Ünite 1 · New Headway İleri Kelime Listesi

New Headway İleri Kelime Listesi listesindeki "Ünite 1" ile ilgili 68 İngilizce kelimeyi telaffuzu, örnek cümlesi ve Türkçe anlamıyla birlikte öğren.

68 kelime New Headway İleri Kelime Listesi
trait /ˈtɹeɪt/ isim

nitelik

özellikle bir kişinin kişiliğinin ya da kimliğinin parçası olan ayırt edici kalite ya da özellik

"Honesty is a good trait."Naziklik onun en iyi niteliğidir.

trace /ˈtɹeɪs/ isim

iz

bir şeyin daha önce var olduğuna ya da bulunmuş olduğuna dair gösterge ya da kanıt

"There was no trace of the missing cat."Kayıp kedinin hiçbir izi yoktu.

feat /ˈfit/ isim

başarı

Büyük beceri ya da güç gerektiren etkileyici ve kayda değer bir başarım.

"Climbing is amazing feat."Dağcılık muazzam bir başarıdır.

perplexing /pɝˈpɫɛksɪŋ/ sıfat

kafa karıştırıcı

Karmaşık veya belirsiz olduğu için kafa karışıklığına neden olmak.

"The puzzle is perplexing."Bulmaca kafa karıştırıcı.

puzzling /ˈpəzəɫɪŋ/, /ˈpəzɫɪŋ/ sıfat

gizemli

Anlaması veya açıklaması zor.

"The clue is puzzling."İpucu gizemli.

forebear /ˈfɔɹˌbɛɹ/ isim

ata

Bir kişinin soyundan gelen, genellikle daha eski nesillerden gelen öncekileri.

"Our forebears came to this country on a ship."Atalarımız bu ülkeye bir gemiyle geldi.

ancestor /ˈænˌsɛstɝ/ isim

ata

çok uzun zaman önce yaşamış, genellikle büyükanne ve büyükbabalardan önceki bir kan akrabası

"An ancestor lived here."Bir ata burada yaşamıştı.

urge /ˈɝdʒ/ isim

istek

birinin harekete geçmesini ya da yanıt vermesini tetikleyen güçlü duygu

"She feels a strong urge to travel abroad."Yurtdışına seyahat etme isteği duyuyor.

live in /lˈaɪv ˈɪn/ fiil

yerinde yaşamak

Genellikle tesislerde sağlanan konaklamada, çalışılan veya okunan yerde ikamet etmek.

"The teacher lives in."Öğretmen yerinde yaşar.

cruise /kruːz/ isim

kruvaziyer

özellikle birkaç varış noktası içeren, gemiyle yapılan keyif amaçlı yolculuk

"We took a cruise."Bir kruvaziyer yaptık.

insomnia /ˌɪnˈsɑmniə/ isim

uykusuzluk

kişinin uyuyamamasına veya uykuda kalınamamasına yol açan bir bozukluk

"Insomnia kept him awake all night."Uykusuzluk onu bütün gece uyanık tuttu.

satchel /sˈætʃəl/ isim

çanta (satchel)

Genellikle deri ya da kanvas malzemeden yapılan, bir omuzdan diğerine geçirilerek taşınan, uzun bir askıya sahip çanta türü.

"The leather satchel looks vintage."Derili çanta vintage bir görünüme sahip.

playdate /plˈeɪdeɪt/ isim

oyun buluşması

Çocukların önceden planlanmış bir zamanda bir araya gelip oynaması; genellikle bir ebeveyn ya da bakıcı eşlik eder.

"The child has a playdate with his friend from school."Çocuk okul arkadaşının evinde bir oyun buluşması var.

sleepover /ˈsɫiˌpoʊvɝ/ isim

geceleme

Bir kişinin eğlence amaçlı olarak başka birinin evinde bir gece kalması.

"The girls have a sleepover with popcorn and movies."Kızlar patlamış mısır ve filmle bir geceleme yapıyor.

memory loss /mˈɛmɚɹi lˈɔs/ isim

hafıza kaybı

Geçmiş olayları ya da bilgileri hatırlayamama durumu; hafif unutkanlıktan demans ya da amnezi gibi ciddi bozukluklara kadar değişebilir.

"The accident causes short-term memory loss."Kaza kısa süreli hafıza kaybına yol açtı.

crawl /ˈkɹɔɫ/ fiil

emeklemek

Vücudu yere yakın tutarak veya eller ve dizler üzerinde yavaşça hareket etmek

"The baby will crawl soon."Bebek yakında emekleyecek.

to [play] truant /pleɪ tɹuːənt/ ifade

okuldan kaçmak

İzin almadan ya da geçerli bir sebep olmadan okula ya da işe gitmemek.

"He played truant from school."Okuldan kaçtı ve derse katılmadı.

infant /ˈɪnfənt/ isim

bebek

Çok küçük bir çocuk, genellikle doğumdan yaklaşık bir yaşına kadar olan dönemdeki çocuk

"The infant slept peacefully in her crib."Bebek beşiğinde huzur içinde uyudu.

schoolboy /ˈskuɫˌbɔɪ/ isim

okul çocuğu

özellikle ilköğretim ya da ortaöğretimde okula devam eden erkek öğrenci

"The schoolboy carries a heavy backpack."Okul çocuğu ağır bir çantayı taşıyor.

lover /ˈlʌvər/ isim

sevgili

Evli olmadan romantik veya cinsel bir ilişkideki partnerlerden biri

"He is her lover."Sevgili dışarıda bekliyordu.

childishness /tʃˈaɪldɪʃnəs/ isim

çocuksuluk

olgunluğunun eksik, aşırı oyunbaz ya da çocuklara özgü davranışlar sergileme hâli

"The adult's childishness is embarrassing."Yetiğin çocuksuluğu utanç verici.

mortgage /ˈmɔɹɡədʒ/ isim

ipotek

bir bankanın birine ev satın alması için kredi olarak para verdiği ve kişinin genellikle faiziyle birlikte belirli bir süre içinde krediyi geri ödemeyi kabul ettiği resmi bir sözleşme veya düzenleme

"We took a mortgage for our house."Evimiz için ipotek çektik.

glasses /ˈɡlæsɪz/ isim

gözlük

burun ve kulaklara dayanan bir çerçeveye yerleştirilmiş, daha net görmek için takılan mercek çifti

"My glasses are on the desk."Gözlüğüm masanın üzerinde.

ache /eɪk/ isim

ağrı

Vücudun bir bölümünde sürekli, genellikle şiddetli olmayan bir acı.

"My legs ache today."Bacaklarım bugün ağrıyor.

color in /kˈʌlɚɹ ˈɪn/ fiil

renklemek

kara kalem ya da çizgi resimlerin içini boya kalemi, keçeli kalem vb. ile doldurmak

"Color in the picture neatly."Resmi düzgün bir şekilde renkle.

lie-in /lˈaɪˈɪn/ isim

geç uyuma

normal uyanma saatinden daha geç yatakta dinlenme ya da uyuma süresi, genellikle ek dinlenme amacıyla yapılır

"She enjoys a lie-in on Saturday morning."Cumartesi sabahları geç uyumayı sever.

divorced /dɪˈvɔɹst/ sıfat

boşanmış

Yasal olarak evliliği sona erdirilmiş ve artık evli olmayan kişi.

"My parents are divorced."Ebeveynlerim boşanmış.

tantrum /ˈtæntɹəm/ isim

hiddet patlaması

genellikle öfke ya da hayal kırıklığıyla ilişkili, bağırma, ağlama, tekme atma ve bazen fiziksel saldırı içeren duygusal bir çıkış

"The child threw a tantrum in the store."Çocuk mağazada bir hiddet patlaması yaşadı.

bald /bɔːld/ sıfat

kel

kafasında çok az veya hiç saçı olmayan

"He is bald."O kel.

swot /swˈɑːt/ fiil

harıl harıl çalışmak

Özellikle sınav öncesinde hızlı ve yoğun bir şekilde çalışmak

"She swotted for the final exams."Dönem sonu sınavları için harıl harıl çalıştı.

clubbing /ˈklʌbɪŋ/ isim

gece kulübüne gitme

Gece kulüplerine sık sık gidip eğlenme eylemi veya etkinliği

"Clubbing is tiring."Gece kulübüne gitmek yorucu.

teeter /ˈtitɝ/ fiil

dengesiz durmak

dengesini kaybedecek gibi sallanarak ya da titreyerek durmak ya da hareket etmek

"The chair teeters precariously."Yürürken bebek dengesiz duruyor.

to [take] a nap /tˈeɪk ɐ nˈæp/ ifade

şekerleme yapmak

Gün içinde kısa bir süre dinlenmek veya uyumak.

