telefon görüşmesi yapmak
telefon ya da benzeri bir cihazla birine arama başlatmak
"I will make call."Bir telefon görüşmesi yapmam gerekiyor.
Duygular ve Etkileşim (Make) konusundaki 37 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.
telefon görüşmesi yapmak
telefon ya da benzeri bir cihazla birine arama başlatmak
"I will make call."Bir telefon görüşmesi yapmam gerekiyor.
seçim yapmak
birkaç seçenek arasından birini tercih etmek
"You must make choice."Şimdi bir seçim yapmalısın.
yorum yapmak
belirli bir konu, sorun ya da durum hakkında görüş, düşünce ya da açıklama sunmak
"He made comment."O, gömleğim hakkında bir yorum yaptı.
şikayet etmek
Bir şey hakkında memnuniyetsizlik ya da eleştiri ifade etmek.
"I want to make a complaint about the noise."Gürültü hakkında şikayet etmek istiyorum.
itiraf etmek
yanlışını, suçunu ya da kişisel bir sırrını birine ya da bir otoriteye kabul etmek
"She made confession."Şüpheli polislere itiraf etti.
karar vermek
Mevcut bilgileri ve olası sonuçları değerlendirerek çeşitli seçenekler arasından bir eylem yolu seçmek.
"You need to make a decision now."Şimdi bir karar vermen gerekiyor.
talep etmek
bir şeyi kesin ve güçlü bir şekilde istemek
"They made demand."Sendika daha yüksek maaş talep etti.
kendini rezil etmek
aptalca ya da saçma davranışlarla kendini utandırmak, saygınlığını kaybetmek
"He made fool."Kendini rezil etti.
birini rezil etmek
birine aptal ya da gülünç görünmesi için bir şey yapmak
"They made fool."Onu rezil ettiler.
düşman edinmek
birinin size karşı hoşnutsuzluk ya da öfke beslemesine yol açmak, ilişkileri bozmaya neden olmak
"He made enemy."Bugün bir düşman edindin.
sevişmek
romantik bir partnerle cinsel ya da duygusal yakınlık yaşamak
"They made love."Çift sevişti.
tanışmak
Genellikle resmi veya ilk bir tanışma sırasında biriyle tanışmak ve aşina olmak.
"I make acquaintance."Tanışıyorum.
karar vermek
Dikkatli bir değerlendirme ve düşünmeden sonra bir karara varmak veya bir sonuca ulaşmak.
"Make up mind."Karar ver.
barış yapmak
Birisiyle çatışmayı sonlandırıp dostane bir ilişki kurmak
"They will make peace."İki ülke sonunda barış yaptı.
itiraf etmek
Genellikle kişinin eylemleri, inançları veya koşullarıyla ilgili bir gerçeği veya doğruyu kabul etmek.
"He made admission."İtiraf etti.
şaka yapmak
başkalarını güldürmek amacıyla komik bir hikâye, anekdot ya da ifade söylemek
"She made joke."Hava hakkında bir şaka yaptı.
birini/ bir şeyi alaya almak
bir konu ya da kişiyi mizah yoluyla küçümseyerek ciddiyetsiz göstermek
"Don't make joke."Onun talihsizliğini alaya almayın.
birini (üzmek|mutsuz etmek|rahatsız etmek)
başkasında olumsuz bir duygusal hâl ya da sıkıntı yaratmak
"It made him sad."O haber onu çok üzdü.
sormak
Bir şey hakkında bir soru sormak veya bilgi istemek.
"I made enquiry."Sordum.
birini (kızdırmak|öfkelendirmek|sinirlendirmek)
birinin çok kızgın ya da rahatsız hissetmesine neden olmak
"It made her angry."Yüksek sesli müzik beni kızdırıyor.
arkadaş edinmek
Belirli bir kişiyle zaman geçirerek, tanıyarak olumlu bir ilişki kurmak
"I want to make friends with you."Seninle arkadaş edinmek istiyorum.
jest yapmak
sözsüz, beden hareketleriyle bir şey ifade etmek ya da iletişim kurmak
"He made a gesture."O, nazik bir jest yaptı.
tahmin yapmak
gelecek bir olay ya da sonuç hakkında bilinçli bir öngörüde bulunmak
"Can you make a prediction?"Bir tahmin yapabilir misin?
teklif sunmak
bir fikir, plan ya da eylem önerisinde bulunmak; genellikle onay, destek ya da iş birliği talep etmek amacıyla
"They made a proposal."O, yönetim kuruluna bir teklif sundu.
yorum yapmak
kısa ve genellikle gündelik bir şekilde bir düşünce, gözlem ya da görüş belirtmek
"He made a funny remark."Komik bir yorum yaptı.
ses çıkarmak
gürültü ya da belirli bir işitsel duyum üretmek
"Please do not make a sound."Lütfen ses çıkarmayın.
konuşma yapmak
başkalarının önünde, genellikle belirli bir konu hakkında resmi ya da gayri resmi bir konuşma sunmak
"I must make a speech."Bir konuşma yapmam gerekiyor.
açıklama yapmak
düşünce, görüş ya da gerçeği net ve doğrudan bir şekilde ifade etmek
"She made a statement."Belediye başkanı basına bir açıklama yaptı.
tehdit etmek
zarar verme ya da bir şeyi bozma niyetini bildirerek birini korkutmak
"He made a threat to leave."O, ayrılmakla tehdit etti.
ima etmek
Bir ifadeye veya konuşmaya derinlik veya anlam katmak için bir şeyi dolaylı olarak referans vermek veya bahsetmek.
"He made an allusion."İma etti.
soruşturma yapmak
detaylı ve sistematik bir inceleme ya da resmi araştırma yürütmek
"I made an inquiry about the price."Fiyat hakkında bir soruşturma yaptım.
gözlem yapmak
gördükleri ya da algıladıkları üzerine bir şey fark etmek ya da yorumda bulunmak
"She made an interesting observation."İlginç bir gözlem yaptı.
iletişim kurmak
telefon, e-posta ya da yüz yüze görüşme gibi yollarla birisiyle bağlantı sağlamak
"We finally made contact yesterday."Sonunda dün iletişim kurduk.
büyük bir mesele haline getirmek
bir şeyi gerçekte olduğundan çok daha önemli ya da ciddi göstermek
"Don't make a big thing."Böyle bir şeyi büyütme.
birini (mutlu etmek|sevinçli kılmak|neşelendirmek)
başkasına sevinç, memnuniyet ya da olumlu bir duygu hâli getirmek
"Puppies make children very happy."Yavru köpekler çocukları çok mutlu eder.
fark yaratmak
Birine ya da bir şeye belirgin ve önemli bir etki sağlamak.
"Your help made a big difference."Yardımın büyük bir fark yarattı.
etki bırakmak
Birine ya da bir şeye kalıcı ve akılda kalıcı bir izlenim vermek.
"His speech made a strong impression on me."Konuşması bana güçlü bir izlenim bıraktı.
Bu listedeki 37 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla