Son Söz (Unit 8) · New Headway İleri Kelime Listesi

New Headway İleri Kelime Listesi listesindeki "Son Söz (Unit 8)" ile ilgili 34 İngilizce kelimeyi telaffuzu, örnek cümlesi ve Türkçe anlamıyla birlikte öğren.

34 kelime New Headway İleri Kelime Listesi
accidents will happen in the best of families /ˈæksɪdənts wɪl hˈæpən ɪnðə bˈɛst ʌv fˈæmɪlɪz/ kalıp

en iyi ailelerde bile kazalar olur

En dikkatli ya da en hazırlıklı ailelerin bile beklenmedik hatalar ya da kazalar yaşayabileceğini ifade eder.

"The child knocked over the vase. Accidents will happen in the best of families."Çocuk vazoyu devirdi. En iyi ailelerde bile kazalar olur.

actions speak louder than words /ˈækʃənz spˈiːk lˈaʊdɚ ðɐn wˈɜːdz/ kalıp

sözden çok eylem önemlidir

İnsanların gerçek niyet ve inançlarını sözlerinden çok davranışlarının gösterdiğini söylemek için kullanılır.

"He always says nice things, but actions speak louder than words."Her zaman güzel sözler söyler ama sözden çok eylem önemlidir.

a fate worse than death /ɐ fˈeɪt wˈɜːs ðɐn dˈɛθ/ ifade

ölümden daha korkunç bir kader

Gerçekten dayanılması çok zor, korkunç bir durum.

"For him, boredom is a fate worse than death."Onun için sıkılmak ölümden daha korkunç bir kader.

behind every (great|successful) man (there|) stands a woman /bɪhaɪnd ˈɛvɹi ɡɹˈeɪt səksˈɛsfəl mˈæn ðɛɹ stˈændz ɐ wˈʊmən/ kalıp

her büyük erkeğin arkasında bir kadın vardır

Bir erkeğin başarısının çoğu zaman hayatındaki bir kadının desteği, emeği ve fedakarlıkları sayesinde olduğunu vurgulamak için söylenir.

"He became very successful, and people always said behind every great man stands a woman."O çok başarılı oldu ve herkes her büyük erkeğin arkasında bir kadın derdi.

all in a day's work /ˈɔːl ɪn ɐ dˈeɪz wˈɜːk/ ifade

işin doğası gereği

bir kişinin işinin tipik veya normal bir parçası olan bir şey

"For a firefighter, this is all in a day's work."Bir itfaiyeci için bu işin doğası gereği.

to [have] {one's} cake and eat it (too|) /hæv wˈʌnz kˈeɪk ænd ˈiːt ɪt tˈuː ɔːɹ/ ifade

hem balık hem de kuş olmak

Birbirini feda etmeden sahip olunması imkansız olan iki şeye sahip olmak istemek.

"You can't have cake and eat it."Hem balık hem de kuş olamazsın.

(as|) clear as mud /æz klˈɪɹ æz mˈʌd/ ifade

çamur kadar net

Açıkça tanımlanmadığı veya gösterilmediği için karmaşık olan bir şeyi tanımlamak için kullanılır.

"The instructions were clear as mud."Talimatlar çamur kadar netti.

after {one's} own heart /ˈæftɚ wˈʌnz ˈoʊn hˈɑːɹt/ ifade

kendi damak zevkinize uygun

Kişinin zevk, değer ya da tercihleriyle tam uyumlu olduğunu anlatan ifade

"You are a man after my own heart."Sen benim damak zevkime uygun bir adamsın.

boys will be boys /bˈɔɪz wɪl biː bˈɔɪz/ kalıp

çocuklar çocuk kalır

Erkek çocukların ya da genç erkeklerin olumsuz davranışlarını doğaları gereği kabul edip mazur görme bahanesi.

"The boys broke the window playing football — boys will be boys."Çocuklar futbol oynarken pencereyi kırdılar — çocuklar çocuk kalır.

at the end of the day /æt ðɪ ˈɛnd ʌvðə dˈeɪ/ ifade

günün sonunda

Belirli bir durumla ilgili en önemli gerçeği söylerken kullanılan ifade.

"At the end of the day, family is most important."Günün sonunda aile en önemli şeydir.

blast from the past /blˈæst fɹʌmðə pˈæst/ ifade

geçmişten bir anı

Nostalji duyguları uyandıran, beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan kişi ya da nesne.

"Seeing my old friend was a blast from the past."Eski arkadaşımı görmek bir geçmişten anıydı.

no pain, no gain /nˈoʊ pˈeɪn nˈoʊ ɡˈeɪn/ ifade

acı yoksa kazanç yok

Zor çalışmadan ve sıkıntı çekmeden bir şey elde edilemeyeceğini söylemek için kullanılan atasözü.

"I exercise every day because no pain, no gain."Her gün egzersiz yapıyorum; çünkü acı yoksa kazanç yok.

better safe than sorry /bˈɛɾɚ sˈeɪf ðɐn sˈɔːɹi/ kalıp

tedbirli olmak, pişman olmamaktan iyidir

Sorun ya da pişmanlık yaşamamak için önlem almanın tercih edildiğini belirten ifade.

"Take an umbrella — better safe than sorry."Şemsiye al; tedbirli olmak, pişman olmamaktan iyidir.

bad things come in threes /ɡˈʊd bˈæd θˈɪŋz kˈʌm ɪn θɹˈiːz/ kalıp

kötü şeyler üçer üçer gelir

Talihsizliklerin genellikle üçlü gruplar halinde gerçekleştiği inancını ifade eder.

"First I lost my keys, then my wallet — bad things come in threes."Önce anahtarlarımı, sonra cüzdanımı kaybettim; kötü şeyler üçer üçer gelir.

good things come in threes /ɡˈʊd θˈɪŋz kˈʌm ɪn θɹˈiːz/ kalıp

iyi şeyler üçer üçer gelir

İyi olayların da genellikle üçlü gruplar halinde gerçekleştiği inancını ifade eder.

"We won three games in a row — good things come in threes!"Üç maç üst üste kazandık; iyi şeyler üçer üçer gelir!

like father, like son /lˈaɪk fˈɑːðɚ lˈaɪk sˈʌn/ ifade

baba gibi oğul da

Bir çocuğun davranış ya da niteliklerinin babasına benzer olduğunu söylemek için kullanılan atasözü.

"He loves cars, like father, like son."Arabaları çok seviyor; baba gibi oğul da.

it takes all sorts to make a world /ɪt tˈeɪks ˈɔːl sˈɔːɹts tə mˌeɪk ɐ wˈɜːld/ kalıp

dünyayı çeşitlilik oluşturur

dünyanın işleyişi ve gelişmesi için insanların farklılıklarının ve çeşitliliğinin gerekli olduğunu ifade eder

"It takes all sorts to make a world — some people love loud music."Dünyayı çeşitlilik oluşturur — bazı insanlar yüksek sesli müziği sever.

better late than never /bˈɛɾɚ lˈeɪt ðɐn nˈɛvɚ/ kalıp

geç olsun da güç olmasın

Bir işi gecikmiş olsa bile hiç yapmamaktan daha iyi olduğunu söylemek için kullanılır.

"You are late, but better late than never!"Geç geldin ama geç olsun da güç olmasın!

just what the doctor ordered /dʒˈʌst wˌʌt ðə dˈɑːktɚɹ ˈɔːɹdɚd/ ifade

tam da ihtiyacın olan şey

Belirli bir durumda tam olarak gereken, aranan şey.

"A hot bath was just what the doctor ordered."Sıcak bir banyo tam da ihtiyacın olan şeydi.

do not do anything (that|) I would not (do|) /duːnˌɑːt dˈuː ˈɛnɪθˌɪŋ ðæt aɪ wʊd nˌɑːt dˈuː/ kalıp

benim yapmayacağım bir şeyi yapma

Kişiyi sorumlu davranmaya ve riskli ya da şüpheli davranışlardan kaçınmaya yönlendiren uyarı.

"Do not do anything I would not."Bu gece eğlen, ama benim yapmayacağım bir şeyi yapma!

to [be] not for {sb} to say /biː nˌɑːt fɔːɹ ˌɛsbˈiː tə sˈeɪ/ ifade

bunun kararı bana ait değil

Bir konuyla ilgili karar ya da yargının, daha yetkili ya da bilgili kişilere bırakılması gerektiğini ifade eder.

"It is not for me to say who is right."Kim doğru, bunu söylemek bana ait değil.

to [be] damned if {sb} [do], damned if {sb} [do] {not} /biː dˈæmd ɪf ˌɛsbˈiː dˈuː dˈæmd ɪf ˌɛsbˈiː dˈuː nˈɑːt/ ifade

yap ya da yapma ikilemi

Hangi seçim yapılırsa yapılsın olumsuz sonuçlara yol açabilecek bir durumda olmak.

"Damned if you do, damned."Yaparsan lanet, yapmazsan lanet.

the mind [boggle] /ðə mˈaɪnd bˈɑːɡəl/ kalıp

akıl almaz

Anlaşılması zor veya absürt bir şeye yanıt olarak şaşkınlık, şok veya inançsızlık ifade etmek için kullanılır.

"He wants to run a marathon next week with no training — the mind boggles!"Hiç antrenman yapmadan gelecek hafta maraton koşmak istiyor - akıl almaz!

to {not} [bear] thinking about /nˌɑːt bˈɛɹ θˈɪŋkɪŋ ɐbˈaʊt/ ifade

düşünmeye dayanmaz

O kadar rahatsız edici, korkutucu ya da korkunç ki akla getirmek bile zor gelen durum.

"The damage from the storm does not bear thinking about."Fırtınanın verdiği yıkım düşünmeye dayanmaz.

to [shop] (till|until) {sb} [drop] /ʃˈɑːp tˈɪl ʌntˈɪl ˌɛsbˈiː dɹˈɑːp/ ifade

yorgun düşene kadar alışveriş yapmak

Çok yorulana kadar, neredeyse bayılana kadar alışverişe devam etmek.

"We shopped till we dropped on Saturday."Cumartesi günü yorgun düşene kadar alışveriş yaptık.

horses for courses /hˈɔːɹsᵻz fɔːɹ kˈoːɹsᵻz/ kalıp

herkesin kendine göre bir yolu var

Farklı kişilerin farklı şeylere yatkın olduğu, birine uygun olanın diğerine uymayabileceği anlamı.

"He loves extreme sports, but hiking is not for me — horses for courses."O ekstrem sporları seviyor, ama yürüyüş benim için değil – herkesin kendine göre bir yolu var.

meet and greet /mˈiːt ænd ɡɹˈiːt/ ifade

tanışma etkinliği

Bir ünlünün, politikacının ya da iş insanının hayranları ya da halkla bir araya gelip sohbet ettiği organizasyon.

"The singer did a meet and greet with fans."Şarkıcı hayranlarıyla bir tanışma etkinliği yaptı.

fair and square /fˈɛɹ ænd skwˈɛɹ/ ifade

adil ve dürüstçe

Kurallara uyarak, adil ve dürüst bir şekilde yapılan şey.

"She won the game fair and square."Oyunu adil ve dürüstçe kazandı.

from zero to hero /fɹʌm zˈiəɹoʊ tə hˈiəɹoʊ/ ifade

sıfırdan kahramana

Birinin ya da bir şeyin, düşük bir konumdan büyük bir başarı ya da ün kazanmasına işaret eden ifade.

"The story is about a boy who goes from zero to hero."Hikâye, sıfırdan kahramana giden bir çocuğu anlatıyor.

nearest and dearest /nˈɪɹəst ænd dˈɪɹəst/ ifade

en yakın ve sevgili kişiler

Kişinin en yakın, en samimi aile üyeleri ya da arkadaşları.

"Only my nearest and dearest are invited."Sadece en yakın ve sevgili kişiler davetli.

use it or lose it /jˈuːs ɪt ɔːɹ lˈuːz ɪt/ kalıp

kullan ya da kaybet

Kullanılmaz ya da pratik yapılmazsa bir becerinin kaybolacağı anlamını taşıyan uyarı.

"Keep practising your language skills — use it or lose it."Dil becerilerini geliştirmeye devam et – kullan ya da kaybet.

chockablock /tʃˈɑːkɐblˌɑːk/ sıfat

dolu dizgin

tamamen dolu ya da sıkışık bir hâle gelmiş, tıkanıklık yaratacak kadar kalabalık

"The street was chockablock with cars."Sokak arabalarla dolu dizgindi.

to [walk] the talk /wˈɔːk ðə tˈɔːk/ ifade

sözünü yerine getirmek

söylediğini ya da savunduğunu gerçekten yapmak, sadece konuşmakla kalmamak

"He needs to walk the talk."O, sadece konuşmakla kalmaz, sözünü de yerine getirir.

to [name] and [shame] /nˈeɪm ænd ʃˈeɪm/ ifade

adını duyurup utandırmak

uygunsuz ya da etik dışı davranışları kamuoyuna açıklayarak sorumlu tutmak ve cezalandırmak amacıyla isimlerini ve eleştirilerini duyurmak

"The newspaper named and shamed the corrupt officials."Gazete, yolsuzluk yapan memurları adını duyurup utandırdı.

Bu listedeki 34 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

New Headway İleri Kelime Listesi — Konular