a man is judged by his deeds, not by his words/ɐ mˈæn ɪz dʒˈʌdʒd baɪ hɪz dˈiːdz nˌɑːt baɪ hɪz wˈɜːdz/kalıp
bir insan sözleriyle değil, eylemleriyle yargılanır
Bir kişinin gerçek karakterinin, sözleri veya vaatleri yerine eylemleriyle ortaya çıktığını ima eder.
"Judge people by what they do, not what they say — a man is judged by his deeds, not by his words."İnsanları söyledikleriyle değil, yaptıklarıyla yargıla — bir insan sözleriyle değil, eylemleriyle yargılanır.
better to have less thunder in the mouth, and more lightning in the hand/bˈɛɾɚ tə hæv lˈɛs θˈʌndɚɹ ɪnðə mˈaʊθ ænd mˈoːɹ lˈaɪtnɪŋ ɪnðə hˈænd/kalıp
ağızda daha az gök gürültüsü, elde daha fazla şimşek olması daha iyidir
Sadece etkileyici sözler veya boş vaatler yerine somut eylemler ve başarılar elde etmenin daha etkili ve değerli olduğunu öne sürer.
"Do less talking and more doing — better to have less thunder in the mouth, and more lightning in the hand."Daha az konuş, daha çok yap — ağızda daha az gök gürültüsü, elde daha fazla şimşek olması daha iyidir.
deeds are fruits, words are but leaves/dˈiːdz ɑːɹ fɹˈuːts wˈɜːdz ɑːɹ bˌʌt lˈiːvz/kalıp
eylemler meyvedir, sözler sadece yapraktır
Bir kişinin eylemlerinin değerinin, sadece yüzeysel olan sözlerinden daha önemli olduğunu ima eder.
"Actions matter more than words — deeds are fruits, words are but leaves."Eylemler sözlerden daha önemlidir — eylemler meyvedir, sözler sadece yapraktır.
fair words fill not the belly/fˈɛɹ wˈɜːdz fˈɪl nˌɑːt ðə bˈɛli/kalıp
güzel sözler karın doyurmaz
Nazik veya iltifat eden sözler hoş olsa da, pratik faydalar sağlamadıklarını veya gerçek sorunları çözmediklerini öne sürer.
"Nice words do not solve real problems — fair words fill not the belly."Güzel sözler gerçek sorunları çözmez — güzel sözler karın doyurmaz.
the proof of the pudding is in the eating/ðə pɹˈuːf ʌvðə pˈʊdɪŋ ɪz ɪnðɪ ˈiːɾɪŋ/kalıp
pudingin kanıtı onu yemektir
Bir şeyin gerçek değerinin veya kalitesinin ancak deneyimlenerek veya uygulamaya konarak yargılanabileceğini ima eder.
"You only know if something is good by trying it — the proof of the pudding is in the eating."Bir şeyin iyi olup olmadığını ancak deneyerek bilirsin — pudingin kanıtı onu yemektir.
talk is cheap/tˈɔːk ɪz tʃˈiːp/kalıp
laf ucuzdur
Sözlerin söylenmesinin kolay olduğunu, ancak her zaman eylem veya öz tarafından desteklenmeyebileceğini ve bu nedenle değer veya güvenilirlik eksikliği olabileceğini ima eder.
"Saying things is easy — talk is cheap."Bir şeyler söylemek kolaydır — laf ucuzdur.
a tree is known by its fruit/ɐ tɹˈiː ɪz nˈoʊn baɪ ɪts fɹˈuːt/kalıp
ağaç meyvesiyle tanınır
Bir kişinin gerçek değerinin, ürettiği sonuçlar ve davranışlarıyla ölçüleceğini anlatan bir atasözüdür.
"You know what someone is like by what they produce — a tree is known by its fruit."Birinin ne ürettiğine bakarak ne kadar iyi olduğunu anlarsın — ağaç meyvesiyle tanınır.
well done is (much|) better than well said/wˈɛl dˈʌn ɪz mˈʌtʃ ɔːɹ bˈɛɾɚ ðɐn wˈɛl sˈɛd/kalıp
iyi yapılmış, iyi söylenmişten daha iyidir
Eylemlerin, sadece sözlerden daha değerli olduğunu ve bir işi iyi yapmanın, sadece iyi konuşmaktan daha üstün olduğunu anlatan bir söz.
"Doing something well is better than talking about it — well done is better than well said."Bir şeyi iyi yapmak, sadece konuşmaktan daha iyidir — iyi yapılmış, iyi söylenmişten daha iyidir.
words are but wind (, but blows unkind|)/wˈɜːdz ɑːɹ bˌʌt wˈɪnd bˌʌt blˈoʊz ʌnkˈaɪnd ɔːɹ/kalıp
sözler sadece rüzgârdır
Sözlerin, eylem olmadan değerinin olmadığını vurgulayan bir deyim.
"Words mean nothing without action — words are but wind."Sözlerin eylem olmadan bir anlamı yoktur — sözler sadece rüzgârdır.
if ifs and ands were pots and pans (there'd be no work for tinkers' hands|)/ɪf ˈɪfs ænd ˈændz wɜː pˈɑːts ænd pˈænz ðɛɹd biː nˈoʊ wˈɜːk fɔːɹ tˈɪŋkɚz hˈændz ɔːɹ/kalıp
"Eğer"ler ve "keşke"ler tencere ve tava olmazsa tamirciye iş kalmaz
Hayali düşüncelerin ve spekülasyonların işe yaramadığını, pratik ve gerçek çözümlere odaklanmanın önemini vurgulayan bir atasözüdür.
"Wishing something were different does not make it so — if ifs and ands were pots and pans."Bir şeyin farklı olmasını istemek gerçeği değiştirmez — "eğer"ler ve "keşke"ler tencere ve tava olmazsa tamirciye iş kalmaz.
take the will for the deed/tˈeɪk ðə wɪl fɚðə dˈiːd/kalıp
niyet için yapılanı kabul etmek
Bir şeyi yapma düşüncesinin veya niyetinin, onu gerçekleştirme kadar değerli olduğunu öne sürer.
"Credit someone for trying even if they fail — take the will for the deed."Başarısız olsa bile birini denediği için takdir et — niyet için yapılanı kabul etmek.
Bu listedeki 11 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren