fırsat vermek
birine yetenek, potansiyel ya da fikirlerini gösterme imkânı sunmak
"Please give me a chance to explain."Lütfen açıklama yapma fırsatı verin.
Maddi Olmayan Şeyler Sağlama (Give) konusundaki 17 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.
fırsat vermek
birine yetenek, potansiyel ya da fikirlerini gösterme imkânı sunmak
"Please give me a chance to explain."Lütfen açıklama yapma fırsatı verin.
seçenek sunmak
birine iki ya da daha fazla alternatif arasından karar verme imkânı vermek
"They gave us a choice today."Bugün bize bir seçenek sundular.
umursamamak
bir konu, durum ya da kişi hakkında kayıtsız kalmak, ilgisiz olmak
"I don't give a damn."Kimse umursamıyor gibi görünüyor.
baş ağrısı vermek
birinin başında ağrı ve rahatsızlık yaratmak
"Loud music gives me a headache."Yüksek sesli müzik bana baş ağrısı veriyor.
performans sergilemek
kamuya ya da özel bir ortama yetenek ya da becerilerini göstermek
"The actor gave a brilliant performance."Oyuncu muhteşem bir performans sergiledi.
konuşma yapmak
belirli bir konu hakkında bir grup önünde resmi bir sunum yapmak
"The president gave a speech."Başkan bir konuşma yaptı.
bildirimde bulunmak
bir karar, niyet ya da yaklaşan bir eylemi resmi olarak birine ya da kuruma bildirmek
"He gave notice to quit."İstifasını vereceğini bildirdi.
izin vermek
birine bir şeyi yapma hakkı tanımak
"My parents gave permission for the trip."Ailem seyahat için izin verdi.
denemek
Bir şeyi yapma veya deneme girişiminde bulunmak, genellikle kişinin yeteneklerini test etme veya yeni bir deneyim keşfetme niyetiyle.
"I will give the game a go."Oyunu deneyeceğim.
öncelik vermek
belirli bir görev ya da eyleme diğerlerinden daha yüksek önem atfetmek
"We must give priority to safety."Güvenliğe öncelik vermeliyiz.
izlenim bırakmak
sözleri, davranışları ya da görünüşüyle başkalarının zihninde belirli bir algı, his ya da düşünce oluşturmak
"He gave a good impression."İyi bir izlenim bıraktı.
düşünmek
belirli bir konu ya da fikir üzerine kafa yormak, değerlendirmek
"Give this idea thought."Lütfen bu konuyu biraz düşün.
boyun eğmek
Özellikle çok fazla direniş veya tartışmadan sonra nihayet bir şeye razı olmak.
"They gave way finally."Nihayet boyun eğdiler.
cesaret vermek
birine teşvik, destek ya da motivasyon sağlamak
"Her support gave heart to the team."Onun desteği takıma cesaret verdi.
ders anlatmak
dinleyicilere resmi, öğretici ya da bilgilendirici bir konuşma ya da sunum yapmak
"The teacher gave a lecture."Profesör ders anlattı.
neden olmak
belirli bir durum ya da olayı ortaya çıkarmak, tetiklemek
"The incident gave rise to many rumors."Olay birçok söylentiye neden oldu.
yol vermek
yer açmak veya birinin veya bir şeyin geçmesine izin vermek için kenara çekilmek
"Please give way."Lütfen yol verin.
Bu listedeki 17 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla