Aile ve İlişkiler · B1 Seviyesi İngilizce Kelimeler

B1 Seviyesi İngilizce Kelimeler listesindeki "Aile ve İlişkiler" ile ilgili 32 İngilizce kelimeyi telaffuzu, örnek cümlesi ve Türkçe anlamıyla birlikte öğren.

32 kelime B1 Seviyesi İngilizce Kelimeler
friendship /ˈfrɛndˌʃɪp/ isim

dostluk

güven, sadakat ve destekle karakterize edilmiş iki veya daha fazla insan arasındaki yakın ilişki

"Their friendship is deep."Dostlukları yıllar sürdü.

motherhood /ˈmʌðɚˌhʊd/ isim

annelik

bir çocuğa veya çocuklara anne olma durumu

"Motherhood is rewarding."Annellik hayatını değiştirdi.

fatherhood /ˈfɑðɚˌhʊd/ isim

babalık

bir çocuğa veya çocuklara baba olma durumu

"Fatherhood is challenging."Babalık onu sabırlı yaptı.

marriage /ˈmɛrɪʤ/ isim

evlilik

evli iki kişi arasındaki resmi ve hukuki ilişki

"Their marriage was happy."Evlilikleri elli mutlu yıl sürdü.

unmarried /ʌnˈmɛrɪd/ sıfat

evlenmemiş

yasal ya da resmi bir eş ilişkisi olmayan

"He is unmarried now."O evlenmemiş.

separated /ˈsɛpɚˌeɪtɪd/ sıfat

ayrı yaşayan

Eşiyle veya partneriyle artık birlikte yaşamayan

"They are separated."Ayrı yaşıyorlar.

bride /braɪd/ isim

gelin

Evlenmek üzere olan veya yeni evlenmiş olan kadın

"The bride smiled brightly."Gelin çok güzel görünüyordu.

groom /ɡruːm/ isim

damat

Evlenmekte olan erkek

"The groom waited patiently."Damat gergin görünüyordu.

spouse /spaʊs/ isim

Evlilikteki erkek veya kadın ortak

"Her spouse is here."Eşi geç geldi.

single parent /ˈsɪŋɡəl ˈpɛrənt/ isim

tek ebeveyn

Çocuğunu veya çocuklarını eşsiz büyüten kişi

"A single parent struggles."Tek ebeveyn çok çalıştı.

only child /ˈoʊnli ˈʧaɪld/ isim

tek çocuk

Kardeşi olmayan kişi

"She is an only child."O tek çocuktur.

family tree /ˈfæməli ˈtri/ isim

soyağacı

Bir ailenin uzun süre boyunca tüm üyeleri arasındaki akrabalık ilişkilerini gösteren şema

"The family tree grew."Soyağacı çok geniş.

mother-in-law /ˈmʌðɚ ɪn ˌlɔ/ isim

kayınvalide

Bir kişinin eşinin annesi

"My mother-in-law visited."Kayınvalidesi her hafta sonu ziyarete gelir.

father-in-law /ˈfɑðɚ ɪn ˌlɔ/ isim

kayınpeder

Bir kişinin eşinin babası

"My father-in-law is here."Kayınpederim çok nazik.

sister-in-law /ˈsɪstɚ ɪn ˌlɔ/ isim

baldız

Eşin kız kardeşi.

"My sister-in-law called."Baldızım aradı.

brother-in-law /ˈbrʌðɚ ɪn ˌlɔ/ isim

kayınbirader

Eşin erkek kardeşi.

"My brother-in-law lives nearby."Kayınbiraderim yakında oturuyor.

daughter-in-law /ˈdɔtɚ ɪn ˌlɔ/ isim

gelin

Kızın veya oğlun eşi.

"Our daughter-in-law is kind."Gelimiz naziktir.

son-in-law /ˈsʌn ɪn ˌlɔ/ isim

damat

Oğlun veya kızın kocası.

"My son-in-law is a doctor."Damat bir doktordur.

parents-in-law /ˈpɛrɪnts ɪn ˌlɔ/ isim

kayınvalide ve kayınpeder

eşinizin anne ve babası

"My parents-in-law visited."Kayınvalidem ve kayınpederim bizi ziyaret etti.

love at first sight /lʌv æt ˈfɝst ˈsaɪt/ ifade

ilk görüşte aşk

birini ilk kez gördüğünüzde hissedilen anlık ve yoğan romantik çekim

"It was love at first sight."Bu ilk görüşte aşktı.

relation /rɪˈleɪʃən/ isim

akraba

Kan veya evlilik yoluyla biriyle akraba olan kişi.

"She is a relation."Bir akraba.

relationship /rɪˈleɪʃənˌʃɪp/ isim

ilişki

akrabalık veya evlilik yoluyla insanlar arasındaki her türlü bağlantı

"Their relationship is good."Aralarındaki ilişki güçlü.

relative /ˈrɛlətɪv/ isim

akraba

kan veya evlilik yoluyla bize akraba olan aile üyesi

"She is a relative."Aramızdan biri bizi ziyaret etti.

engaged /ɪnˈɡeɪʤd/ sıfat

nişanlı

Birisiyle resmi olarak evlenmeyi kabul etmiş olan

"She is engaged."Ablam nişanlı.

generation /ˌʤɛnəˈreɪʃən/ isim

kuşak

belirli bir yaş grubuna veya döneme ait, aynı faaliyetlere katılan insan grubu

"Each generation changes."Her kuşak toplumu değiştirir.

abandon /əˈbændən/ fiil

bırakmak

geri dönme niyeti olmadan birini ya da bir şeyi terk etmek

"Do not abandon your responsibilities."Sorumluluklarını bırakma.

bring up /ˈbrɪŋ ˈʌp/ fiil

büyütmek

Bir çocuğu olgunluğa erişene kadar bakmak.

"They bring up kids."Çocukları büyütüyorlar.

cheat /ʧiːt/ fiil

aldatmak

Eşine karşı romantik veya yakın ilişkiler kurarak sadakatsizlik etmek.

"He decided to cheat."Sınavda kopya çekme.

leave /liv/ fiil

terk etmek

karısını, kocasını veya partnerini geri dönme planı olmadan terk etmek

"He will leave his family."Ailesini terk edecek.

separate /ˈsɛpəˌreɪt/ fiil

ayrılmak

Bir ilişkiyi sona erdirmek veya eşten ayrı yaşamak.

"The couple agreed to separate peacefully."Çift barışçıl bir şekilde ayrılmaya karar verdi.

close /kloʊz/ sıfat

yakın

güçlü ve samimi bir bağ paylaşan

"They are close friends."Onlar yakın arkadaştır.

related /rɪˈleɪtɪd/ sıfat

akraba

Aile bağları veya evlilik yoluyla bağlantılı olmak.

"We are related."Akrabayız.

Bu listedeki 32 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

B1 Seviyesi İngilizce Kelimeler — Konular