Ünite 2 · New Headway İleri Kelime Listesi

New Headway İleri Kelime Listesi listesindeki "Ünite 2" ile ilgili 26 İngilizce kelimeyi telaffuzu, örnek cümlesi ve Türkçe anlamıyla birlikte öğren.

26 kelime New Headway İleri Kelime Listesi
jot down /ʤɑt daʊn/ fiil

kısa not almak

Bir şeyi aceleci ve gayri resmi bir şekilde not etmek

"She jots down important notes quickly."Önemli notları hızlıca kısa not alarak kaydediyor.

do in /dˈuː ˈɪn/ fiil

öldürmek

birini katletmek, canını almak

"They did him in."Onu dün gece öldürdüler.

(by|through) (the|) word of mouth /baɪ θɹuː ðə wˈɜːd ʌv mˈaʊθ/ ifade

ağızdan dolaşarak

yazılı ya da görsel bir tanıtım yerine sözlü olarak başkalarına anlatmak suretiyle

"I heard it by word of mouth."Bunu ağızdan duyduğum.

(right|) from the word go /ɹˈaɪt ɔːɹ fɹʌmðə wˈɜːd ɡˈoʊ/ ifade

başlangıçtan itibaren

belirli bir durum, etkinlik ya da sürecin en başından itibaren

"From the word go, I knew."Başlangıçtan itibaren biliyordum.

to [get] a word in edgeways /ɡɛt ɐ wˈɜːd ɪn ˈɛdʒweɪz/ ifade

söz hakkı bulmak

başkasının sürekli konuşması sırasında bir şey söyleyebilmek için fırsat elde etmek

"I got a word in edgeways."Nihayet söz hakkı bulabildim.

to [get] a word in edgewise /ɡɛt ɐ wˈɜːd ɪn ˈɛdʒwaɪz/ ifade

söz hakkı bulmak

başkasının uzun konuşması sırasında bir şey söyleyebilmek için fırsat elde etmek

"She never lets me get a word in edgewise."O bana asla söz hakkı buldurmaz.

in other words /ɪn ˈʌðɚ wˈɜːdz/ zarf

başka bir deyişle

Aynı düşünceyi daha açık ya da farklı bir biçimde ifade etmek için kullanılan bir ifade.

"He is lazy in other words."Başka bir deyişle, o tembel.

(last|final) word /lˈæst fˈaɪnəl wˈɜːd/ ifade

son söz

Bir konu hakkında verilen en son ve kesin karar ya da beyan.

"She had the last word."Onun son sözü vardı.

to {not} [have] a good word to say (for|about) {sth} /nˌɑːɾɐv ɐ ɡˈʊd wˈɜːd tə sˈeɪ fɔːɹ ɔːɹ ɐbˌaʊt ˌɛstˌiːˈeɪtʃ/ ifade

iyi bir sözü olmamak

Birine ya da bir şeye karşı çok olumsuz düşüncelere sahip olmak ve olumlu bir şey söyleyememek.

"He does not have a good word to say about anyone."O, kimse hakkında iyi bir sözü olmayan biridir.

to [put] in a (good|) word for {sb} /pˌʊt ɪn ɐ ɡˈʊd wˈɜːd fɔːɹ ˌɛsbˈiː/ ifade

iyi bir sözü olmak

Birine avantaj sağlamak amacıyla, örneğin iş görüşmesinde başarılı olmasını temenni ederek, o kişi hakkında olumlu konuşmak.

"Put in a good word for me."Benim için iyi bir söz söyle.

to [say|give] the word {~noun} /sˈeɪ ɡˈɪv ðə wˈɜːd/ ifade

söylemek

Birinin kendisi için bir şey yapmasını emretmek.

"Just give the word."Söylemen yeterli.

for words /fɔːɹ wɜːdz/ ifade

tarif edilemez

kelimelerle anlatılamayacak kadar, genellikle olumsuz bir anlamda.

"The mess was for words."Ortalık kelimelerle anlatılamayacak kadar dağınıktı.

word for word /wˈɜːd fɔːɹ wˈɜːd/ ifade

kelimesi kelimesine

Değişiklik ya da eksik bırakmadan, tam olarak olduğu gibi tekrarlamak.

"He repeated the conversation word for word."Konuşmayı kelimesi kelimesine tekrarladı.

(man|woman|person) of few words /mˈæn ɔːɹ wˈʊmən ɔːɹ pˈɜːsən ʌv fjˈuː wˈɜːdz/ ifade

az sözlü (adam/ kadın/ kişi)

Az konuşan, sözlerini mümkün olduğunca öz ve kısa tutan kişi.

"He is a man of few words."O, az sözlü bir adamdır.

lost for words /lˈɔst fɔːɹ wˈɜːdz/ ifade

sözcük bulamamak

şok, şaşkınlık ya da yoğun duygu nedeniyle ne söyleyeceğini geçici olarak düşünememek

"I was lost for words when I saw her."Onu gördüğümde sözcük bulamıyordum.

to [eat] {one's} words /ˈiːt wˈʌnz wˈɜːdz/ ifade

sözünü yemek

Önceden söylediği bir şeyi geri almak, yanıldığını kabul etmek.

"He had to eat his words."Kaybettikten sonra sözünü yemek zorunda kaldı.

to [breathe|say] a word about {sth} /bɹˈiːð ɔːɹ sˈeɪ ɐ wˈɜːd ɐbˌaʊt ˌɛstˌiːˈeɪtʃ/ ifade

bir kelime bile söylememek / bir kelime bile damlatmamak

Gizli kalması gereken bir şeyi başkalarına söylememek.

"Do not breathe a word about this to anyone."Bunun hakkında bir kelime bile söyleme.

buzzword /ˈbʌzwɜːrd/ isim

moda sözcük

Belirli bir alanda ya da bağlamda popüler ya da gözde hâle gelen, çoğu zaman gerçek anlamı ya da değeri yerine başkalarını etkilemek ya da ikna etmek için kullanılan sözcük ya da ifade.

"Synergy is a buzzword.""Sinergi" yaygın bir moda sözcüktür.

to [mince] {one's} words /mɪns wʌnz wɜːdz/ ifade

sözlerini yumuşatmak

Kaba ya da kırıcı olmamak için kelimeleri dikkatli seçmek.

"Don't mince your words now."Şimdi sözlerini yumuşatma.

to {not} (even|) [know] the meaning of the word /nˌɑːt ˈiːvən ɔːɹ nˈoʊ ðə mˈiːnɪŋ ʌvðə wˈɜːd/ ifade

kelimenin anlamını bilmemek

Belirli bir kavram ya da terim hakkında bilgi ya da anlayışa sahip olmamak.

"I don't know the meaning."Anlamını bilmiyorum.

take in /tˈeɪk ˈɪn/ fiil

kavramak

Bir şeyi kavramayı

"I can't take in."Müze birçok ziyaretçi aldı.

go over /ɡˌoʊ ˈoʊvɚ/ fiil

gözden geçirmek

bir şeyi ayrıntılı olarak incelemek, kontrol etmek

"She goes over her notes again."O, notlarını bir kez daha gözden geçirir.

come through /kˈʌm θɹˈuː/ fiil

üstesinden gelmek

ciddi bir hastalık gibi olumsuz bir olaydan sonra hayatta kalmak ya da iyileşmek

"He came through surgery."Kriz anında üstesinden geldi.

come to /kəm tɪ/ fiil

farkına varmak

Daha önce fark etmediği veya unuttuğu bir şeyin aniden bilincine varmak.

"I come to realize."Farkına varıyorum.

word /wərd/ isim

söz

Bir vaat veya güvence.

"I give my word."Söz veriyorum.

lastword /lastword*/ ifade

son söz

Bir konu hakkında nihai ve kesin beyan veya karar.

"That's the lastword."Bu son söz.

Bu listedeki 26 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

New Headway İleri Kelime Listesi — Konular