Ders 9A · New English File İleri Kelime Listesi

New English File İleri Kelime Listesi listesindeki "Ders 9A" ile ilgili 63 İngilizce kelimeyi telaffuzu, örnek cümlesi ve Türkçe anlamıyla birlikte öğren.

63 kelime New English File İleri Kelime Listesi
insect /ˈɪnˌsɛkt/ isim

böcek

altı bacağı ve genellikle bir ya da iki çift kanadı bulunan, arı ya da karınca gibi küçük bir canlı

"An ant is a social insect living in a colony."Karınca, bir koloni içinde yaşayan sosyal bir böcektir.

cub /ˈkəb/ isim

yavru

ayı, aslan, tilki gibi etçil memelilerin genç bireyi

"Lion cub played happily."Aslan yavrusu neşeyle oynadı.

foal /ˈfoʊɫ/ isim

tay

genç bir at, özellikle bir yaşından büyük olmayan

"The foal takes its first wobbly steps this morning."Tay bu sabah ilk titrek adımlarını atıyor.

bee /biː/ isim

arı

nektar toplayan ve bal mumu üreten, uçabilen ve sokabilen siyah-sarı renkli bir böcek.

"A bee landed on the flower."Bir arı çiçeğe kondu.

blackbird /ˈblækbɜːrd/ isim

kara kuş

Eurasiada ve Kuzey Afrika’da yaşayan; siyah tüyleri ve turuncu gagası olan küçük bir kuş.

"The male blackbird sings from the highest branch at dawn."Erkek kara kuş, şafakta en yüksek dalda şarkı söyler.

goldfish /ˈɡoʊldˌfɪʃ/ isim

japon balığı

genellikle evcil hayvan olarak beslenen küçük, kırmızı veya turuncu renkli bir balık

"The goldfish swam in circles."Japon balığı daireler çizerek yüzdü.

horse /hɔːrs/ isim

at

kuyruklu ve dört bacağı olan, yarış, araba çekme, binme vb. amaçlar için kullandığımız büyük hayvan

"The horse is fast."At çok hızlı.

hive /ˈhaɪv/ isim

kovan

Arıların yaşadığı ve bal yaptığı yapı.

"The entire hive works together to produce honey."Tüm kovan bal üretmek için birlikte çalışıyor.

cage /keɪʤ/ isim

kafes

hayvanların veya kuşların tutulabildiği metal çubuklardan veya tellerden yapılmış bir çerçeve

"The cage is clean."Kafes temizdir.

kennel /ˈkɛnəɫ/ isim

köpek kulübesi

köpekler için barınak olarak kullanılan küçük yapı

"The dog sleeps in its kennel during cold winter nights."Köpek, soğuk kış gecelerinde kulübesinde uyur.

nest /ˈnest/ isim

yuva

Kuşların yumurtlamak veya yavrularını barındırmak için yaptığı yapı.

"The bird built a nest."Bir kuş, penceremin dışındaki ağaca bir yuva yaptı.

cat /kæt/ isim

kedi

Yumuşak tüyü, kuyruğu ve dört bacağı olan, sıklıkla evcil hayvan olarak beslenen küçük hayvan.

"The black cat crossed the street."Siyah kedi karşı geçti.

lion /ˈlaɪən/ isim

aslan

kedi familyasından, çoğunlukla Afrika'da bulunan güçlü ve büyük hayvan; erkeklerinin büyük yelesi vardır

"The lion is the king of beasts."Aslan hayvanların kralıdır.

pig /pɪɡ/ isim

domuz

kısa bacakları, kıvrık kuyruğu ve şişman gövdesi olan, genellikle eti için beslenen çiftlik hayvanı

"The pig rolled in the mud."Domuz çamurda yuvarlandı.

squeak /ˈskwik/ fiil

ciklemek

kısa, tiz bir ses veya çığlık çıkarmak

"The mouse squeaks inside the wall."Fare duvarın içinde cıklıyor.

neigh /ˈneɪ/ isim

kişnemek

Atın çıkardığı yüksek sesli ses.

"The horse gives a loud neigh."At yüksek bir kişneyle ses çıkarıyor.

meow /miˈaʊ/ isim

miyavlamak

Kedinin çıkardığı ses.

"The kitten says "meow" for food."Yavru kedi yemek istediğinde "miyav" der.

roar /ˈɹɔɹ/ isim

kükremek

Aslan ya da benzeri vahşi hayvanların çıkardığı yüksek, gür ses.

"The lion's roar echoes through the savanna."Aslanın kükremesi savanada yankılanır.

twitter /ˈtwɪtɝ/ fiil

cikciklemek

kuşların sabahları çıkardığı ardışık yüksek sesleri söylemek.

"Birds twitter in the morning."Kuşlar sabahları cikcikler.

claw /ˈkɫɔ/ isim

pençe

Bir hayvanın veya kuşun ayak parmağındaki keskin ve kıvrık tırnak.

"The eagle's claw was sharp and terrifying."Kartalın pençesi keskin ve korkutucuydu.

hoof /ˈhuf/ isim

toynak

At gibi memelilerin uzuvlarının ucundaki sert ve kabuksi kısım

"The horse's hoof made a loud sound on the hard stone road."Atın toynak sert taş yolda yüksek ses çıkardı.

donkey /ˈdɑŋki/ , /ˈdɔŋki/ isim

eşek

atı andıran, kısa bacakları ve uzun kulakları olan bir hayvan; yük taşımak ve binmek için kullanılır

"The donkey carried heavy bags up the hill."Eşek tepeye doğru ağır çantalar taşıdı.

charity /ˈʧærəti/ isim

yardım kuruluşu

ihtiyaç sahiplerine para, yiyecek vb. vererek yardım eden kuruluş

"Charity helps people in need."Yardım kuruluşu ihtiyaç sahiplerine yardım eder.

cruelly /ˈkɹuɫi/ zarf

acımasızca

kasıtlı olarak incitici ya da nazik olmayan bir şekilde

"He was treated cruelly."O, acımasızca muamele gördü.

endangered species /ɛndˈeɪndʒɚd spˈiːsiːz/ isim

nesli tükenmekte olan türler

Nesli tükenme riski altında olan bir hayvan veya bitki türü.

"Tigers are endangered species."Kaplanlar nesli tükenmekte olan türlerdir.

to hunt for sport /hˈʌnt fɔːɹ spˈoːɹt/ ifade

spor amaçlı avlanmak

yiyecek ya da başka bir pratik amaç için değil, sadece eğlence amacıyla hayvan avlamak.

"Some people hunt for sport, not for food."Bazı insanlar yiyecek için değil, spor amaçlı avlanır.

captivity /kæpˈtɪvəti/ isim

esaret

kısıtlanmış, hapsedilmiş ya da isteği dışında tutulma durumu

"The lions were born in captivity."Aslanlar esaret içinde doğmuştu.

inhumane /ˌɪnhjuˈmeɪn/ sıfat

insanlık dışı

Merhamet veya insan onuruna saygıdan tamamen yoksunluk sergilemek.

"The treatment is inhumane."Muamele insanlık dışı.

fish tank /fˈɪʃ tˈæŋk/ isim

akvaryum

balık ve diğer sucul hayvanların tutulup sergilendiği, genellikle cam ya da akrilikten yapılan kap.

"The fish tank needs to be cleaned weekly."Akvaryumu haftada bir temizlemek gerekir.

animal /ˈænɪməl/ isim

hayvan

hareket edebilen, besine ihtiyaç duyan, bitki ya da insan olmayan canlı

"The zoo has many animals."Hayvanat bahçesinde birçok hayvan var.

bird /bɜrd/ isim

kuş

gaga, kanat ve tüyleri olan, genellikle uçabilen bir hayvan

"A robin is a bird."Küçük bir kuş yemliğe usulca kondu.

young /jʌŋ/ isim

yavru

Henüz olgunlaşmamış, gelişiminin erken evresindeki hayvan.

"The young animal sleeps."Yavru köpek her şeyi çiğniyor.

calf /kæf/ isim

buzağı

bir ineğin veya boğanın genç yavrusu, genellikle bir yaşından küçük

"The calf is young."Buzağı gençtir.

chick /ˈtʃɪk/ isim

civciv

yeni doğmuş kuş, özellikle evcil kuşların yavrusu

"The mother hen protected her chicks."Anne tavuk civcivlerini korudu.

kid /kɪd/ isim

oğlak

Genç bir keçi.

"The kid jumped playfully."Oğlak şakacı bir şekilde zıpladı.

puppy /ˈpʌpi/ isim

yavru köpek

genellikle bir yaşından küçük, genç bir köpek

"The puppy is playful."Yavru köpek oyuncu.

live /lɪv/ sıfat

canlı

yaşamı olan veya şu anda hayatta olan

"This is a live fish."Bu canlı bir balık.

canary /kəˈnɛɹi/ isim

kanarya

sarı tüyleriyle tanınan, ispinozgiller familyasından Afrika kökenli şarkı kuşu; evcil hayvan olarak beslenir

"The canary sang beautifully."Kanarya güzel bir şarkı söyledi.

dog /dɔːɡ/ isim

köpek

Kuyruğu ve dört bacağı olan, evcil hayvan olarak beslenen ve sadakat duğuyla ünlü hayvan.

"The dog barked loudly."Köpek yüksek sesle havladı.

stable /ˈsteɪbəl/ isim

ahır

genellikle çiftliklerde atların barındırıldığı bina.

"The stable smells of hay and horses."Ahır, saman ve at kokusuyla doluydu.

noise /nɔɪz/ isim

gürültü

Genellikle istenmeyen veya yüksek sesli sesler

"The noise is loud."Gürültü çok yüksek.

mouse /maʊs/ isim

fare

Tarlalarda ya da evlerde yaşayan, genellikle tüylü, ince kuyruğu ve sivri burnu olan küçük memeli hayvan

"A mouse ran across the floor."Bir fare zeminde koştu.

bark /bɑrk/ isim

havlama

bir köpeğin çıkardığı vokal ses

"The dog's bark was loud."Köpeğin havlaması yüksekti.

grunt /ˈɡɹənt/ fiil

homurdamak

(Hayvanların, özellikle domuzların) burun ve boğazdan düşük ses çıkarması.

"Pigs grunt in mud."Domuzlar yiyecek ararken homurdarlar.

beak /ˈbik/ isim

gaga

kuş ağzının sert veya sivri kısmı.

"The bird used its beak to eat."Kuş gagasını yemek için kullandı.

fin /ˈfɪn/ isim

yüzgeç

Birçok deniz hayvanının vücudunda bulunan, yüzme ve denge sağlamak için kullanılan ince, düz membran.

"The shark's fin cut the water."Köpek balığının yüzgeci suyu kesti.

fur /fɝ/ isim

kürk

Köpek, kedi gibi bazı hayvanların vücudunda uzanan kalın, yumuşak kıl örtüsü.

"The cat's fur was soft and black as coal."Kedinin kürü kömür gibi yumuşak ve siyahdı.

horn /ˈhɔɹn/ isim

boynuz

İnek, keçi, koyun gibi bazı hayvanların başında bulunan, keratin ya da kemikten oluşan, genellikle kıvrımlı ve sivri yapı; savunma, gösteri ya da kazma amaçlı kullanılır.

"The bull has two sharp horns."Boğanın iki keskin boynuzu var.

paw /pɑ/ isim

pati

Genellikle tırnak, pençe, kürk ve yastıkçıkların birleşimini içeren bir hayvanın ayağı.

"The dog lifted its injured paw off the ground."Köpek yaralı patisini yerden kaldırdı.

shell /ʃɛl/ isim

kabuk

bir salyangoz, midye, yengeç veya kaplumbağa gibi bazı hayvanların sert koruyucu kasası veya örtüsü

"The turtle has a hard shell."Kaplumbağanın sert bir kabuğu var.

tail /teɪl/ isim

kuyruk

Bir hayvanın, kuşun veya balığın arka tarafından uzanan ve hareket edebilen vücut parçası.

"The dog wagged its tail happily."Köpek kuyruğunu mutlulukla salladı.

wing /wɪŋ/ isim

kanat

Kuş, böcek vb. canlıların uçmak için kullandığı vücut uzantılarından her biri.

"The bird's wing was broken in the storm."Kuşun kanadı fırtınada kırıldı.

chicken /ˈtʃɪkən/ isim

tavuk

etinden ve yumurtasından yararlanmak için beslediğimiz çiftlik kuşu

"The chicken laid an egg."Tavuk yumurta bıraktı.

duck /dək/ isim

ördek

Kısa bacaklı ve geniş gagalı, doğal olarak su kenarında veya üzerinde yaşayan ya da yumurtaları, eti veya tüyleri için insanlar tarafından yetiştirilen bir kuş.

"A duck swam on the pond."Bir ördek gölde yüzüyordu.

rat /ræt/ isim

sıçan

uzun kuyruklu, fareye benzeyen, büyük bir hayvan; hastalık yayabilir

"A rat ran behind the wall."Bir sıçan duvarın arkasında koştu.

issue /ˈɪʃuː/ isim

sorun

özellikle bir hizmet ya da tesisle ilgili ortaya çıkan ve çözüm ya da ilgi gerektiren problemler ya da zorluklar

"This is an issue."Sorun önemlidir.

protect /prəˈtɛkt/ fiil

korumak

birini veya bir şeyi hasar görmekten veya zarar görmekten alıkoymak

"Protect your eyes from sun."Gözlerini güneşten koru.

environment /ɪnˈvaɪrənmənt/ isim

çevre

insanların, hayvanların ve bitkilerin yaşadığı, etrafımızdaki doğal dünya

"We must protect the environment."Çevreyi korumalıyız.

treat /trit/ fiil

davranmak

birine veya bir şeye belirli bir şekilde muamele etmek veya davranmak

"Treat people kindly."İnsanlara nazik davran.

live /lɪv/ fiil

yaşamak

Evini belirli bir yerde bulundurmak.

"I live here."Burada yaşıyorum.

wild /waɪld/ sıfat

vahşi

(hayvan ya da bitki) insan müdahalesi olmadan, doğal hâlde yaşayan ya da büyüyen

"The horse is wild."At vahşidir.

breed /brid/ fiil

üremek

Bir hayvanın çiftleşip yavrulaması.

"Dogs breed in spring."Köpekler ilkbaharda ürer.

condition /kənˈdɪʃən/ isim

durum

Bir şeyin belirli bir zamandaki hali.

"The condition was serious."Durum ciddiydi.

Bu listedeki 63 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

New English File İleri Kelime Listesi — Konular