kaçmaya çalışmak
Bir durumdan veya yerden hızlı veya ani bir şekilde kaçmaya çalışmak.
"He made a break for it."Kaçmaya çalıştı.
Eylemler ve Davranış (Make) konusundaki 44 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.
kaçmaya çalışmak
Bir durumdan veya yerden hızlı veya ani bir şekilde kaçmaya çalışmak.
"He made a break for it."Kaçmaya çalıştı.
katkı sağlamak
bir amaç, örgüt ya da çabaya değerli bir destek, yardım ya da kaynak sunmak anlamında kullanılır.
"Make a contribution to charity."Fon için bir katkı sağlamak istiyorum.
keşif yapmak
araştırma, keşif ya da inceleme yoluyla yeni ya da daha önce bilinmeyen bir şeyi bulmak ya da ortaya çıkarmak anlamına gelir.
"Scientists made a discovery."Bilim insanları bir keşif yaptılar.
büyük bir telaş yaratmak
gereksiz ya da aşırı bir ilgi ya da heyecanla tepki vermek
"Don't make a fuss about it."Bunun için büyük bir telaş yaratma.
alışkanlık edinmek
bir şeyi düzenli ya da tekrarlı bir şekilde, rutin bir parça hâlinde yapmak anlamında kullanılır.
"Make a habit of reading."Geç kalma alışkanlığı edinme.
yolculuk yapmak
bir yerden başka bir yere, genellikle uzun bir mesafe kat ederek seyahat etmek anlamında kullanılır.
"We made a journey far."Kıyıya bir yolculuk yaptık.
hareket etmek
Bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmeye başlamak.
"Let's make a move."Hareket etme zamanı geldi.
not almak
hatırlamak ya da daha sonra başvurmak amacıyla bir şeyi kaydetmek, yazmak
"I will make a note of that."Bunun notunu alacağım.
bir noktayı vurgulamak
belirli bir fikir ya da argümanı öne çıkarmak, ifade etmek
"She made a good point."O, iyi bir nokta ortaya koydu.
söz vermek
gelecekte bir şeyi yapmaya karar vermek
"Make a promise, keep it."Bir söz vermeli ve onu tutmalısın.
istekte bulunmak
bir şey istemek ya da birinin bir şeyi yapmasını talep etmek
"Made a request for help."Dün bir istekte bulundum.
rezervasyon yaptırmak
önceden bir yer, koltuk ya da konaklama ayırtmak
"Make a reservation now."Akşam yemeği için rezervasyon yaptırmam gerekiyor.
tavır koymak
Bir pozisyonu veya fikri desteklemek veya savunmak için harekete geçmek.
"Make a stand for justice."Adalet için tavır koy.
öneri sunmak
değerlendirilmek üzere bir eylem yolu önermek
"Make a suggestion for improvement."Bir öneri sunabilir miyim?
ziyaret etmek
kısa bir süreliğine bir yere giderek birini ya da bir şeyi görmek
"Made a visit to town."Büyük ebeveynlerimizi ziyaret ettik.
dilek tutmak
bir şeyin gerçekleşmesini istemek; genellikle doğum günü pastasındaki mumları üflerken yapılır
"Make a wish, blow out."Dün gece bir dilek tuttum.
randevu ayarlamak
bir toplantı, etkinlik ya da hizmet için belirli bir zaman belirlemek
"Make an appointment soon."Doktorumla bir randevu ayarladım.
düzenleme yapmak
Genellikle anlaşmalar veya hazırlıklar içeren bir şeyi organize etmek.
"Made an arrangement for us."Bizim için düzenleme yaptı.
girişimde bulunmak
sonucu belirsiz olsa da bir şeyi denemek
"She made an attempt to climb the mountain."Dağa tırmanma girişiminde bulundu.
çaba göstermek
bir şeyi yapmaya veya başarmaya çalışmak, özellikle zor bir şeyi
"You should make an effort."Çaba göstermelisin.
kaçmak, kaçış gerçekleştirmek
tehlikeli ya da kısıtlayıcı bir durumdan başarılı bir şekilde kurtulmak
"He made an escape yesterday."Dün bir kaçış gerçekleştirdi.
istisna yapmak
belirli bir durumu, genel kural ya da uygulamadan farklı şekilde ele almak
"Please make an exception today."Lütfen bugün bir istisna yapın.
hesaplamak
matematiksel yöntemle bir değeri belirlemek
"I made a quick calculation in my head."Kafamda hızlı bir hesaplama yaptım.
ücret talep etmek
Bir ürün, hizmet veya işlem için bir maliyet uygulamak.
"They will make a charge."Ücret talep edecekler.
açıklığa kavuşturmak
bir şeyi anlaşılır bir şekilde anlatmak
"Let me make this clear."Şunu açıkça söyleyeyim.
dalga geçmek
birine ya da bir şeye alaycı, esprili bir şekilde alay etmek
"Don't make fun of others."Başkalarına dalga geçme.
kolaylaştırmak
bir görevi ya da durumu daha yönetilebilir hâle getirmek
"This software makes editing easy."Bu yazılım düzenlemeyi kolaylaştırıyor.
anlamlı olmak
mantıklı bir şekilde anlaşılabilir olmak
"This makes good sense."Bu cümle anlamlı değil.
çalıştırmak, işe yarar hâle getirmek
bir sistem, cihaz ya da planın amacına uygun çalışmasını sağlamak
"We need to make this plan work."Bu planı işe yarar hâle getirmeliyiz.
emin olmak
Bir şeyin doğru, güvenli veya düzenli şekilde ayarlanıp ayarlanmadığını teyit etmek için adımlar atmak
"Make sure you lock it."Lütfen kapının kilitli olduğundan emin olun.
yatak yapmak
uyandıktan sonra yatağın çarşaf ve yastıklarını düzenli bir şekilde yerleştirmek
"Please make the bed before leaving."Lütfen çıkmadan önce yatağı yap.
zaman ayırmak
yoğun program ya da başka sorumluluklar olsa da belirli bir faaliyete vakit ayırmak
"You need to make time for exercise."Egzersiz için zaman ayırmalısın.
sıkıntı çıkarmak, sorun yaratmak
kasıtlı olarak problemler ya da zorluklar oluşturmak
"Do not try to make trouble."Sorun çıkarmaya çalışma.
ateş yakmak
ısı ya da yemek pişirmek amacıyla çeşitli malzemelerle alev oluşturmak
"He made a fire to keep warm."Sıcak kalmak için bir ateş yaktı.
evlenmek
Resmen biriyle evlenmeyi kabul etmek.
"They will make marriage."Evlenecekler.
kâfi olmak
az bulunan kaynaklarla bir şeyi sürdürmek, idare etmek
"We will make do."Tabaklarımız yok, bu yüzden kaselerle kâfi olacağız.
durumu daha da kötüleştirmek
zaten kötü bir durumu daha da kötü hâle getirmek
"His comment made matters worse."Onun yorumu durumu daha da kötüleştirdi.
hata yapmak
Yanlış ya da istenmeyen bir eylemde bulunmak; genellikle bir hataya ya da gözden kaçırmaya yol açar.
"I made a mistake."Bir hata yaptım.
dağınıklık yaratmak
belirli bir alanda karışıklık ya da düzensizlik oluşturmak
"Kids made a mess here."Çocuklar burada dağınıklık yarattı.
gürültü yapmak
istenmeyen, rahatsız edici ya da yüksek sesler çıkarmak
"Don't make a noise."Lütfen gürültü yapma.
savaşmak
Uluslara, gruplara veya bireylere karşı savaşmak için askeri kuvvetleri ve silahları kullanmak.
"Nations should not make war."Uluslar savaşmamalı.
{sayı}ıncı olmak
Bir yarışmada veya etkinlikte belirli bir sıralama elde etmek.
"Our team made second place in the tournament."Takımımız turnuvada ikinci oldu.
rezervasyon yapmak
önceden bir yer, bilet ya da hizmet ayarlamak
"I need to make a booking for a table."Bir masa için rezervasyon yapmam gerekiyor.
harekete geçmek
bir şeyi başarmak için harekete geçmek
"We must make a move."Harekete geçmeliyiz.
Bu listedeki 44 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla