yan zarar
bir eylem sonucunda istenmeyen olumsuz sonuç ya da zarar
"The military strike unfortunately caused collateral damage."Askeri saldırı maalesef yan zarar verdi.
Askeri Kaynaklı Deyimler konusundaki 15 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.
yan zarar
bir eylem sonucunda istenmeyen olumsuz sonuç ya da zarar
"The military strike unfortunately caused collateral damage."Askeri saldırı maalesef yan zarar verdi.
keşif
bilgi toplamak amacıyla yapılan ön araştırma ya da gözlem
"The soldier went on recon."Asker keşfe çıktı.
görev tamamlandı
Bir görevin veya bir dizi görevin başarıyla tamamlandığını belirtmek için kullanılır.
"The job is done, mission accomplished."İş bitti, görev tamamlandı.
bomba gibi haber patlatmak
beklenmedik ve şok edici bir haberi ya da bilgiyi ortaya atmak
"She dropped a bombshell at dinner."Akşam yemeğinde bomba gibi bir haber patlattı.
eleştiri yağmuruna tutulmak
şiddetli eleştiri ya da suçlamalar almak
"The manager took the flak for the team's failure."Müdür, ekibin başarısızlığı için eleştiri yağmuruna tutuldu.
dikkatinde olmak
birinin ya da bir şeyin dikkatini çekmiş olması ya da farkında olması
"It's on my radar."Bu konu şu anda dikkatimde değil.
radardan kaybolmak
unutulmuş, fark edilmemiş ya da artık izlenmeyen durum
"The spy stayed off the radar."Casus radardan kayboldu.
tam donanımlı
tamamen hazırlanmış ve harekete geçmeye hazır
"The soldier was locked and loaded."Asker tam donanımlıydı.
dişini sıkmak, dayanmak
Kaçınılmaz bir zorluğu ya da sıkıntıyı göğüslemek, kabullenmek.
"I bit the bullet today."İğneden nefret ediyorum ama dişimi sıktım ve gittim.
külkedisi izni
Gece yarısı sona eren bir izin veya geçiş süresi.
"He had Cinderella liberty."Külkedisi izni vardı.
karşılık
Bir borudan, sigaradan veya sigaradan üflenen dumanın başka bir kişinin ağzına üflenmesi.
"He blew smoke back."Dumanı geri üfledi.
sırtını korumak
birinin arkasını kollamak, ona destek olmak
"Do not worry, I have got your six."Endişelenme, sırtını koruyorum.
hızlıca
acil bir şekilde, çabuk hareket etmek
"The sergeant told the soldiers to move on the double."Çavuş, askerleri hızlıca hareket etmelerini söyledi.
ön cephe
bir mücadelenin veya faaliyetin eylem merkezi veya en kritik konumu
"He was on the front line."Ön cephedeydi.
azarlamak
sert bir sözlü uyarıda bulunmak
"She read him off."Onu azarladı.
Bu listedeki 15 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla