aşındırma
Sürtünme, kazıma ya da erozyon yoluyla bir yüzeyin aşınması ya da pürüzsüzleşmesi süreci.
"The rock showed abrasion."Onun bir aşındırması var.
Fiziksel Dünya konusundaki 48 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.
aşındırma
Sürtünme, kazıma ya da erozyon yoluyla bir yüzeyin aşınması ya da pürüzsüzleşmesi süreci.
"The rock showed abrasion."Onun bir aşındırması var.
daldırma
Bir şeyi tamamen bir sıvıya ya da maddeye batırma eylemi, genellikle ıslatma amacıyla.
"Full immersion in water."Tam dil daldırma.
alev
Parlak, yoğun bir alev ya da yangın.
"Trail has blaze."Patikada işaretleme yapılmış alev.
çubuk
Dar, düz bir ahşap, metal ya da plastik parça; genellikle çit, jaluz, mobilya gibi yapılarda bileşen olarak kullanılır.
"Wooden slat fence."Ahşap çubuklu çit.
kafes
Duvarlar, çitler veya bariyerlerle çevrili, genellikle tutma, koruma veya hapsolma amacıyla kullanılan kapalı alan.
"Animal enclosure is safe."Hayvan kafesi güvenlidir.
niş
Bir duvarın geriye doğru çıkıntılı olarak inşa edilmiş, duvarın geri kalanından daha içeride kalan kısmı.
"The bed fits perfectly into a small alcove."Yatak küçük nişe tam oturdu.
kaldırım kenarı
Sokak ya da yolun kenarına bitişik, araçların park edebildiği ya da teslimat ve alım gibi hizmetlerin gerçekleştiği alan.
"Curbside pickup service."Kaldırım kenarı teslimat hizmeti.
çöküntü
Yüzeyde darbe ya da baskı sonucu oluşan çöküntü ya da oyuk.
"There is a dent."Orada bir çöküntü var.
levha
Genellikle kare ya da dikdörtgen biçiminde, kalın ve düz bir sert malzeme parçası (taş, metal, ahşap vb.).
"Heavy concrete slab."Ağır beton levha.
is
odun veya kömür gibi maddelerin yakılmasıyla oluşan siyah tozlu madde
"The chimney was black with soot."Baca isle kara olmuştu.
cila
Ağaç, metal veya diğer yüzeylere koruyucu ve dekoratif bir kaplama sağlamak amacıyla reçineler, yağlar ve çözücülerden yapılan şeffaf ya da renkli kaplama.
"Apply wood varnish."Ahşap cilası sür.
vakum
Tüm maddeyi tamamen içermeyen boşluk.
"The vacuum is empty."Mükemmel vakum oluştur.
yazıt
Yüzeye kazınmış, oyulmuş ya da yazılmış kelimeler, harfler ya da semboller; genellikle anı, bilgi ya da süsleme amacıyla.
"Ancient stone inscription."Antik taş yazıt.
batırmak
Bir şeyi tamamen, genellikle suyun içinde, yüzeyin altına daldırmak.
"Submerge the vegetables in boiling water."Sebzeleri kaynar suda batırın.
toz haline getirmek
Bir şeyi mekanik yöntemle ya da güçlü bir darbe ile ince bir toz ya da parçacık haline ezmek ya da öğütmek.
"Pulverize the tablets into powder."Tabletleri toz haline getirin.
ıslatmak
Bir şeyi sıvı ile tamamen kaplamak, üzerine dökmek.
"The rain drenched us completely."Yağmur bizi tamamen ıslattı.
terlemek
Fiziksel çaba, kaygı ya da sıcaklık gibi nedenlerle cildin yüzeyinde küçük sıvı damlacıkları üretmek.
"He perspires heavily during exercise sessions."Egzersiz sırasında yoğun bir şekilde terler.
beslemek
Büyüme, yaşam ve sağlığın sürdürülmesi için gerekli yiyecek ve diğer şeyleri sağlamak.
"Eat well to nourish your body."Vücudunu beslemek için iyi beslen.
lekelenmek
Bir şeyi hastalık ya da zararlı mikroorganizma ile kirletmek ya da bozulmak.
"The scandal tainted his reputation."Skandal onun itibarını lekelendi.
tıkamak
Bir şeyin içinden hiçbir şeyin geçemeyecek şekilde kapanması.
"Hair clogs the shower drain."Saç duş giderini tıkıyor.
penetre etmek
Genellikle bir direnci aşarak bir şeyin içinden geçmek.
"The bullet penetrated the thick wall."Mermi kalın duvarı deldi.
bölmek
Keskin bir aletle, genellikle hassas ve kontrollü bir şekilde bir şeyi kesmek.
"Cleave the wood with an axe."Odunu balta ile böl.
sökmek
Saat yönünün tersine çevirerek bir şeyi gevşetmek ve ayırmak.
"Unscrew the cap carefully."Kapağı dikkatlice sökün.
parçalamak
Ani bir şekilde birçok parçaya kırmak.
"The glass shatters into many tiny pieces."Cam, çok sayıda ufak parçaya parçalanır.
havada taşınan
Hava yoluyla hareket eden ya da taşınan bir şeye ilişkin.
"The virus is airborne."Virüs havada taşınan bir hastalıktır.
kötü görünümlü
Bakımsızlık ya da temizlik eksikliği nedeniyle karanlık, kirli ya da sefil bir görünüme sahip.
"The room is dingy."Oda kötü görünümlü.
sürtünme
bir nesne başka bir nesneyle temas halinde hareket ettiğinde karşılaşılan direnç veya karşıt kuvvet
"Friction makes it hot."Sürtünme onu ısıtır.
dış cephe
Bir nesnenin, binanın vb. dış yüzeyi ya da en dış tabakası.
"The exterior needs a fresh coat of paint."Dış cephe yeni bir boya katına ihtiyaç duyuyor.
emisyon
gaz, radyasyon veya diğer maddelerin havaya veya çevreye salınımı
"Car emissions pollute the air."Araç emisyonları havayı kirletiyor.
parçacık
atom altı parçacıklar gibi elektronlar ve protonlardan toz veya kum taneleri gibi daha büyük parçacıklara kadar değişebilen, maddenin veya maddenin küçük, ayrı bir birimi
"A tiny particle floated."Küçük bir parçacık süzülüyordu.
çöküntü
Duvar ya da başka bir yüzeye gömülmüş, küçük bir girinti ya da oyuk.
"There is a recess."Orada bir çöküntü var.
kenar
Dairesel bir nesnenin dış sınırı ya da kenarı; genellikle bir sınır ya da destek görevi görür.
"The rim is shiny."Kenar parlak.
soket
bir şeyin oturduğu içi boş kısım veya boşluk, genellikle nesneleri birbirine bağlamak veya yerinde tutmak için kullanılır
"The plug fits the socket."Fiş sokete uyuyor.
sırt
İki çatı eğiminin buluştuğu, çatının tepesi boyunca yatay bir çizgi oluşturan en yüksek nokta.
"The ridge is the highest point."Sırt en yüksek noktadır.
çukur
Genellikle uzun ve dar bir kesik ya da oyuk; mimari tasarımlarda sütun, süsleme ya da panel gibi yüzeylerde bulunur.
"There is a groove."Orada bir çukur var.
hendek
okyanus tabanındaki derin, dar, dik yamaçlı çöküntü
"The trench is deep."Hendek derin.
boşluk
Katı bir nesnenin içinde veya daha büyük bir alanın içinde bulunan, genellikle madde içermeyen boş veya ıssız yer.
"There is a void."Bir boşluk var.
kazımak
Keskin ya da pürüzlü bir kenar kullanarak bir yüzeyden ince bir tabaka ya da az miktarda bir şeyi çıkarmak.
"Scrape the paint off the wall."Duvarın üzerindeki boyayı kazıyın.
öğütmek
Bir şeyi sert bir yüzeye sürtünerek veya bastırarak küçük parçalara ayırmak
"Grind the coffee beans into powder."Kahve çekirdeklerini toz haline öğüt.
nemlendirmek
Bir şeyi hafifçe ıslak veya nemli hale getirmek.
"Dampen the cloth slightly."Bezi hafifçe nemlendirin.
çarpışmak
Bir başka nesne ya da kişiyle aniden ve güçlü bir temas kurmak.
"Two cars collided on the highway."İki araba otoyolda çarpıştı.
sıyırmak
Cildin yüzeyini pürüzlü bir şeye sürtmek suretiyle yaralamak.
"My knee did graze."Dizim sıyrıldı.
patlamak
özellikle iç basınç nedeniyle aniden ve şiddetle açılmak ya da parçalanmak
"The dam burst from pressure."Balon yüksek bir patlama sesiyle patladı.
kırmak
Fiziksel olarak bir şeyi parçalara ayırmak, genellikle aniden ya da şiddetle.
"He fractured his leg skiing."Kayak yaparken bacağını kırdı.
patlamak
(boru gibi bir yapının) aniden kırılması ya da parçalanması.
"The pipe ruptured and flooded the basement."Boru patladı ve bodrumu su bastı.
sökme
Bir yapıyı, makineyi veya nesneyi bireysel parçalarına ayırarak sökmek veya demonte etmek.
"We dismantle the old shed."Eski kulübeyi söküyoruz.
çökmek
(Bir yapının) hasar görmesi veya zayıf olması nedeniyle aniden yıkılması.
"The bridge will collapse."Köprü çökecek.
yıkmak
tamamen yok etmek ya da bir bina ya da başka bir yapıyı yıkmak
"Workers demolish the unsafe old building."İşçiler tehlikeli eski binayı yıkıyor.
Bu listedeki 48 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla