Eylemler ve Davranış (Make): İngilizce Kelimeler ve Türkçe Anlamları

Eylemler ve Davranış (Make) konusundaki 44 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.

44 kelime Collocations Make Take Have İngilizce Kelimeleri
to [make] a break for /mˌeɪk ɐ bɹˈeɪk fɔːɹ/ ifade

kaçmaya çalışmak

Bir durumdan veya yerden hızlı veya ani bir şekilde kaçmaya çalışmak.

"He made a break for it."Kaçmaya çalıştı.

to [make] a contribution /mˌeɪk ɐ kˌɑːntɹɪbjˈuːʃən/ ifade

katkı sağlamak

bir amaç, örgüt ya da çabaya değerli bir destek, yardım ya da kaynak sunmak anlamında kullanılır.

"Make a contribution to charity."Fon için bir katkı sağlamak istiyorum.

to [make] a discovery /mˌeɪk ɐ dɪskˈʌvɚɹi/ ifade

keşif yapmak

araştırma, keşif ya da inceleme yoluyla yeni ya da daha önce bilinmeyen bir şeyi bulmak ya da ortaya çıkarmak anlamına gelir.

"Scientists made a discovery."Bilim insanları bir keşif yaptılar.

to [make] a fuss /mˌeɪk ɐ fˈʌs/ ifade

büyük bir telaş yaratmak

gereksiz ya da aşırı bir ilgi ya da heyecanla tepki vermek

"Don't make a fuss about it."Bunun için büyük bir telaş yaratma.

to [make] a habit of /mˌeɪk ɐ hˈæbɪt ʌv/ ifade

alışkanlık edinmek

bir şeyi düzenli ya da tekrarlı bir şekilde, rutin bir parça hâlinde yapmak anlamında kullanılır.

"Make a habit of reading."Geç kalma alışkanlığı edinme.

to [make] a journey /mˌeɪk ɐ dʒˈɜːni/ ifade

yolculuk yapmak

bir yerden başka bir yere, genellikle uzun bir mesafe kat ederek seyahat etmek anlamında kullanılır.

"We made a journey far."Kıyıya bir yolculuk yaptık.

to [make] a move /mˌeɪk ɐ mˈuːv/ ifade

hareket etmek

Bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmeye başlamak.

"Let's make a move."Hareket etme zamanı geldi.

to [make] a note /mˌeɪk ɐ nˈoʊt/ ifade

not almak

hatırlamak ya da daha sonra başvurmak amacıyla bir şeyi kaydetmek, yazmak

"I will make a note of that."Bunun notunu alacağım.

to [make] a point /mˌeɪk ɐ pˈɔɪnt/ ifade

bir noktayı vurgulamak

belirli bir fikir ya da argümanı öne çıkarmak, ifade etmek

"She made a good point."O, iyi bir nokta ortaya koydu.

to [make] a promise /mˌeɪk ɐ pɹˈɑːmɪs/ ifade

söz vermek

gelecekte bir şeyi yapmaya karar vermek

"Make a promise, keep it."Bir söz vermeli ve onu tutmalısın.

to [make] a request /mˌeɪk ɐ ɹɪkwˈɛst/ ifade

istekte bulunmak

bir şey istemek ya da birinin bir şeyi yapmasını talep etmek

"Made a request for help."Dün bir istekte bulundum.

to [make] a reservation /mˌeɪk ɐ ɹˌɛzɚvˈeɪʃən/ ifade

rezervasyon yaptırmak

önceden bir yer, koltuk ya da konaklama ayırtmak

"Make a reservation now."Akşam yemeği için rezervasyon yaptırmam gerekiyor.

to [make] a stand /mˌeɪk ɐ stˈænd/ ifade

tavır koymak

Bir pozisyonu veya fikri desteklemek veya savunmak için harekete geçmek.

