Beğeniler ve Beğenmemeler: İngilizce Kelimeler ve Türkçe Anlamları

Beğeniler ve Beğenmemeler konusundaki 28 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.

28 kelime Gre Advanced İngilizce Kelimeleri
affable /ˈæfəbəɫ/ sıfat

sıcakkanlı

yaklaşılması kolay ve konuşması hoş olan

"The host is affable."Ev sahibi sıcakkanlıdır.

amiable /ˈeɪmiəbəɫ/ sıfat

sevimli

hoş ve dostça bir kişilik sergileyen veya sahip olan

"She is very amiable."O sevimlidir.

besotted /bɪˈsɔtɪd/ sıfat

aşık olmuş

Birine ya da bir şeye o kadar tutkulu bağlanmak ki aklı doğru kullanamamak.

"He is besotted with her."O, ona aşık olmuş.

enamored /ɛˈnæmɝd/ sıfat

aşık

Bir şeye karşı güçlü beğeni ya da hayranlık duyan

"She is enamored with him."O, ona aşık.

loath /ˈɫoʊθ/ sıfat

isteksiz

İrade, motivasyon ya da rıza eksikliği nedeniyle bir şeyi yapmaya gönülsüz olmak.

"I am loath to go."Gitmeye isteksizim.

untoward /əntəˈwɔɹd/, /əntuˈɔɹd/ sıfat

beklenmedik, olumsuz

Öngörülmeyen, genellikle rahatsız edici ya da hoş olmayan durum.

"Nothing untoward occurred."Hiçbir beklenmedik şey olmadı.

abhor /æbˈhɔɹ/ fiil

nefret etmek

bir davranışa ya da düşünceye ahlaki açıdan yanlış olduğuna inanarak karşı çıkmak

"I abhor violence in any form."Her türlü şiddete nefret ediyorum.

antagonize /ænˈtæɡəˌnaɪz/ fiil

tahrik etmek

birini öfkelendirerek ona karşı düşmanlık ve muhalefet besletmek

"Do not antagonize your coworkers unnecessarily."İş arkadaşlarını gereksiz yere tahrik etme.

execrate /ɛɡzˈɛkɹeɪt/ fiil

nefret etmek, lanetlemek

Bir şeye ya da birine karşı aşırı öfke ve nefret beslemek.

"They execrate the dictator."Onlar, zalimin acımasız yönetimini nefret ediyorlar.

acrimony /ˈækɹɪˌmoʊni/ isim

kin, kırgınlık

Öfke ya da buruklukla dolu sözler ve duygular.

"The argument had acrimony."Toplantı kin dolu bir şekilde sona erdi.

alacrity /əˈɫækɹəti/ isim

hevesle, coşkuyla

Hızlı ve istekli bir şekilde hazır bulunma ya da kabul etme.

"She agreed with alacrity."İş teklifini hevesle kabul etti.

animosity /ˌænəˈmɑsəti/ isim

düşmanlık

güçlü bir nefreti, karşıtlığı ya da öfkeyi ifade eden duygu

"There is no animosity between the former rivals."Eski rakipler arasında düşmanlık yoktur.

antipathy /ænˈtɪpəθi/ isim

antipati

güçlü bir nefret, karşıtlık ya da düşmanlık hissi

"She felt a strong antipathy toward spicy food."Acı yemeklere karşı güçlü bir antipatisi vardı.

misanthrope /ˈmɪsənˌθɹoʊp/ isim

insan düşmanı

diğer insanları sevmeyen, onlara güvenmeyen ya da onlardan nefret eden kimse

"The old misanthrope lived alone in the woods."Yaşlı insan düşmanı yalnız başına ormanda yaşıyordu.

penchant /ˈpɛntʃənt/ isim

eğilim

bir şeyi yapma yönündeki güçlü eğilim ya da bir şeye karşı sevgi

"Strong penchant for collecting."Toplama konusunda güçlü bir eğilimi var.

philanthropy /fɪˈɫænθɹəpi/ isim

filantropi

İnsanlara, özellikle maddi olarak yardım etme faaliyeti.

"He practices philanthropy."O, filantropi yapar.

rapprochement /ˌɹæˌpɹoʊʃˈmɑn/ isim

yakınlaşma

İki grup ya da ülke arasında kötü ilişkilerden sonra uyum ve dostane ilişkilerin kurulması.

"They sought rapprochement."İki ülke bir yakınlaşma arayışına girdi.

to [take] umbrage /tˈeɪk ɡˈɪv ˈʌmbɹɪdʒ/ ifade

kızmak / alınmak

Kızgınlık duymak ya da incinmek, özellikle hakarete uğradığını hissetmek.

"She took umbrage at his comment."Kaba yorumundan dolayı kızdı.

to [give] umbrage /ɡˈɪv ˈʌmbɹɪdʒ/ ifade

rahatsız etmek / kızdırmak

Birini kızdırmak ya da üzmek, genellikle hakaret ederek.

"He gave umbrage to them."Yüksek sesli davranışı komşuları rahatsız etti.

enthrall /ɛnθɹˈɔːl/ fiil

büyülemek

birini tamamen etkilemek, kendine hayran bırakmak

"The story enthralled the young listeners."Hikâye genç dinleyicileri büyüledi.

detached /diˈtætʃt/, /dɪˈtætʃt/ sıfat

soğuk

ilgi ya da duygusal bağ eksikliği gösteren

"He seems detached."O, soğuk bir tavır sergiliyor.

palatable /ˈpæɫətəbəɫ/ sıfat

kabul edilebilir

(fikirler ve öneriler için) hoş ve kabul edilebilir.

"The idea was palatable."Fikir kabul edilebilirdi.

partial /ˈpɑɹʃəɫ/ sıfat

eğilimli

Birini veya bir şeyi sevmek veya onlara ilgi duymak.

"She was partial."Eğilimliydi.

torrid /ˈtɔɹəd/ sıfat

tutkulu

Özellikle cinsel aşk söz konusu olduğunda güçlü duygularla dolu ve tutkulu olmak.

"Their torrid affair."Onların tutkulu ilişkisi.

anathema /əˈnæθəmə/ isim

lanetli

ağır bir nefret ve onaylanmama durumu taşıyan şey

"Heresy was anathema to the church."Kafirlik kilise için lanetli bir kavramdı.

apathy /ˈæpəθi/ isim

kayıtsızlık

Hayata, olaylara karşı genel bir ilgi, endişe ya da coşku eksikliği.

"His apathy worried everyone greatly."Onun kayıtsızlığı herkesi çok endişelendirdi.

jaundice /ˈdʒɔndəs/ isim

sarılık

Cilt ve göz aklarının sarılaşması; genellikle karaciğer sorunlarının bir işareti.

"He viewed it with jaundice."Hastanın sarılığı karaciğer problemlerine işaret ediyordu.

zeal /ˈziɫ/ isim

heves

Bir şeyi başarmaya yönelik büyük coşku.

"She worked with great zeal to finish the project before the deadline."Projeyi son teslim tarihinden önce bitirmek için büyük bir hevesle çalıştı.

Bu listedeki 28 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

Gre Advanced İngilizce Kelimeleri — Konular