Zorluk Yaşamak: İngilizce Kelimeler ve Türkçe Anlamları

Zorluk Yaşamak konusundaki 24 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.

24 kelime Zorluk İle İlgili İngilizce Deyimler
(in|into) hot water /ɪn hˈɑːt wˈɔːɾɚ/ ifade

başı belaya girmek

kişinin hoş olmayan sonuçlarla karşılaşacağı bir durumda bulunması

"In hot water."O başı belaya girdi.

{one's} [back] (against|to) the wall /wˈʌnz bˈæk ɐɡˈɛnst ɔːɹ tə ðə wˈɔːl/ ifade

sırtı duvara dayanmak

yapmak istediği veya ihtiyacı olan şeyi yapmak için çok az seçeneği olan bir durumda olmak

"Back against wall."Sırtı duvara dayandı.

[be] (way|) in over {one's} head /biː ɪn ˌoʊvɚ wˈʌnz hˈɛd/ ifade

kendi boyundan büyük bir işe bulaşmak

kendi kapasitesinin ya da yeteneğinin ötesinde bir işe girmek ya da çıkmak

"He is in over his head."O, kendi boyundan büyük bir işe bulaştı.

behind the eight ball /bɪhˌaɪnd ðɪ ˈeɪt bˈɔːl/ ifade

zorlu bir konumda olmak

başkalarına göre daha zor bir durumda, sıkıntılı bir konumda olmak

"I am behind the eight ball."Ben zor bir konumdayım.

the (odds|cards) [are] stacked against {sb} /ðə ˈɑːdz kˈɑːɹdz ɑːɹ stˈækt ɐɡˈɛnst ˌɛsbˈiː/ kalıp

şanslar tersine dönmüş olmak

birinin başarı şansının çok düşük olduğunu belirtmek

"Odds stacked against us."Finansman ve destek yok, şanslar tersine dönmüş durumda.

for the best /fɚðə bˈɛst/ ifade

en iyisi bu

Şu anda zorluk yaratsa da bir şeyin uzun vadede faydalı olacağını söylemek için kullanılır.

"The train delay was for the best, I avoided an accident."Tren gecikmesi en iyisi bu oldu; bir kazadan kaçındım.

in a (pretty|) pickle /ɪn ɐ pɹˈɪɾi pˈɪkəl/ ifade

büyük bir belaya düşmek

ciddi bir sorunla karşı karşıya olmak

"In a pickle."Param kalmadığı için büyük bir belaya düştüm.

in a (tight|) spot /ɪn ɐ tˈaɪt spˈɑːt/ ifade

zorlu bir durumda olmak

başa çıkması güç bir durumda bulunmak

"In a tight spot."Yardım et, zorlu bir durumdayım.

in a tight corner /ɪn ɐ tˈaɪt kˈɔːɹnɚ/ ifade

çıkmazda kalmak

çözümü zor, çıkması güç bir sıkıntı içinde olmak

"The team is in a tight corner now."Takım şu anda çıkmazda.

in dire straits /ɪn dˈaɪɚ stɹˈeɪts/ ifade

kötü durumda

çok sayıda zorluk içeren bir durum

"The company is in dire straits financially."Şirket mali açıdan kötü durumda.

in the grip of {sth} /ɪnðə ɡɹˈɪp ʌv ˌɛstˌiːˈeɪtʃ/ ifade

bir şeyin pençesinde olmak

Bir kişinin veya bir şeyin çok zor veya istenmeyen bir durumdan etkilenmesi veya ele geçirilmesi durumunda kullanılır.

"In the grip."Pençesinde.

through the wringer /θɹuː ðə ɹˈɪŋɚ/ ifade

zorlu bir süreçten geçirmek

birçok zorluk ya da sıkıntı yaşamak

"He put me through the wringer."Beni zorlu bir süreçten geçirdi.

troubled waters /tɹˈʌbəld wˈɔːɾɚz/ ifade

sorunlu sular

çok sayıda problem, karışıklık ya da düzensizlik barındıran bir durum

"The company is going through troubled waters."Şirket sorunlu sular içinde.

up (a|the) creek (without a paddle|) /ˌʌp ɐ ðə kɹˈiːk wɪðˌaʊt ɐ pˈædəl/ ifade

çözüm bulamadan zor durumda kalmak

kesin bir çözüm bulunamayan zor ya da sıkıntılı bir hâlde olmak anlamında kullanılır

"We are up the creek without a paddle now."Şimdi çözüm bulamadan zor durumda kaldık.

when the chips [are] down /wˌɛn ðə tʃˈɪps ɑːɹ dˈaʊn/ ifade

işler kızıştığında

bir durumun gerçekten zor, ciddi ya da meydan okuyucu hâle geldiği zamanı ifade eder

"When the chips are down, he is a good friend."İşler kızıştığında o iyi bir dosttur.

school of hard knocks /skˈuːl ʌv hˈɑːɹd nˈɑːks/ ifade

zorlu hayat okulu

hayatta karşılaşılan zor, gerçek deneyimler ve mücadeleler; genellikle pratik bilgi kazandırır

"I learned my skills at the school of hard knocks."Becerilerimi zorlu hayat okulunda edindim.

in the same boat /ɪnðə sˈeɪm bˈoʊt/ ifade

aynı teknede olmak

başkasının yaşadığı gibi hoş olmayan ya da zor bir durum içinde olmak

"We are all in the same boat with this problem."Bu sorunla hepimiz aynı teknedeyiz.

to [make] a man (out|) of {sb} /mˌeɪk ɐ mˈæn ˈaʊt ʌv ˌɛsbˈiː/ ifade

birini olgunlaştırmak

(zor bir durumun) birini daha dayanıklı ya da sorumlu hâle getirmesi

"The army made a man out of him."Ordu onu olgunlaştırdı.

to [fall] to pieces /fˈɔːl tə pˈiːsᵻz/ ifade

parçalanmak

Tamamen etkisiz kalmak, işe yaramaz hâle gelmek.

"Her old suitcase fell to pieces."Eski valizi parçalanmıştı.

to [scratch|scrape] a living /skɹˈætʃ ɔːɹ skɹˈeɪp ɐ lˈɪvɪŋ/ ifade

geçimini sağlamak

temel ihtiyaçları karşılayacak kadar para ya da kaynak kazanmak

"He scratches a living by selling vegetables."Sebze satarak geçimini sağlıyor.

black hole /blæk hoʊl/ isim

kara delik

Kaçması kolay olmayan zor bir durum veya koşul.

"It's a black hole."Bu bir kara delik.

rabbit hole /ˈræbɪt hoʊl/ isim

tavşan deliği

Karmaşıklık, kafa karışıklığı veya tuhaflıkla işaretlenmiş ve genellikle kaçması zor olan bir durum.

"That's a rabbit hole."Bu bir tavşan deliği.

sea legs /si lɛgz/ isim

deniz bacakları

Bir kişinin yeni veya alışılmadık bir duruma uyum sağlama yeteneği.

"He has sea legs."Onun deniz bacakları var.

fall to pieces /fɔl tɪ ˈpisɪz/ ifade

paramparça olmak

Güçlü bir duygusal veya zihinsel mücadele yaşamak, kişinin bunalmış, üzgün hissettiği ve duygularıyla başa çıkamadığı bir durum.

"I might fall to pieces."Paramparça olabilirim.

Bu listedeki 24 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

Zorluk İle İlgili İngilizce Deyimler — Konular