a candle loses nothing by lighting another candle/ɐ kˈændəl lˈuːzᵻz nˈʌθɪŋ baɪ lˈaɪɾɪŋ ɐnˈʌðɚ kˈændəl/kalıp
bir mum, başka bir mumu yakarak hiçbir şey kaybetmez
Başkasına yardım etmenin ya da bilgi ve kaynak paylaşmanın, kendi yetenek ya da kaynaklarımızı azaltmadığını, aksine karşılıklı fayda sağlayabileceğini anlatan atasözü tarzı ifade
"Helping others is good."Bilgi paylaşmak kendinizi eksiltmez — bir mum, başka bir mumu yakarak hiçbir şey kaybetmez.
the sun loses nothing by shining into a puddle/ðə sˈʌn lˈuːzᵻz nˈʌθɪŋ baɪ ʃˈaɪnɪŋ ˌɪntʊ ɐ pˈʌdəl/kalıp
güneş bir birikintiye ışık tutarak hiçbir şey kaybetmez
kaynak ya da bilgi paylaşmanın, sahibinin değerini azaltmadığını ifade eden bir deyim
"Sharing does not diminish."Başkalarına yardım etmek kendi değerini azaltmaz — güneş bir birikintiye ışık tutarak hiçbir şey kaybetmez.
(when|) you help (someone|somebody), you help everyone/wˌɛn ɔːɹ juː hˈɛlp sˈʌmwʌn ɔːɹ sˈʌmbɑːdi juː hˈɛlp ˈɛvɹɪwˌʌn/kalıp
birine yardım edersen, herkese yardım etmiş olursun
Küçük bir iyilik bile dünyayı daha iyi bir yer hâline getirir; başkalarına yardım etmeyi bırakmamak gerekir.
"Helping one helps all."Birine yardım etmek hepimize yardım eder.
you scratch my back and I will scratch yours/juː skɹˈætʃ maɪ bˈæk ænd ˈaɪ wɪl skɹˈætʃ jˈoːɹz/kalıp
karşılıklı iyilik, iyilik yap, iyilik bul
Birine iyilik yaparsan, gelecekte o kişi de sana iyilik yapma olasılığının yüksek olduğunu ifade eder
"You scratch my back."Sen bana yardım et, ben de sonra sana yardım ederim – karşılıklı iyilik.
claw me, and I will claw (thee|you)/klˈɔː mˌiː ænd aɪ wɪl klˈɔː ðˌiː ɔːɹ juː/kalıp
bana pençe at, ben de sana pençe atarım
Birine saldırdığında, karşı tarafın da aynı şekilde karşılık vereceğini, şiddet döngüsüne yol açacağını anlatır.
"Hurt me, I hurt you."Bana yardım et, ben de sana yardım ederim — bana pençe at, ben de sana pençe atarım.
two in distress makes [sorrow] less/tˈuː ɪn dɪstɹˈɛs mˌeɪks sˈɔːɹoʊ lˈɛs/kalıp
iki dertli, hüznü hafifletir
Benzer sıkıntıları paylaşan iki kişi, acıyı daha hafif hisseder.
"Shared problems feel lighter."Paylaşılan acı daha kolay taşınır — iki dertli, hüznü hafifletir.
company in misery makes it light/kˈʌmpəni ɪn mˈɪzɚɹi mˌeɪks ɪt lˈaɪt/kalıp
kederli dostluk, yükü hafifletir
Benzer sıkıntıları paylaşmak, zorluğu hafifletir ve teselli sağlar.
grief divided is made lighter/ɡɹˈiːf dɪvˈaɪdᵻd ɪz mˌeɪd lˈaɪɾɚ/kalıp
paylaşılan yas, hafifler
Birlikte yas tutmak, acıyı dağıtarak hafifletir.
"Sharing grief makes it lighter."Yas paylaşmak herkesi rahatlatır — paylaşılan yas, hafifler.
company in distress makes trouble less/kˈʌmpəni ɪn dɪstɹˈɛs mˌeɪks tɹˈʌbəl lˈɛs/kalıp
sıkıntıda dostluk, sıkıntıyı azaltır
Zorlukları birlikte göğüslemek, dayanma gücünü artırır ve sorunu hafifletir.
"Company makes trouble less."Paylaşılan sıkıntı yarıya iner — sıkıntıda dostluk, sıkıntıyı azaltır.
a (trouble|problem) shared is a trouble halved/ɐ tɹˈʌbəl pɹˈɑːbləm ʃˈɛɹd ɪz ɐ tɹˈʌbəl hˈævd/kalıp
paylaşılan sorun, yarıya iner
Sorunları başkalarıyla paylaşmak, duygusal yükü hafifletir.
"A problem shared is halved."Sorunu paylaşmak onu kolaylaştırır — paylaşılan sorun, yarıya iner.
behind every (great|successful) man (there|) stands a woman/bɪhaɪnd ˈɛvɹi ɡɹˈeɪt səksˈɛsfəl mˈæn ðɛɹ stˈændz ɐ wˈʊmən/kalıp
her büyük erkeğin arkasında bir kadın vardır
Bir erkeğin başarısının çoğu zaman hayatındaki bir kadının desteği, emeği ve fedakarlıkları sayesinde olduğunu vurgulamak için söylenir.
"He became very successful, and people always said behind every great man stands a woman."O çok başarılı oldu ve herkes her büyük erkeğin arkasında bir kadın derdi.
the best helping hand is at the end of your sleeve/ðə bˈɛst hˈɛlpɪŋ hˈænd ɪz æt ðɪ ˈɛnd ʌv jʊɹ slˈiːv/kalıp
en iyi yardım kolunuz kendi kolunuzdadır
İşlerin en etkili şekilde yapılmasının, başkalarına bağımlı olmaktan ziyade kendi beceri, yetenek ve kaynaklarınıza dayanmak olduğunu ifade eder.
"Help is in your sleeve."En iyi yardım kendi çabalarınızdan gelir — en iyi yardım kolunuz kendi kolunuzdadır.
bring not a bagpipe to a man in trouble/bɹˈɪŋ nˌɑːɾə bˈæɡpaɪp tʊ ɐ mˈæn ɪn tɹˈʌbəl/kalıp
zor durumda birine tulum çalma
Sıkıntı çeken birine uygunsuz, alakasız şeyler getirmemek gerektiğini söyler.
"Don't bring bagpipes to trouble."Uygunsuz yardımda bulunma — zor durumda birine tulum çalma.
he gives twice who gives quickly/hiː ɡˈɪvz twˈaɪs hˌuː ɡˈɪvz kwˈɪkli/kalıp
hızlı veren iki kez verir
İhtiyaç anında çabuk yardım eden kişi, etkisini iki kat artırır.
"Quick giving helps twice."Hızlı yardım iki kat yardım demektir — hızlı veren iki kez verir.
one good turn deserves another/wˈʌn ɡˈʊd tˈɜːn dɪzˈɜːvz ɐnˈʌðɚ/kalıp
iyi bir iyilik, bir başka iyiliği hak eder
İyilik ve cömertlik karşılıklıdır; yapılan iyilik benzer bir iyilikle karşılanmalıdır.
"Good turn deserves another."İyilik geri ödenmelidir — iyi bir iyilik, bir başka iyiliği hak eder.
it is (far|way|) better to give than to receive/ɪt ɪz fˈɑːɹ wˈeɪ bˈɛɾɚ tə ɡˈɪv ðɐn tə ɹɪsˈiːv/kalıp
vermek almaktan çok daha iyidir
Vermek, almanın getirdiği mutluluktan ve kişisel gelişimden daha fazlasını sunar.
"Giving is better than receiving."Vermek almaktan daha tatmin edicidir — vermek almaktan çok daha iyidir.
give a man fish and you feed him for a day, teach a man to fish and you feed him for a lifetime/ɡˈɪv ɐ mˈæn fˈɪʃ ænd juː fˈiːd hˌɪm fɚɹə dˈeɪ tˈiːtʃ ɐ mˈæn tə fˈɪʃ ænd juː fˈiːd hˌɪm fɚɹə lˈaɪftaɪm/kalıp
birine balık verirsen bir gün, balık tutmayı öğretirsen ömür boyu
Geçici yardımın anlık ihtiyacı giderdiği, fakat beceri ve bilgi kazandırmanın bireyi uzun vadede kendi ayakları üzerinde durmasını sağladığını vurgular.
"Teach to fish for life."Birine kendi kendine geçimini sağlamayı öğretmek, ona balık vermekten daha iyidir — birine balık verirsen bir gün, balık tutmayı öğretirsen ömür boyu.
Bu listedeki 17 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren