Ulaşım: İngilizce Kelimeler ve Türkçe Anlamları

Ulaşım konusundaki 33 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.

B1 33 kelime B1 Seviyesi İngilizce Kelimeler
yacht /jɑt/ isim

yat

Motorlu, gezi amaçlı kullanılan büyük tekne

"The yacht is beautiful."Yat çok güzel.

aircraft /ˈɛrˌkræft/ isim

hava aracı

Her türlü uçan taşıt

"The aircraft flew high above the clouds."Hava aracı bulutların üzerinde yüksekte uçtu.

jet /ʤɛt/ isim

jet

jet motorlu çok hızlı bir uçak

"The jet was fast."Jet çok hızlıydı.

harbor /ˈhɑrbɚ/ isim

liman

Kıyı boyunca, gemilerin, teknelerin ve diğer deniz araçlarının güvenli bir şekilde demirlemesini sağlayan, genellikle doğal ya da yapay engellerle korunan sığınak bölgesi

"The harbor is busy."Liman yoğundur.

airfare /ˈɛrˌfɛr/ isim

uçak bileti ücreti

bir uçuşun fiyatı

"The airfare is high."Uçak bileti ücreti yüksek.

seat belt /ˈsit ˌbɛlt/ isim

emniyet kemeri

Araç, uçak veya helikopterde yolcunun kazaya uğraması durumunda ciddi yaralanmayı önlemek için kendine bağladığı kemer

"Please fasten your seat belt."Lütfen emniyet kemerinizi bağlayın.

first class /ˈfɝst ˈklæs/ isim

birinci sınıf

uçak, gemi veya trendeki en lüks koltuklar

"He traveled first class."Birinci sınıf seyahat etti.

business class /ˈbɪznɪs ˈklæs/ isim

iş sınıfı / business class

havayolları, trenler tarafından sunulan, ekonomiden daha iyi ancak birinci sınıf kadar lüks olmayan seyahat kategorisi; özellikle iş amaçlı seyahat edenler için tercih edilen

"She flew business class."İş sınıfıyla uçtu.

economy class /ɪˈkɑnəmi ˈklæs/ isim

ekonomi sınıfı

uçak veya trendeki en ucuz konaklama sınıfı

"We flew economy class."Ekonomi sınıfıyla uçtuk.

window seat /ˈwɪndoʊ ˌsit/ isim

pencere kenarı koltuğu

tren, uçak, otobüs vb. araçlarda pencerenin yanına yerleştirilmiş koltuk

"She sat in a window seat."Pencere kenarı koltuğuna oturdu.

commute /kəˈmjut/ fiil

işe gidip gelmek / ev- iş arası yolculuk yapmak

farklı araçlarla düzenli olarak iş yerine gidip eve gelmek

"Workers commute to the city daily."Çalışanlar her gün şehre işe gidip gelir.

nonstop /ˌnɑnˈstɑp/ zarf

aralıksız

duraksamadan veya mola vermeden

"The flight was nonstop."Uçuş aralıksızdı.

transport /trænˈspɔrt/ fiil

taşımak / nakletmek

araç, gemi veya uçak kullanarak insanları, malları vb. bir yerden başka bir yere götürmek

"Trucks transport goods across the country."Kamyonlar ülke genelinde malları taşır.

bike /baɪk/ fiil

bisiklet sürmek

bir yere ulaşmak için bisiklet kullanmak

"He bikes to work every morning."Her sabah işe bisiklet sürer.

transportation /ˌtrænspɚˈteɪʃən/ isim

ulaşım

İnsanları veya malları otobüs, tren gibi araçlarla bir yerden başka bir yere taşımak için kullanılan sistem veya yöntem

"Transportation is expensive."Ulaşım pahalıdır.

vehicle /ˈviː.ə.kəl/ isim

taşıt

İnsanları veya malları bir yerden başka bir yere taşımak için kullanılan, genellikle yol veya raylar üzerinde hareket eden ulaşım aracı

"The vehicle stopped."Taşıt durdu.

plane /pleɪn/ isim

uçak

Bir veya daha fazla motorla çalışan, kanatlı uçan taşıt

"The plane is late."Uçak gecikti.

track /træk/ isim

ray

trenlerin hareket etmek için kullandığı bir çift metal çubuk

"The train is on the track."Tren rayda.

tunnel /ˈtʌnəl/ isim

tünel

dağ ya da yapı altında, genellikle araç, tren, insan vb. için kazılmış geçit

"The tunnel is dark."Tünel karanlık.

destination /ˌdɛstəˈneɪʃən/ isim

varış yeri

birinin ya da bir şeyin gitmekte olduğu yer

"Our destination is Paris."Varış yerimiz Paris.

port /pɔrt/ isim

gemi limanı

Gemilerin yükleme ya da boşaltma yapabildiği limanı bulunan şehir ya da kasaba

"The port is open."Gemi limanı açıktır.

board /bɔːrd/ fiil

binmek

tren, otobüs, uçak, gemi gibi bir ulaşım aracına giriş yapmak

"We board the bus."Yolcular kapıdan uçağa biniyor.

access /ˈækˌsɛs/ fiil

erişmek

bir yere ulaşmak veya ulaşabilmek ve girebilmek

"I can access the room."Odaya erişebilirim.

get in /gɪt ɪn/ fiil

varmak

(tren, uçak vb. için) belirli bir yere varmak

"The train will get in."Tren varacak.

set out /sɛt ˈaʊt/ fiil

yola çıkmak

bir seyahate başlamak

"They set out on their journey early."Sabah erken yola çıktılar.

set off /sɛt ˈɑf/ fiil

yola çıkmak

Bir yolculuğa başlamak.

"They set off for the airport."Havaalanına doğru yola çıktılar.

land /lænd/ fiil

iniş yapmak

bir uçağı güvenli bir şekilde yere veya su yüzeyine indirmek

"The pilot will land."Pilot iniş yapacak.

on board /ɑn ˈbɑrd/ zarf

gemiye binmiş / uçağa binmiş

uçak, tren veya gibi bir ulaşım aracında bulunan

"All passengers are on board."Tüm yolcular gemiye bindi.

connection /kəˈnɛkʃən/ isim

aktarma

bir yolcunun yolculuğunu sürdürmek için önceki ulaşım aracından indikten sonra kullandığı ulaşım aracı

"The connection was missed."Aktarma kaçırıldı.

domestic /dəˈmɛstɪk/ sıfat

bir ülkenin sınırları dahilinde gerçekleşen, işleyen veya meydana gelen

"It is a domestic flight."Bu bir iç uçuş.

public /ˈpʌblɪk/ sıfat

halka açık / umumi

yalnızca belirli bir gruba değil, herkesin kullanımına açık ve herkesle paylaşılan

"This is a public park."Bu halka açık bir parktır.

nonstop /ˌnɑnˈstɑp/ sıfat

durmaksızın

(uçuş, tren, yolculuk vb.) ara durak yapmadan seyahat eden.

"The flight is nonstop."Uçuş durmaksızın gerçekleşiyor.

turn /tɝn/ isim

dönemeç

Bir yolun, nehrin vb. büküldüğü yer.

"Take the next turn."Sonraki dönemece gir.

Bu listedeki 33 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

B1 Seviyesi İngilizce Kelimeler — Konular