uzun hikâye
Bir olayın nasıl gerçekleştiğini ayrıntılı bir şekilde anlatan açıklama.
"Long story... I will tell you later."Uzun hikâye… daha sonra anlatırım.
Interchange Orta Kelime Listesi listesindeki "Ünite 12" ile ilgili 29 İngilizce kelimeyi telaffuzu, örnek cümlesi ve Türkçe anlamıyla birlikte öğren.
uzun hikâye
Bir olayın nasıl gerçekleştiğini ayrıntılı bir şekilde anlatan açıklama.
"Long story... I will tell you later."Uzun hikâye… daha sonra anlatırım.
tesadüf
İki olayın aynı anda, rastlantısal olarak ve olağandışı bir biçimde gerçekleştiği durum
"It is a coincidence that we wear the same shirt."Aynı gömleği giymemiz bir tesadüf.
doğru
Belirli bir kişi veya şeyin yönünde
"He walked toward the door."Kapıya doğru yürüdü.
romancı
özellikle romanlar aracılığıyla karakterleri, olayları ve temaları derinlemesine inceleyen, uzun anlatı hikâyeleri yazar
"She is a successful novelist with many bestsellers."Birçok en çok satan eseri olan başarılı bir romancıdır.
şans eseri
Rastlantı sonucu olumlu veya elverişli bir şeyin meydana geldiğini veya meydana geldiğini ifade etmek için kullanılır.
"Fortunately nobody was hurt."Neyse ki kimse yaralanmadı.
patlamış lastik
hava basıncı düşmüş, şişmesi sökülmüş bir lastik
"The driver changes the flat tire on the shoulder."Sürücü, kenarda patlamış lastiği değiştiriyor.
tesadüfen
başka bir şeyle aynı anda gerçekleşen bir şekilde
"Coincidently I saw him yesterday too."Tesadüfen onu dün de gördüm.
şans eseri
Olumlu bir sonucun ya da durumun tesadüfen gerçekleştiğini ifade etmek için kullanılır.
"Luckily, it didn't rain."Şans eseri anahtarlarımı buldum.
mucizevi bir şekilde
beklenmedik, adeta bir mucizeye benzeyen biçimde
"Miraculously nobody was injured."Mucizevi bir şekilde kimse yaralanmadı.
ne yazık ki
üzüntülü ya da pişmanlık duyarak
"Sadly he could not come."Ne yazık ki gelemedi.
aniden
hızlı ve beklenmedik bir şekilde
"Suddenly the lights went out."Aniden ışıklar söndü.
sağır
Kısmen ya da tamamen işitme kaybı yaşayan kişi.
"He is deaf."O sağır bir bireydir.
engellilik
Bir kişinin bedeninin bir kısmını tam olarak kullanmasını ya da bir şeyi kolayca öğrenmesini engelleyen fiziksel ya da zihinsel durum.
"Her disability does not limit her ambition."Onun engelliliği hırsını sınırlamıyor.
son zamanlarda
Geçtiğimiz kısa süre içinde
"I have been busy lately."Son zamanlarda çok yoğunum.
açıkça, belli ki
kolayca anlaşılabilir ya da fark edilebilir bir şekilde
"He obviously did not know the answer."O, cevabı açıkça bilmiyordu.
seçmelere katılmak
Bir filmde, oyunda, gösteride vb. rol almak için kısa bir performans sergilemek
"She auditioned for the school play."Okul oyunu için seçmeye katıldı.
inanılmaz
Son derece büyük, etkileyici ya da hayret verici.
"The story is incredible."Hikâye inanılmaz.
serbest bırakmak
tutulan bir şeyi salmak, salıvermek
"Release the bird now."Şirket yakında yeni bir ürünü piyasaya sürecek.
grup
Ortak bir şeye sahip olan bir insan grubu.
"A bunch of friends."Bir grup arkadaş.
eklemek
Bir şeyi başka bir şeye fiziksel olarak bağlamak veya tutturmak.
"Attach the label here."Etiketi buraya ekleyin.
yanıt vermek
birine yazarak veya söyleyerek cevap vermek
"Please reply to my message."Lütfen mesajıma yanıt verin.
dökmek
kazara bir sıvıyı veya maddeyi kabından dışarı veya bir yüzeye akıtmak
"Do not spill your drink."İçeceğini dökme.
garip bir şekilde
alışılmadık ya da beklenmedik bir biçimde
"Strangely nobody heard the noise."Garip bir şekilde kimse sesi duymadı.
bozulmak
(bir makine veya araç için) bir arıza sonucu çalışmayı durdurmak
"The car will break down."Araba bozulacak.
sessizlik
ses ya da gürültünün olmaması, genellikle huzurlu ya da rahatsız edici bir ortam yaratır
"The teacher demanded silence."Öğretmen sessizlik istedi.
ya da (either)
olumsuz bir cümleden sonra iki durum ya da duygu arasında benzerlik göstermek için kullanılan bağlaç
"I don't like it either."Ya sen git ya da ben gideyim.
kâbus
Çok korkunç, hoş olmayan veya rahatsız edici bir rüya
"The nightmare was awful."Kâbus korkunçtu.
güçlü
büyük güç veya kuvvete sahip olmak
"The engine is powerful."Motor güçlü.
cesaretlendirmek
Birine destek, umut veya güven sağlamak.
"Encourage the team to win."Takımı kazanmaya teşvik edin.
Bu listedeki 29 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla