Duygular · İsimler — İngilizce Kelimeler

İsimler — İngilizce Kelimeler listesindeki "Duygular" ile ilgili 50 İngilizce kelimeyi telaffuzu, örnek cümlesi ve Türkçe anlamıyla birlikte öğren.

50 kelime İsimler — İngilizce Kelimeler
discomfort /dɪˈskəmfɝt/ isim

rahatsızlık

huzursuzluk, sıkıntı veya duygusal baskı hissi

"The noise caused discomfort."Genç yetişkin şehre taşındı.

heartbreak /ˈhɑrtbreɪk/ isim

kalp kırıklığı

büyük bir sıkıntı veya üzüntü hissi

"Heartbreak made her very sad."Kalp kırıklığı onu çok üzdü.

wrath /ˈɹæθ/ isim

öfke

Yoğun bir kızgınlık hissi.

"His wrath was immense."Kralın öfkesi korkunçtu.

calmness /ˈkɑɫmnəs/ isim

sükûnet

Huzurlu, dingin ve rahat bir olma hali; kaygıdan ve tedirginlikten uzak olma durumu.

"His calmness was evident."Sükûnet onun rahatlamasına yardımcı oldu.

happiness /ˈhæpiˌnəs/ isim

mutluluk

mutlu ve iyi hissetme duygusu

"Her face radiated pure happiness and joy."Yüzü saf mutluluk ve neşe yayıyordu.

excitement /ɪkˈsaɪtmənt/ isim

heyecan

güçlü bir coşku ve mutluluk duygusu

"The excitement before the concert was electric."Konser öncesindeki heyecan elektrik çarptırıyordu.

enthusiasm /ɪnˈθuziˌæzəm/ isim

coşku

büyük bir heyecan ve tutku duygusu

"Her enthusiasm for the project was contagious."Projeye olan coşkusu bulaşıcıydı.

gratitude /ˈɡɹætəˌtud/ isim

şükran

minnettarlık duymak veya bir şey için takdir gösterme niteliği

"She expressed her gratitude with tears."Şükranını gözyaşlarıyla ifade etti.

admiration /ˌædmɝˈeɪʃən/ isim

hayranlık/takdir

Birine veya bir şeye duyulan büyük saygı ve beğeni duygusu

"The way she handled the crisis filled me with admiration."Krizi bu şekilde yönetmesi beni hayranlıkla doldurdu.

comfort /ˈkəmfɝt/ isim

rahatlık/huzur

Ağrı, endişe veya diğer hoş olmayan duygulardan uzak olma durumu

"The kind words brought her great comfort."Nazik sözleri ona büyük bir rahatlık verdi.

cheerfulness /ˈtʃɪɹfəɫnəs/ isim

neşelilik

Mutlu ve olumlu bir zihin hâli ya da tutum.

"Her cheerfulness is infectious"Onun neşeliliği bulaşıcıdır.

thrill /ˈθɹɪɫ/ isim

heyecan/ürperti

Ani bir zevk ve heyecan duygusu

"The roller coaster gave me an incredible thrill."Lunapark treni büyük bir heyecan verdi.

wonderment /ˈwəndɝmənt/ isim

hayret

Olağanüstü ya da dikkat çekici bir şeye karşı duyulan hayranlık, büyülenme veya merak duygusu.

"The children stared at the stars in silent wonderment and awe."Çocuklar sessizce hayret ve huşu içinde yıldızlara baktılar.

hope /hoʊp/ isim

umut

belirli bir şeyin gerçekleşmesi veya doğru olması beklentisi ve arzusu duygusu

"The only hope is that the weather clears up soon."Tek umut havaların yakında düzelmesidir.

curiosity /ˌkjʊɹiˈɑsəti/ isim

merak

Bir şeyi öğrenme ya da daha fazla bilgi edinme isteği.

"Curiosity led the cat into trouble."Merak kediyi başına bela etti.

satisfaction /ˌsætɪsˈfækʃən/ isim

tatmin

Gerçekten arzulanan bir şeyi yaparak veya başardıktan sonra yaşanan hoş duygu

"He felt satisfaction after winning."Sonunda zor bulmacayı çözdükten sonra büyük bir tatmin hissetti.

trust /trʌst/ isim

güven

birinin dürüst olduğuna ya da bir şeyin doğru olduğuna olan güçlü inanç; buna dayanarak ona belenebilmek

"Trust takes time."Güven zaman alır.

affection /əˈfɛkʃən/ isim

sevgi

Birine ya da bir şeye karşı duyulan şefkat ya da beğeni hissi.

"She showed her affection by giving her grandmother a gentle hug."Büyükannesine nazik bir sarılma ile sevgisini gösterdi.

sadness /ˈsædnəs/ isim

hüzün

üzgün ve mutlu olmama hissi

"A deep sadness filled the room at the news."Haberle birlikte odada derin bir hüzün yayıldı.

disgust /dɪsˈɡʌst/ isim

iğrenme

birine ya da bir şeye karşı güçlü bir beğenmeme duygusu

"The smell of the garbage caused instant disgust."Çöp kokusu anında iğrenme hissi yarattı.

sorrow /ˈsɑɹoʊ/ isim

hüzün

hoş olmayan bir şeyden kaynaklanan aşırı bir üzüntü duygusu

"The poem was a beautiful expression of sorrow."Şiir, hüzünün güzel bir ifadesiydi.

grief /ˈɡɹif/ isim

keder

Birinin ölümü nedeniyle hissedilen büyük üzüntü.

"The family was consumed by grief after the fire."Aile, yangından sonra keder içinde kaldı.

fear /fɪr/ isim

korku

korktuğumuzda veya endişelendiğimizde duyduğumuz kötü his

"Fear of spiders is common."Örümcek korku yaygındır.

regret /ɹəˈɡɹɛt/ isim

pişmanlık

olmuş veya yapılmış bir şeye karşı duyulan hüzün, hayal kırıklığı ya da vicdan azabı duygusu

"She felt a deep regret over her hasty words."Aceleyle söylediği sözlerden derin bir pişmanlık duydu.

annoyance /əˈnɔɪəns/ isim

rahatsızlık

can sıkıcı, hoş olmayan veya rahatsız edici bir şeyden kaynaklanan sinirlenme veya huzursuzluk duygusu

"His constant tapping was an annoyance."Onun sürekli vuruşları rahatsızlık vericiydi.

anger /ˈæŋɡɚ/ isim

öfke

Kötü bir olay gerçekleştiğinde ortaya çıkan, başkalarına karşı kaba davranmamıza ya da zarar vermemize yol açabilen güçlü duygu

"He had trouble suppressing his rising anger."Artan öfkesini kontrol etmekte zorlanıyordu.

worry /ˈwɝi/ isim

endişe

kaygı duyulan durum

"Financial worry is keeping her awake at night."Mali endişeler onu geceleri uyutamıyor.

envy /ˈɛnvi/ isim

kıskançlık

Başkalarının sahip olduklarını istemekten kaynaklanan memnuniyetsizlik, mutsuzluk ya da öfke duygusu.

"Her colleagues looked at her promotion with envy."Meslektaşları onun terfisini kıskançlıkla izledi.

shyness /ˈʃaɪnəs/ isim

utangaçlık

sosyal ortamlarda çekingenlik, utanma ya da korku hissi

"His shyness made it hard for him to speak in public."Onun utangaçlığı, topluluk önünde konuşmasını zorlaştırıyordu.

boredom /ˈbɔrdəm/ isim

sıkıntı

etkinin ya da tekrarlayan bir durumun sıkıcı olması nedeniyle ilgi eksikliği ya da huzursuzluk hissi

"The boredom of the long lecture made several students fall asleep."Uzun dersin sıkıntısı birkaç öğrencinin uykuya dalmasına neden oldu.

insecurity /ˌɪnsɪkˈjʊɹɪti/ isim

güvensizlik

kendinden şüphe ve güven eksikliğinden kaynaklanan kaygı

"His arrogance was really a mask for insecurity."Onun kibirli tavrı aslında güvensizliğin bir maskesiydi.

loneliness /ˈɫoʊnɫinəs/ isim

yalnızlık

yalnız kalma veya yalnızlıktan kaynaklanan hüzün duygusu

"A profound loneliness can be worse than physical pain."Derin bir yalnızlık fiziksel acıdan daha kötü olabilir.

love /lʌv/ isim

aşk/sevgi

Bizim için önemli olan ve çok sevdiklerimiz için hissettiğimiz çok güçlü duygu; bakımını üstlenmek istediğimiz yoğun bağlılık hissi

"Their love for each other was obvious to all."Birbirlerine olan aşkları herkes tarafından açıkça görülüyordu.

joy /ʤɔɪ/ isim

neşe

büyük bir mutluluk duygusu

"She felt great joy."Haber tüm aileye büyük neşe getirdi.

pleasure /ˈplɛʒɚ/ isim

zevk

büyük bir keyif ve mutluluk duygusu

"It was a great pleasure to finally meet you."Sonunda sizinle tanışmak büyük bir zevkti.

delight /dɪˈɫaɪt/ isim

sevinç/keyif

Büyük zevk veya neşe duygusu

"The children's faces were a picture of delight."Çocukların yüzleri büyük bir sevinç ifadesi taşıyordu.

fulfillment /fʊɫˈfɪɫmənt/ isim

tatmin

Birinin ihtiyaçları karşılandığında duyulan mutluluk hissi.

"He found fulfillment there."Orada tatmin buldu.

pride /praɪd/ isim

gurur

Kişinin kendine saygısı, onuru veya kişisel değeri

"She has pride."Gururu var.

sympathy /ˈsɪmpəˌθi/ isim

sempati

özellikle üzüntü veya acı gibi durumlarda başkalarının duygularına karşı gösterilen anlayış ve şefkat duyguları

"He showed sympathy."Sempati gösterdi.

relief /ɹiˈɫif/ isim

rahatlama

Rahatsız edici veya üzücü bir şey ortadan kalktığında hissedilen huzur ve konfor duygusu.

"The medicine brought quick relief."İlaç hızlı bir rahatlama sağladı.

security /sɪˈkjʊrɪti/ isim

güvenlik

tehlike, endişe veya korkulardan uzak olunmasından kaynaklanan bir duygu

"She felt security there."Binada 24 saat güvenlik hizmeti bulunmaktadır.

confidence /ˈkɑnfədɛns/ isim

güven

birinin hedeflere ulaşma ve istenen sonuçları alma konusundaki kendi yeteneğine olan inancı

"She has confidence."Ona güveni var.

amusement /əˈmjuzmənt/ isim

eğlence

Birinin veya bir şeyin komik ve heyecan verici olduğunda duyduğumuz his

"The children watched the silly clown with wide-eyed amusement and laughter."Çocuklar komik palyaçoyu geniş açık gözlerle eğlence ve kahkahalarla izledi.

stress /ˈstɹɛs/ isim

stres

farklı yaşam sorunlarından kaynaklanan kaygı ve endişe hissi

"Work-related stress is a serious health problem."İşle ilgili stres ciddi bir sağlık sorunudur.

shock /ʃɑk/ isim

şok

beklenmedik ve genellikle hoş olmayan bir şeyin yarattığı ani ve yoğun bir şaşkıntı, sıkıntı veya inançsızlık duygusu

"The news of his death came as a terrible shock."Onun ölüm haberi korkunç bir şok olarak geldi.

anxiety /æŋˈzaɪəti/ isim

endişe

gelecekteki bir olay veya belirsiz bir sonuç hakkında sinirlilik veya endişe hissi

"She felt anxiety."Endişe hissetti.

shame /ʃeɪm/ isim

utanma

kendi ya da başkasının hatası ya da kötü davranışından kaynaklanan rahatsız edici bir duygu

"She felt a deep shame for her actions."Yaptıklarından dolayı derin bir utanma duygusu hissetti.

frustration /fɹəˈstɹeɪʃən/ isim

engellenmişlik

İstenilen şeyi yapamamak veya başaramamak nedeniyle sabırsız, rahatsız veya öfkeli olma duygusu

"He could not hide his frustration when the computer crashed yet again."Bilgisayarın bir çökmesiyle birlikte huzursuzluğunu gizleyemedi.

embarrassment /ɪmˈbɛɹəsmənt/ isim

mahçup olma

Rahatsız edici bir durum sonucunda hissedilen sıkıntı, utanç veya suçluluk duygusu

"His embarrassment was clear."Mahçup olduğu için yüzü kızardı.

irritation /ˌɪɹɪˈteɪʃən/ isim

rahatsızlık

rahatsız edici ya da hoş olmayan bir şeyin yol açtığı sinirlenme ya da huzursuzluk hissi

"His constant tapping caused irritation."Sürekli parmaklarını tıklatması rahatsızlık yarattı.

Bu listedeki 50 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

İsimler — İngilizce Kelimeler — Konular