırı iyilik, cömertlik ya da aşırı nazik davranarak rahatsızlık vermek, özellikle ona bir kötülük yapan birine karşı.
"She killed him with kindness."Onları nazikçe öldürdü.
Misilleme konusundaki 20 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.
nazikçe öldürmek
Birine aşırı iyilik, cömertlik ya da aşırı nazik davranarak rahatsızlık vermek, özellikle ona bir kötülük yapan birine karşı.
"She killed him with kindness."Onları nazikçe öldürdü.
kanını aramak
Birine karşı aşırı öfke duymak ve onu bulup zarar vermek istemek.
"The landlord is after my blood."Ev sahibi kanımı arıyor.
ateşi ateşle söndürmek
bir tartışmada ya da mücadelede karşı tarafın yöntemlerini aynı şekilde kullanmak
"Sometimes you have to fight fire with fire."Bazen ateşi ateşle söndürmek gerekir.
kendi biçimiyle öde
Birine, kendisine yapılan kötü muameleyi aynı şekilde karşılık vermek.
"I will pay you back in your own coin."Sana kendi biçiminle ödeyeceğim.
göze göz, dişe diş
Birinin zarar görmesi durumunda aynı şekilde karşı tarafa zarar vermek gerektiği düşüncesi
"He believes in an eye for an eye."O, göze göz, dişe diş ilkesine inanıyor.
gizli gündemi olmak
Birinin sahip olduğu gizli kişisel bir güdü veya gündem.
"He has an ax."Gizli bir gündemi var.
kan istercesine bağırmak
Bir kişiyi ya da grubu cezalandırmak ya da incitmek için öfkeli bir şekilde talep etmek.
"The crowd bayed for blood loudly."Kalabalık kan istercesine bağırıyordu.
kendi oyununda yenmek
Birini, aynı yöntem ve taktikleri kullanarak aşmak.
"She beat him at his own game."O, onun kendi oyununda yenildi.
intikam almak
haksızlık yapan ya da zarar veren birine karşı misilleme yapmak
"He wants his own back."O, intikam almak istiyor.
geleni geri vermek
Bir tartışma ya da kavgada, karşı tarafın saldırısına aynı şiddet ve kararlılıkla karşılık vermek.
"He can give as good as he gets."O, geleni geri verir.
kan peşinde
Birini cezalandırmak, zarar vermek ya da öldürmek istemek.
"The competitor is out for blood."Rakip kan peşinde.
kendi ilacının tadını almak
Birine, ona kendisinin uyguladığı aynı sert ve hoş olmayan muameleyi geri vermek.
"He got a taste of his own medicine."Kendi ilacının tadını aldı.
birine ders vermek
Birinin aynı hatayı bir daha yapmaması için ona acı bir ceza vermek.
"I will teach him a lesson."Ona bir ders vereceğim.
iki taraf da aynı oyunu oynar
Karşı tarafın davranışını kendi lehine çevirebileceğine dair kendine güveni göstermek
"You tried to trick me? Two can play."Bana bir oyun mu oynadın? İki taraf da aynı oyunu oynar.
gözünü kırpmadan yapmak
Birinin sana yaptığı tatsız bir şey için intikam almak veya kendini daha iyi hissetmek amacıyla yapılan eylem.
"It was tit for tat."Bu gözünü kırpmadan yapmaktı.
gülümsemeyi silmek
Bir söz, hareket ya da olayla birinin neşesini ya da kendine güvenini yok etmek.
"His comment wiped the smile off her face."Yorumları onun yüzündeki gülümsemeyi sildi.
şaka ona dönmüş
Birini utandırmaya ya da aşağılamaya çalışan kişinin kendisinin aynı durumla karşılaşması.
"The joke is on you."Onu kandırdığını sandı, ama şaka ona dönmüş.
bırakmak
Belirli bir faaliyete veya ilişkiye son vermeye karar vermek.
"After ten years, they called it quits."On yıl sonra bıraktılar.
birini yerine oturtmak
Birinin iddialarının geçersiz olduğunu göstererek onu önemsiz ya da etkisiz hissettirmek.
"She put him in his place."O, onu yerine oturttu.
skoru eşitlemek
Önceden yaşanan bir adaletsizliği ya da dengesizliği gidererek durumu eşit hale getirmek.
"He wanted to even the score."Skoru eşitlemek için bir gol attı.
Bu listedeki 20 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla