Edebi Kelimeler: İngilizce Kelimeler ve Türkçe Anlamları

Edebi Kelimeler konusundaki 58 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.

58 kelime Sat Literacy İngilizce Kelimeleri
acquirement /ɐkwˈaɪɚmənt/ isim

kazanım

eğitim ya da pratik yoluyla geliştirilen yetenek ya da beceri

"The acquirement of skills takes time."Becerilerin kazanımı zaman alır.

versed /ˈvɝst/ sıfat

konusunda uzman

deneyim ya da eğitim sonucu belirli bir alan ya da faaliyet hakkında bilgi sahibi ve yetkin olmak

"She is well versed in literature."O, edebiyat konusunda uzman.

intrepid /ɪnˈtɹɛpəd/ sıfat

cesur

çok korkusuz, tehlikeli durumlar karşısında çekinmeyen

"The intrepid explorer climbed the mountain."Cesur kaşif dağa tırmandı.

temerity /təˈmɛɹəti/ isim

cüretkârlık

akılsızca ya da saygısızca cesur davranma niteliği

"He had the temerity."Büyük bir cüretkârlıkla.

evenhanded /ˈivənˈhændɪd/ sıfat

adil

yargılamada ya da muamelede tarafsız ve adil olmak

"The judge was evenhanded."Hakim adildi.

accursed /ˌæˈkɝst/ sıfat

lanetli

Doğaüstü bir ceza sonucu acı çekmeye ya da talihsizlikle yüzleşmeye mahkum edilmiş

"The accursed witch cast a spell."Lanetli cadı bir büyü yaptı.

trying /ˈtɹaɪɪŋ/ sıfat

zorlu

yönetmek veya katlanmak güç

"This is a trying time."Bu zorlu bir dönem.

taxing /ˈtæksɪŋ/ sıfat

yorucu

Büyük çaba ve enerji gerektiren, zorlayıcı

"The work is taxing."İş çok yorucudur.

garb /ˈɡɑɹb/ isim

giysi

Bir kişinin, genellikle belirli bir durum ya da amaç için seçtiği kıyafet ya da donanım

"His ceremonial garb was colorful."Tören giysisi renkliydi.

clump /ˈkɫəmp/ isim

küme

sıkıca paketlenmiş veya kümelenmiş bir grup veya kütle

"Clump of trees."Ağaç kümesi.

feast /ˈfist/ isim

şölen

Özel bir olayı kutlamak amacıyla çok sayıda kişinin katıldığı, genellikle lezzetli yemeklerin sunulduğu yemek.

"The feast was huge."Şölen çok büyüktü.

bristle /ˈbɹɪsəɫ/ isim

kıl

bir hayvan veya insanda doğal olarak büyüyen kısa, kalın, sert tüy

"Animal bristle shown."Hayvan kılı gösterildi.

sundry /ˈsəndɹi/ sıfat

çeşitli

Belirli bir düzen olmaksızın bir araya toplanmış farklı türde eşyaların toplamı

"We bought sundry items at the store."Mağazadan çeşitli eşyalar aldık.

modicum /ˈmɑdɪkəm/ isim

azıcık

İyi ve arzu edilen bir şeyin nispeten küçük miktarı

"Modicum of truth."Azıcık bir gerçek.

trail /treɪl/ fiil

takip etmek

Önde giden bir güç tarafından sürüklenerek ilerlemek.

"Hikers trail behind the group leader."Yürüyüşçüler grup liderinin arkasını takip eder.

tippler /tˈɪplɚ/ isim

içki düşkünü

Sosyal ortamlarda sık sık alkol tüketmeyi seven, genellikle içki içen kişi

"The old tippler sat at the bar."Yaşlı içki düşkünü barda oturuyordu.

stale /steɪl/ sıfat

bayat

(özellikle ekmek ve kek gibi yiyeceklerde) havaya maruz kalma veya uzun süre saklanma nedeniyle artık taze olmayan

"The bread is stale."Ekmek bayat.

stilted /ˈstɪɫtɪd/ sıfat

yapmacık

genellikle doğal bir akış olmadan, resmi bir sertlik gösteren

"The conversation felt stilted."Konuşma yapmacık hissettirdi.

prow /ˈpɹaʊ/ isim

baş

bir geminin veya teknenin ileri kısmı, tipik olarak sivri ve suyun içinden ilerleyen

"The ship's prow cut."Geminin başı kesti.

abash /əˈbæʃ/ fiil

utanmak

Birinin kendisini rahatsız ve mahcup hissetmesine sebep olmak.

"The compliment abashed the shy girl."İltifat, utangaç kızı mahcup etti.

connive /kəˈnaɪv/ fiil

gizlice iş birliği yapmak

Genellikle suç ya da aldatma amacıyla, başkalarıyla gizli bir şekilde ortak hareket etmek.

"They connived to steal the money."Parayı çalmak için gizlice iş birliği yaptılar.

bondsman /bˈɑːndzmən/ isim

kefil

Bir başkasının borcunu ya da yükümlülüğünü teminat altına almak için kefalet imzalayan kişi.

"The bondsman paid the bail."Kefil kefaleti ödedi.

throng /ˈθɹɔŋ/ isim

kalabalık

Yakın bir arada toplanmış çok sayıda insan.

"A throng of fans gathered outside."Hayran kalabalığı dışarıda toplandı.

ransack /ˈɹænˌsæk/ fiil

altüst etmek

bir yeri, özellikle çalma veya zarar verme niyetiyle, genellikle kaba veya düzensiz bir şekilde kapsamlı bir şekilde aramak

"Burglars ransacked the entire house."Hırsızlar tüm evi altüst etti.

demur /dɪˈmɝ/ fiil

çekinmek

Anlaşmazlığını, reddini veya isteksizliğini ifade etmek.

"She demurs when asked to lead the group."Gruptan liderlik etmesi istendiğinde çekiniyor.

accost /əˈkɔst/ fiil

kaba bir şekilde yaklaşıp konuşmak

Birine agresif ya da cesur bir tavırla yaklaşmak ve genellikle bir konuşma başlatmak amacıyla hitap etmek.

"A stranger accosted him on the street."Bir yabancı sokakta ona kaba bir şekilde yaklaştı.

despondency /dɪˈspɑndənsi/ isim

çaresizlik

Mutsuz ve umutsuz olma hali.

"A deep despondency settled over him after he lost his job."İşini kaybetmesinin ardından üzerine derin bir çaresizlik çöktü.

deprecatory /dˈɛpɹɪkətˌoːɹi/ sıfat

küçümseyici

Bir şeyin değerini ya da önemini azaltan, aşağılayıcı söz ve davranışlarla nitelendirilen.

"He made a deprecatory comment about himself."Kendisi hakkında küçümseyici bir yorum yaptı.

slight /ˈsɫaɪt/ fiil

haksızlık etmek

Birine saygısız davranmak, ona gereken ilgi ve dikkati göstermemek.

"He felt slighted by her remark."Onun sözünden dolayı haksızlık edildiğini hissetti.

indigo /ˈɪndəˌɡoʊ/, /ˈɪndɪˌɡoʊ/ sıfat

çivit mavisi

koyu mavi ile mor arasında zengin bir renge sahip

"She wore an indigo dress."Çivit mavisi bir elbise giydi.

pyre /ˈpaɪɝ/ isim

cenaze ateşi

ölünün bedeninin yakılması için kullanılan büyük odun yığını

"They placed the body on the funeral pyre."Beden cenaze ateşine konuldu.

mirth /ˈmɝθ/ isim

neşe

Mutluluk, sevinç veya eğlence duygusu

"The room was filled with laughter and mirth at the party."Partide kahkaha ve neşe ile doluydu oda.

croon /ˈkɹun/ fiil

ninnilemek

yumuşak, nazik ve melodi dolu bir şekilde, genellikle duygusal ya da romantik bir tonda şarkı söylemek

"She crooned a lullaby to the baby."Bebek için ninnilemekti.

await /əˈweɪt/ fiil

beklemek

bir şey ya da birini beklemek

"They await the bus."Hakimin nihai kararını sinirli bir şekilde bekliyorlar.

listlessly /ˈɫɪstɫəsɫi/ zarf

keyifsizce

enerji, coşku ya da ilgi eksikliği içinde bir şekilde

"He lay listlessly on the couch."Koltukta keyifsizce uzanıyordu.

stately /ˈsteɪtɫi/ sıfat

görkemli

boyut olarak etkileyici ve büyük

"The mansion is stately."Şato görkemli bir yapıdadır.

wend /ˈwɛnd/ fiil

yavaşça ilerlemek

özellikle yavaş ya da dolaylı bir şekilde bir yola ya da rotaya doğru seyahat etmek ya da gitmek

"We wend our way home slowly."Eve yavaşça ilerleyerek gidiyoruz.

wince /ˈwɪns/ fiil

suratını buruşturmak

Utanç veya acı belirten bir yüz ifadesi göstermek

"He winced as the needle pricked his arm."İğne koluna saplandığında suratını buruşturdu.

tempest /ˈtɛmpəst/ isim

fırtına

yüksek rüzgarlar, yoğun yağmur, gök gürültüsü ve şimşekle karakterize güçlü ve şiddetli bir hava olayı

"The ship sank during the tempest."Gemi fırtına sırasında battı.

trace /ˈtɹeɪs/ isim

iz

bir şeyin daha önce var olduğuna ya da bulunmuş olduğuna dair gösterge ya da kanıt

"There was no trace of the missing cat."Kayıp kedinin hiçbir izi yoktu.

smouldering /smˈoʊldɚɹɪŋ/ sıfat

gizli öfke

genellikle açıkça ifade edilmeyen, yüzeyin altında kaynayan yoğun veya bastırılmış bir öfke durumuyla ilgili

"His smouldering gaze."Gizli öfke dolu bakışı.

bower /ˈbaʊər/ isim

gölgelik

bahçede ya da ormanda ağaçların ya da sarmaşıkların altında bulunan hoş, gölgeli bir yer

"The couple sat in a shady bower."Çift gölgeli bir gölgelikte oturdu.

basely /bˈeɪsli/ zarf

aşağılıkça

onursuz, aşağılık ya da ahlaki açıdan düşük bir şekilde

"He acted basely for money."Paranın peşinde aşağılıkça davrandı.

acquit /əˈkwɪt/ fiil

beraat ettirmek

Mahkemede resmi olarak birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek ve ilan etmek

"The jury decided to acquit the defendant."Jüri sanığın beraatine karar verdi.

apostrophize /ɐpˈɑːstɹəfˌaɪz/ fiil

hitap etmek

birine ya da bir şeye tutkulu ya da duygusal bir şekilde doğrudan seslenmek

"He apostrophized the absent friend in his speech."Konuşmasında yok olan arkadaşa hitap etti.

swoon /ˈswun/ fiil

bayılmak

güçlü duygu, aşırı sıcaklık ya da yorgunluk nedeniyle kısa süreli bilinç kaybı yaşamak

"She swooned at the romantic gesture."Romantik jest karşısında bayıldı.

wreath /ˈɹiθ/ isim

çelenk

çiçek, yaprak veya benzeri maddelerden oluşan dairesel süsleme; genellikle dekorasyon ya da anma amacıyla kullanılır

"She hung a wreath on the door."Kapının üzerine bir çelenk astı.

blight /ˈbɫaɪt/ fiil

mahvetmek

bir bitki, ürün ya da yeri hastalık, zararlı ya da olumsuz koşullar nedeniyle bozmak, zarar vermek ya da yok etmek

"The disease blighted the entire crop."Hastalık tüm mahsülü mahvetti.

stringent /ˈstɹɪndʒənt/ sıfat

katı

(yasa, yönetmelik, kural vb.) son derece sınırlayıcı ve sıkı

"The rules are stringent."Kurallar katıdır.

pathos /ˈpeɪθɑs/ isim

duygusallık

özellikle acıma, üzüntü ya da empati duygularını uyandıran bir nitelik

"The actor's performance was full of pathos."Oyuncunun performansı duygusallıkla doluydu.

vatic /vˈæɾɪk/ sıfat

kehanetî

kehanet ya da öngörüyle ilgili niteliklere sahip olmak

"The prophet made vatic predictions."Kâhin kehanetî kehanetlerde bulundu.

anon /ˌæˈnɔn/ zarf

yakında

Gecikme olmaksızın, yakında bir şeyin olacağını veya yapılacağını belirtmek için kullanılır.

"I will see you anon."Seni yakında göreceğim.

edifice /ˈɛdəfəs/ isim

bina

Özellikle boyutu ya da görünüşüyle etkileyici, büyük ve görkemli yapı.

"The ancient edifice was built of marble."Antik bina mermerden inşa edilmişti.

evince /ɪˈvɪns/ fiil

gösterme

Bir duygu, nitelik ya da tutumu söz, davranış ya da görünüm yoluyla açıkça ortaya koymak.

"His smile evinced his happiness."Gülümsemesi mutluluğunu gösteriyordu.

injudiciously /ɪndʒuːdˈɪʃəsli/ zarf

akılsızca

İyi bir yargı ya da ihtiyat göstermeyen bir şekilde.

"He injudiciously spent all his savings."Tüm birikimini akılsızca harcadı.

clad /ˈkɫæd/ sıfat

giyinmiş

Özellikle belirli bir tarzda ya da malzemeyle kıyafet giymiş olmak.

"The knight is clad in armor."Şövalye zırh içinde giyinmişti.

tavern /ˈtævɝn/ isim

meyhane

Alkollü içeceklerin ve bazen yiyeceklerin sunulduğu, genellikle sosyal ortamlarda kullanılan yer.

"We stopped for ale at the tavern."Meyhanede bir bira molası verdik.

gainsay /ˈɡeɪnˌseɪ/ fiil

inkâr etmek

Bir şeyin doğru olduğunu reddetmek veya kabul etmemek

"No one can gainsay the evidence."Kimse kanıtları inkâr edemez.

Bu listedeki 58 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

Sat Literacy İngilizce Kelimeleri — Konular