Ders 3 · Street Talk 3 Kelime Listesi

Street Talk 3 Kelime Listesi listesindeki "Ders 3" ile ilgili 25 İngilizce kelimeyi telaffuzu, örnek cümlesi ve Türkçe anlamıyla birlikte öğren.

25 kelime Street Talk 3 Kelime Listesi
to [break] the news /bɹˈeɪk ðə nˈuːz/ ifade

haberi vermek

birine önemli ya da rahatsız edici bir bilgiyi bildirmek

"Break the news gently."Haberi nazikçe ver.

cold feet /kˈoʊld fˈiːt/ isim

tereddüt

kendine güven kaybı yaşayıp bir işe devam etmeye isteksiz kalma durumu

"He gets cold feet and calls off the wedding."Düğünü iptal etti; tereddüt etti.

to [come] clean /kˈʌm klˈiːn/ ifade

gerçeği itiraf etmek

Bir konuyla ilgili gerçeği sonunda ortaya çıkarmak ya da kabul etmek.

"You need to come clean."Gerçeği itiraf etmen gerekiyor.

to [face] the music /fˈeɪs ðə mjˈuːzɪk/ ifade

sonuçla yüzleşmek

yanlış davranışların ya da sorumsuz eylemlerin cezasını kabul edip onunla yüzleşmek

"It is time to face the music."Artık sonuçla yüzleşme zamanı.

to [fly] off the handle /flˈaɪ ˈɔf ðə hˈændəl/ ifade

aniden öfkelenmek

ani bir şekilde sinirlenmek

"Dad flew off the handle."Baba aniden öfkelenip bağırdı.

fork over /fˈɔːɹk ˈoʊvɚ/ fiil

para vermek

birine, genellikle isteksiz bir şekilde, bir şeyini (özellikle parasını) vermek

"Fork over the cash right now."Parayı hemen ver.

a good head on {one's} shoulders /ɐ ɡˈʊd hˈɛd ˌɑːn wˈʌnz ʃˈoʊldɚz/ ifade

akıllı bir genç

iyi karar verme yeteneğine sahip, akıllı ve sağduyulu bir kişi olduğunu belirtmek için kullanılır

"She has a good head on her shoulders."Omuzlarında akıllı bir genç var.

if worst comes to worst /ɪf wˈɜːst kˈʌmz tə wˈɜːst/ kalıp

en kötüsü gerçekleşirse

en kötü durum ya da en zor şey olursa demek için kullanılır

"If worst comes to worst, we can sleep in the car."En kötüsü gerçekleşirse, arabada uyuyabiliriz.

when push [come] to shove /wɛn ɪf pˈʊʃ kˈʌmz tə ʃˈʌv/ ifade

işin zorlaştığı an

bir durum kritik bir noktaya ulaştığında harekete geçmek gerektiğini ifade eden deyim

"When push comes to shove, he always helps."İşin zorlaştığı an, o her zaman yardım eder.

to [let] {sth} slide /lˈɛt ˌɛstˌiːˈeɪtʃ slˈaɪd/ ifade

bırakmak, görmezden gelmek

bir sorunu ya da hatayı bilerek görmezden gelmek, müdahale etmemek

"Let it slide this time."Bu sefer bırak, görmezden gel.

on second thought /hæv ˈsɛkənd θɔts/ ifade

düşündükten sonra

Farklı bir görüşe geçildiğini belirtmek için kullanılan ifade.

"On second thought, let's stay home."Düşündükten sonra, evde kalalım.

right arm /ɹˈaɪt ˈɑːɹm/ isim

sağ kol

Kişinin başarısı veya refahı için vazgeçilmez, son derece değerli ve güvenilir bir ortak.

"She is my right arm."O benim sağ kolum.

strong-arm /stɹˈɔŋˈɑːɹm/ fiil

zorla bir şey yaptırmak

güç, tehdit ya da zorbalıkla birini isteği dışında bir şey yapmaya zorlamak

"Do not strong arm the weaker students."Zayıf öğrencileri zorla bir şey yaptırma.

to [walk] arm in arm /wˈɔːk ˈɑːɹm ɪn ˈɑːɹm/ ifade

kol kola yürümek

birinin kolunu diğerinin koluna dolayarak yakın bir şekilde yürümek

"They walked arm in arm."Kol kola yürüdüler.

bare-bone essentials /bˈɛɹbˈoʊn ɪsˈɛnʃəlz/ isim

temel ihtiyaçlar

bir şeyin çalışması ya da var olması için gerekli en temel, minimum öğeler; ekstra ya da gereksiz detaylar olmadan

"We packed only the bare-bone essentials."Sadece temel ihtiyaçları paketledik.

bone-breaking /bˈoʊnbɹˈeɪkɪŋ/ sıfat

kemik kırıcı

fiziksel olarak çok zorlayıcı, yoğun ya da kemiklere zarar verecek kadar şiddetli; genellikle çetin ya da acımasız aktiviteler için kullanılır

"The climb was bone-breaking."Müdahele kemik kırıcıydı.

lazybones /lˈeɪzɪbˌoʊnz/ sıfat

tembel

alışkanlık haline gelmiş tembellik gösteren, çalışmak ya da çaba harcamak istemeyen kişi

"Don't be a lazybones."Kalk tembel!

pea brain /pˈiː bɹˈeɪn/ isim

bez beyni

çok aptal ya da saf biri

"That pea brain forgot again."O bez beyni yine unutmuş.

to [blow] it out {one's} ear /blˈoʊ ɪt ˈaʊt wˈʌnz ˈɪɹ/ ifade

kulak vermezsin

birine konuşmayı bırakmasını ya da rahatsız edici sözünü görmezden gelmesini söylemek; görüşünün önemsiz olduğunu ima eder

"Blow it out your ear."Kulak vermezsin.

earful /ˈiɹˌfəɫ/ isim

kısa bir ders vermek

çok fazla söz söylemek, uzun ve sıkıcı bir açıklama yapmak

"He got an earful."Annesi ona kısa bir ders verdi.

off the hook /ˈɔf ðə hˈʊk/ ifade

yakayı kurtarmak

Artık bir zorluk, tehlike veya cezayla karşı karşıya kalmamak.

"You are off the hook this time."Bu sefer yakayı kurtardın.

bunch /bənʧ/ isim

yığın

bir şeyin büyük miktarı veya sayısı, genellikle gayri resmi bir bağlamda kullanılır

"I have a bunch."Bir yığınım var.

line /laɪn/ isim

laf

manipüle etmek için kullanılan kaygan veya iltifat sözler

"His line was smooth."Onun lafı kaygandı.

turn back /ˈtɝn bˈæk/ fiil

geri dönmek

kararını değiştirmek ya da yapılmış, söylenmiş ya da vaat edilmiş bir şeyi iptal etmek

"We must turn back."Karanlık olmadan önce geri dön.

ear /ɪr/ isim

kulak

iyi işitme

"He has a good ear."Onun iyi bir kulağı var.

Bu listedeki 25 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

Street Talk 3 Kelime Listesi — Konular