"Make a stand for justice."Adalet için tavır koy.

to [make] a suggestion /mˌeɪk ɐ sədʒˈɛstʃən/ ifade

öneri sunmak

değerlendirilmek üzere bir eylem yolu önermek

"Make a suggestion for improvement."Bir öneri sunabilir miyim?

to [make] a visit /mˌeɪk ɐ vˈɪzɪt/ ifade

ziyaret etmek

kısa bir süreliğine bir yere giderek birini ya da bir şeyi görmek

"Made a visit to town."Büyük ebeveynlerimizi ziyaret ettik.

to [make] a wish /mˌeɪk ɐ wˈɪʃ/ ifade

dilek tutmak

bir şeyin gerçekleşmesini istemek; genellikle doğum günü pastasındaki mumları üflerken yapılır

"Make a wish, blow out."Dün gece bir dilek tuttum.

to [make] an appointment /mˌeɪk ɐn ɐpˈɔɪntmənt/ ifade

randevu ayarlamak

bir toplantı, etkinlik ya da hizmet için belirli bir zaman belirlemek

"Make an appointment soon."Doktorumla bir randevu ayarladım.

to [make] an arrangement /mˌeɪk ɐn ɐɹˈeɪndʒmənt/ ifade

düzenleme yapmak

Genellikle anlaşmalar veya hazırlıklar içeren bir şeyi organize etmek.

"Made an arrangement for us."Bizim için düzenleme yaptı.

to [make] an attempt /mˌeɪk ɐn ɐtˈɛmpt/ ifade

girişimde bulunmak

sonucu belirsiz olsa da bir şeyi denemek

"She made an attempt to climb the mountain."Dağa tırmanma girişiminde bulundu.

to [make] an effort /mˌeɪk ɐn ˈɛfɚt/ ifade

çaba göstermek

bir şeyi yapmaya veya başarmaya çalışmak, özellikle zor bir şeyi

"You should make an effort."Çaba göstermelisin.

to [make] an escape /mˌeɪk ɐn ɛskˈeɪp/ ifade

kaçmak, kaçış gerçekleştirmek

tehlikeli ya da kısıtlayıcı bir durumdan başarılı bir şekilde kurtulmak

"He made an escape yesterday."Dün bir kaçış gerçekleştirdi.

to [make] an exception /mˌeɪk ɐn ɛksˈɛpʃən/ ifade

istisna yapmak

belirli bir durumu, genel kural ya da uygulamadan farklı şekilde ele almak

"Please make an exception today."Lütfen bugün bir istisna yapın.

to [make] a calculation /mˌeɪk ɐ kˌælkjʊlˈeɪʃən/ ifade

hesaplamak

matematiksel yöntemle bir değeri belirlemek

"I made a quick calculation in my head."Kafamda hızlı bir hesaplama yaptım.

to [make] a charge /mˌeɪk ɐ tʃˈɑːɹdʒ/ ifade

ücret talep etmek

Bir ürün, hizmet veya işlem için bir maliyet uygulamak.

"They will make a charge."Ücret talep edecekler.

to [make] {sth} clear /mˌeɪk ˌɛstˌiːˈeɪtʃ klˈɪɹ/ ifade

açıklığa kavuşturmak

bir şeyi anlaşılır bir şekilde anlatmak

"Let me make this clear."Şunu açıkça söyleyeyim.

to [make] fun of {sb/sth} /mˌeɪk fˈʌn ʌv ˌɛsbˈiː slˈæʃ ˌɛstˌiːˈeɪtʃ/ ifade

dalga geçmek

birine ya da bir şeye alaycı, esprili bir şekilde alay etmek

"Don't make fun of others."Başkalarına dalga geçme.

to [make] {sth} easy /mˌeɪk ˌɛstˌiːˈeɪtʃ ˈiːzi/ ifade

kolaylaştırmak

bir görevi ya da durumu daha yönetilebilir hâle getirmek

"This software makes editing easy."Bu yazılım düzenlemeyi kolaylaştırıyor.

to [make] sense /mˌeɪk sˈɛns/ ifade

anlamlı olmak

mantıklı bir şekilde anlaşılabilir olmak

"This makes good sense."Bu cümle anlamlı değil.

to [make] {sth} work /mˌeɪk ˌɛstˌiːˈeɪtʃ wˈɜːk/ ifade

çalıştırmak, işe yarar hâle getirmek

bir sistem, cihaz ya da planın amacına uygun çalışmasını sağlamak

"We need to make this plan work."Bu planı işe yarar hâle getirmeliyiz.

to [make] sure /meɪk ʃʊr/ ifade

emin olmak

Bir şeyin doğru, güvenli veya düzenli şekilde ayarlanıp ayarlanmadığını teyit etmek için adımlar atmak

"Make sure you lock it."Lütfen kapının kilitli olduğundan emin olun.

to [make] the bed /mˌeɪk ðə bˈɛd/ ifade

yatak yapmak

uyandıktan sonra yatağın çarşaf ve yastıklarını düzenli bir şekilde yerleştirmek

"Please make the bed before leaving."Lütfen çıkmadan önce yatağı yap.

to [make] time /mˌeɪk tˈaɪm/ ifade

zaman ayırmak

yoğun program ya da başka sorumluluklar olsa da belirli bir faaliyete vakit ayırmak

"You need to make time for exercise."Egzersiz için zaman ayırmalısın.

to [make] trouble /mˌeɪk tɹˈʌbəl/ ifade

sıkıntı çıkarmak, sorun yaratmak

kasıtlı olarak problemler ya da zorluklar oluşturmak

"Do not try to make trouble."Sorun çıkarmaya çalışma.

to [make] a fire /mˌeɪk ɐ fˈaɪɚ/ ifade

ateş yakmak

ısı ya da yemek pişirmek amacıyla çeşitli malzemelerle alev oluşturmak

"He made a fire to keep warm."Sıcak kalmak için bir ateş yaktı.

to [make] marriage /mˌeɪk mˈæɹɪdʒ/ ifade

evlenmek

Resmen biriyle evlenmeyi kabul etmek.

"They will make marriage."Evlenecekler.

to [make] do /mˌeɪk dˈuː/ ifade

kâfi olmak

az bulunan kaynaklarla bir şeyi sürdürmek, idare etmek

"We will make do."Tabaklarımız yok, bu yüzden kaselerle kâfi olacağız.

to [make] (matters|things) worse /mˌeɪk mˈæɾɚz θˈɪŋz wˈɜːs/ ifade

durumu daha da kötüleştirmek

zaten kötü bir durumu daha da kötü hâle getirmek

"His comment made matters worse."Onun yorumu durumu daha da kötüleştirdi.

to [make] a mistake /mˌeɪk ɐ mɪstˈeɪk/ ifade

hata yapmak

Yanlış ya da istenmeyen bir eylemde bulunmak; genellikle bir hataya ya da gözden kaçırmaya yol açar.

"I made a mistake."Bir hata yaptım.

to [make] a mess /mˌeɪk ɐ mˈɛs/ ifade

dağınıklık yaratmak

belirli bir alanda karışıklık ya da düzensizlik oluşturmak

"Kids made a mess here."Çocuklar burada dağınıklık yarattı.

to [make] a noise /mˌeɪk ɐ nˈɔɪz/ ifade

gürültü yapmak

istenmeyen, rahatsız edici ya da yüksek sesler çıkarmak

"Don't make a noise."Lütfen gürültü yapma.

to [make] war /mˌeɪk wˈɔːɹ/ ifade

savaşmak

Uluslara, gruplara veya bireylere karşı savaşmak için askeri kuvvetleri ve silahları kullanmak.

"Nations should not make war."Uluslar savaşmamalı.

to [make|win] {num} place /mˌeɪk ɔːɹ wˈɪn nˈʌm plˈeɪs/ ifade

{sayı}ıncı olmak

Bir yarışmada veya etkinlikte belirli bir sıralama elde etmek.

"Our team made second place in the tournament."Takımımız turnuvada ikinci oldu.

to [make] a booking /mˌeɪk ɐ bˈʊkɪŋ/ ifade

rezervasyon yapmak

önceden bir yer, bilet ya da hizmet ayarlamak

"I need to make a booking for a table."Bir masa için rezervasyon yapmam gerekiyor.

make a move /meɪk ə muv/ ifade

harekete geçmek

bir şeyi başarmak için harekete geçmek

"We must make a move."Harekete geçmeliyiz.

Bu listedeki 44 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

Collocations Make Take Have İngilizce Kelimeleri — Konular