"I will take a nap after lunch."Öğle yemeğinden sonra şekerleme yapacağım.

to fancy {oneself} /fænsi wʌnsɛlf/ ifade

kendini beğenmek

kendi yetenekleri, çekiciliği, önemliliği veya değeri hakkında aşırı veya abartılı bir görüşe sahip olmak

"He fancies himself a great singer."Kendini harika bir şarkıcı sanıyor.

to put {oneself} down /pʊt wʌnsɛlf daʊn/ ifade

kendini aşağılamak

kendi hakkında olumsuz ya da eleştirel konuşmak

"Stop putting yourself down, you are talented."Kendini aşağılamayı bırak, yeteneklisin.

look after /lˈʊk ˈæftɚ/ fiil

bakmak / ilgilenmek

birinin ya da bir şeyin ihtiyaç, sağlık, güvenlik vb. hususlarını gözetmek, ona bakım sağlamak

"Who looks after your dog?"Köpeğine kim bakıyor?

to [think] for {oneself} /θˈɪŋk fɔːɹ wʌnsˈɛlf/ ifade

kendi başına düşünmek

karar verirken ya da görüş oluştururken kimseye güvenmemek

"You need to learn to think for yourself."Kendi başına düşünmeyi öğrenmen gerekiyor.

to [flatter] {oneself} /flæɾɚ wʌnsɛlf/ ifade

kendi kendini övmek

kendi yetenek, başarı ya da görünümünü abartılı bir şekilde değerlendirmek

"Do not flatter yourself, he is not interested."Kendini övmeyi bırak, o seninle ilgilenmiyor.

to [kick] {oneself} /kˈɪk wʌnsˈɛlf/ ifade

kendini eleştirmek

geçmiş bir hatadan ya da kaçırılan bir fırsattan dolayı kendine kızmak, pişmanlık duymak

"I kicked myself after that."Bundan sonra kendimi eleştirdim.

main /ˈmeɪn/ sıfat

ana

en yüksek öneme ya da merkezi öneme sahip

"The main problem is money."Ana sorun para.

chief /ˈtʃif/ sıfat

başlıca

En yüksek öneme sahip olmak.

"This is the chief reason."Bu başlıca nedendir.

characteristic /ˌkɛrəktɚˈɪstɪk/ sıfat

özellik

Bir şeyi ya da birini tanımlayan, ayırt eden nitelik.

"Her laugh is characteristic."Onun kahkahası bir özellik.

evidence /ˈɛvɪdəns/ isim

kanıt

Bir şeyin doğruluğunu veya olasılığını gösteren her türlü bilgi, nesne veya işaret

"There is no evidence of a crime."Herhangi bir suça dair kanıt yok.

achievement /əˈʧiːvmənt/ isim

başarı

Belirli bir şeye ulaşma eylemi veya süreci.

"Winning the award was a great achievement."Ödülü kazanmak büyük bir başarıydı.

desire /dɪˈzaɪɚ/ isim

arzu

Bir şeyi yapma veya sahip olma konusunda çok güçlü bir istek duygusu

"His desire to travel took him everywhere."Seyahat arzusu onu her yere götürdü.

thrive /θraɪv/ fiil

gelişmek

olağanüstü bir şekilde büyümek ve gelişmek

"These plants thrive in humid environments."Bu bitkiler nemli ortamlarda gelişir.

flourish /ˈflɝːɪʃ/ fiil

gelişmek

hızlı ve başarılı bir şekilde büyümek

"This plant flourishes in direct sunlight."Bu bitki doğrudan güneş ışığında gelişir.

bond /bɑnd/ isim

bağ

ortak deneyimler, düşünceler veya duygulara dayanan, insanlar veya gruplar arasındaki ilişki

"They formed a bond."Aralarında bir bağ oluştu.

tie /taɪ/ isim

bağ

insanlar, kuruluşlar vb. arasındaki bağ veya bağlantı

"They have a tie."Bir bağları var.

inhabit /ˌɪnˈhæbət/ fiil

ikamet etmek

Belirli bir yerde yaşamak.

"Birds inhabit the trees."Balıklar bu mercan resiflerinde bolca ikamet eder.

function /ˈfəŋkʃən/ isim

işlev

bir şeyin amacı veya kullanım amacı

"What is its function?"İşlevi nedir?

nappy /nˈæpi/ isim

bebek bezi

İdrar ve dışkıyı tutup emen, bebekler ve küçük çocuklar tarafından giyilen emici giysi.

"The nappy needs changing every three hours."Bebek bezi her üç saatte bir değiştirilmeli.

settle down /ˈsɛtəl daʊn/ fiil

yerleşmek

bir yer bulup daha istikrarlı ve rutin bir yaşam tarzını benimsemek

"He will settle down."Он остепенится.

soldier /ˈsoʊɫdʒɝ/ isim

asker

Özellikle subay olmayan, orduda görev yapan kişi

"The soldier stood at attention."Asker dikkatle durdu.

justice /ˈdʒəstəs/ isim

adalet

Hakların, görevlerin belirlenmesi ve ödül‑ceza dağıtımının yapılması sürecinde hüküm verme eylemi.

"The victims' families are still seeking justice."Mağdurların aileleri hâlâ adalet arıyor.

stage /steɪʤ/ isim

aşama

Bir sürecin veya olayın bölündüğü evrelerden biri.

"This is a new stage."Bu yeni bir aşama.

graze /ˈɡɹeɪz/ fiil

sıyırmak

Cildin yüzeyini pürüzlü bir şeye sürtmek suretiyle yaralamak.

"My knee did graze."Dizim sıyrıldı.

buggy /ˈbəɡi/ isim

at arabası

Genellikle keyifli geziler için kullanılan, dört tekerlekli, hafif, at arabası.

"They rode a buggy."Bir at arabasıyla gittiler.

date /deɪt/ isim

randevu

Bir kişiyle, özellikle gelecekte bir ilişkisi olabilecek veya olan biriyle buluşmak için ayarlanmış bir zaman

"We have a date."Randevumuz var.

promote /prəˈmoʊt/ fiil

teşvik etmek / yükseltmek

Daha yüksek bir konuma veya rütbe ile terfi ettirmek

"He will promote to manager."İyi sağlık için sebze yiyin.

sensible /ˈsɛnsəbəɫ/ sıfat

akıllı

(kişi) iyi yargı yeteneği gösteren

"That was sensible."O, akıllı birisi.

work out /wˈɜːk ˈaʊt/ fiil

spor yapmak

Sağlıklı ya da daha güçlü olmak amacıyla egzersiz yapmak.

"She works out every single morning."Her sabah spor yapıyor.

pain /peɪn/ isim

ağrı

Hastalık veya yaralanma nedeniyle oluşan hoş olmayan duygu.

"I have a stomach pain."Mide ağrım var.

potbelly /potbelly*/ isim

soba

Bir odayı ısıtmak için odun yakan, ortası şişkin yuvarlak bir soba.

"The potbelly was warm."Soba sıcaktı.

watch /wɑːtʃ/ fiil

izlemek

bir şeye veya kişiye bir süre boyunca dikkatle bakmak

"Watch the movie with subtitles."Filmi altyazılı izle.

think of /θˈɪŋk ʌv/ fiil

düşünmek

bir şey hakkında karar verirken akla getirmek, akla takmak

"Think of a good idea."İyi bir fikir düşün.

gray /greɪ/ sıfat

yaşlı

(bir kişi için) yaşlanmanın bir işareti olarak gri saçlı olmak.

"The old man was gray."Yaşlı adam keldi.

please /pliz/ fiil

istediğini yapmak

başkalarının görüşlerini veya arzularını umursamadan, kişinin istediği veya arzu ettiği şeyi yapmak

"Do as you please."İstediğini yap.

Bu listedeki 68 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

New Headway İleri Kelime Listesi — Konular