kafasına vurup öldürmek/yaralamak
Bir kişiyi kafasına o kadar çok vurmak ki ölmesine veya ciddi şekilde yaralanmasına neden olmak.
"He threatened to beat my brains out."Kafama vurup öldürmekle tehdit etti.
Şiddet konusundaki 24 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.
kafasına vurup öldürmek/yaralamak
Bir kişiyi kafasına o kadar çok vurmak ki ölmesine veya ciddi şekilde yaralanmasına neden olmak.
"He threatened to beat my brains out."Kafama vurup öldürmekle tehdit etti.
kandırıp ortadan kaldırmak
Bir kişiyi kasten öldürmek.
"He took him for ride."Onu kandırıp ortadan kaldırdı.
parmağını/elini sürmek
Bir kişiye fiziksel olarak zarar vermeye çalışmak veya bir şeye en ufak bir şekilde zarar vermek.
"Do not lay a hand on her."Ona elini sürme.
yumrukla cevap vermek
Birine ağzına yumruk atma tehdidinde bulunmak.
"He got a sandwich."Zorbaya bir yumrukla cevap vermekle tehdit etti.
kafasını kırmak
birine şiddetle vurmak, dövmek tehdidinde bulunmak
"I will knock his block off."Onun kafasını kırarım.
denemek
bir şeyi yapmayı ya da başarmayı deneme girişiminde bulunmak
"I want to have a go at painting."Resim yapmayı denemek istiyorum.
birinin işini bitirmek
Bir yarışmada veya tartışmada birini ezici bir şekilde veya tamamen yenmek, genellikle rakibin kazanma şansı olmadığı imasıyla.
"The older boy threatened to clean my clock."Büyük çocuk işimi bitirmekle tehdit etti.
dayakla perişan etmek
Bir kişiyi ciddi şekilde yaralanana kadar vurmaya devam etmek.
"He beat the thief to a pulp."Hırsızı dayakla perişan etti.
tamamen ezmek
Bir rakibi rahatça yenmek ya da büyük bir farkla mağlup etmek
"Our team beat the pants off the visitors."Takımımız konuk takımı tamamen ezerdi.
birini/bir şeyi dövmek
Birine veya bir şeye şiddetle ve defalarca vurmak
"He will whale on him."Bana saldıracak!
yumruklaşmak
İki kişinin kavga sırasında yumruklarıyla birbirine vurması
"The two men traded punches hard."İki adam sert bir şekilde yumruklaştı.
kavga etmek
(iki ya da daha fazla kişi) bir anlaşmazlık sonrası ciddi bir sözlü tartışmaya girmek ya da fiziksel olarak birbirine saldırmak
"They almost came to blows."Neredeyse kavga edeceklerdi.
tamamen ezmek
birini ya da bir şeyi ikna edici ve ezici bir şekilde yenmek, mağlup etmek
"He made mincemeat of them."Şampiyon rakibini tamamen ezerdi.
dayak atmak
Birini, özellikle bir yarışmada, iyice dövmek.
"He beat the daylights."Dayak attı.
yumruk atmak, yumruklamak
boks eldiveni takarak birine vurmak
"He laid glove on him."O, hiç yumruk atmadı.
yaralanmak
Bir kaza ya da kavga sonucunda sakatlanmak
"Tom is in the wars today."Tom bugün yaralandı.
kaza süsü vermek
bir kişiyi kasten öldürmek
"He took her for a ride."Onu kaza süsü vererek öldürdü.
saldırmak
bir kişiyi veya yeri öldürmek veya yok etmek amacıyla saldırmak
"They will have a go."Saldıracaklar.
dayak atmak
bir dövüş veya çatışma sırasında bir kişiye sertçe vurmak
"He cleaned my clock."Bana dayak attı.
birine/bir şeye vurmak
Bir kişiye veya şeye defalarca şiddetle veya kuvvetle vurmak.
"They will whale on it."Ona vuracaklar.
yumruklaşmak
bir kavga veya yarışma sırasında birbirini vurmak için yumruklarını kullanmak (insanlar için)
"They traded punches."Yumruklaştılar.
birini/bir şeyi ezmek
fiziksel güçle birini veya bir şeyi güçlü bir şekilde yenmek ve alt etmek
"He made mincemeat of them."Onları ezdi geçti.
birini fena benzetmek
birine büyük bir güçle fiziksel olarak saldırmak, zarar vermek veya yaralamak
"They beat the daylights out of him."Onu fena benzettiler.
bir yumruk atmak
Birine fiziksel olarak vurmak, özellikle boks eldiveni giyerken.
"He can't lay a glove."Ona bir yumruk atamaz.
Bu listedeki 24 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla