son vermek
Bir şeyi kalıcı olarak durdurmak ya da bitirmek.
"Let's put an end to this argument."Bu tartışmaya son verelim.
Uygulama Eylemleri (Put) konusundaki 16 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.
son vermek
Bir şeyi kalıcı olarak durdurmak ya da bitirmek.
"Let's put an end to this argument."Bu tartışmaya son verelim.
kısa bir katılımda bulunmak
Bir etkinliğe, toplantıya ya da mekâna kısa süreliğine katılmak.
"The celebrity put in an appearance at the party."Ünlü, partide kısa bir katılımda bulundu.
uygulamak
bir kavramı ya da fikri gerçek hayatta denemek, etkisini görmek için hayata geçirmek
"Put the idea into practice."Şimdi planını hayata geçir.
bekletmek
telefon görüşmesi sırasında birini geçici olarak bekletmek
"The operator put me on hold."Operatör beni bekletti.
beklemeye almak
Bir faaliyet, proje ya da planı geçici olarak geciktirmek ya da durdurmak.
"They put the project on hold."Projeyi beklemeye aldılar.
yargılamak
birinin bir suçtan suçlu olup olmadığını belirlemek için onu bir mahkemeye çıkarmak
"They put him on trial."Onu yargıladılar.
denemek
Bir şeyin işe yarayıp yaramadığını görmek için test etmek.
"They put the new app on trial."Yeni uygulamayı denediler.
kilo almak
Vücut ağırlığını artırmak.
"I have put on weight over the holidays."Tatillerde kilo aldım.
bir şeyi durdurmak
Bir şeyin gerçekleşmesini geçici ya da kalıcı olarak engellemek, sona erdirmek.
"We need to put a stop to this behavior."Bu davranışı durdurmamız gerekiyor.
saati ileri almak
Yaz saati uygulamasına geçmek için saati bir saat ileri ayarlamak.
"We put the clock forward in spring."İlkbaharda saati ileri aldık.
saati geri almak
Yaz saati uygulamasının bitmesiyle saati bir saat geri ayarlamak.
"We put the clock back in autumn."Sonbaharda saati geri aldık.
birini bir şeye yönlendirmek
Birini aptalca ya da uygunsuz bir şey yapması için teşvik etmek.
"His friend put him up to the prank."Arkadaşı onu şaka yapmaya yönlendirdi.
fikir eklemek
Tartışılan bir konu hakkında kendi görüşünü paylaşmak
"She put in her two cents' worth."O da görüşünü ekledi.
kendi görüşünü eklemek
İstenmese bile bir konu hakkında görüş bildirmek.
"He put in his two pennyworth."Kendi iki kuruşunu ekledi.
bir şeyi perspektife oturtmak
Bir konuyu, problemi ya da fikri başka bir bakış açısıyla karşılaştırarak daha iyi anlamak.
"Let me put this problem into perspective for you."Bu sorunu sana perspektife oturtayım.
bir şeyi perspektiften çıkarmak
bir şeyi yanıltıcı bir şekilde göstererek daha az doğru veya önemli görünmesini sağlamak
"Don't put it out of perspective."Onu perspektiften çıkarma.
Bu listedeki 16 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla