Ünite 1 · New Headway Orta-Üstü Kelime Listesi

New Headway Orta-Üstü Kelime Listesi listesindeki "Ünite 1" ile ilgili 54 İngilizce kelimeyi telaffuzu, örnek cümlesi ve Türkçe anlamıyla birlikte öğren.

54 kelime New Headway Orta-Üstü Kelime Listesi
lifelong /ˈlaɪfˌlɑŋ/ sıfat

ömür boyu

Bir kişinin tüm yaşamı boyunca süren.

"They are lifelong friends."Onlar ömür boyu arkadaşlar.

life expectancy /lˈaɪf ɛkspˈɛktənsi/ isim

ortalama yaşam süresi

demografik ve sağlık faktörlerine dayanarak bir kişinin beklenen ortalama ömrü

"The average life expectancy is 80 years."Ortalama yaşam süresi 80 yıldır.

life story /lˈaɪf stˈoːɹi/ isim

hayat hikayesi

bir kişinin yaşamını, önemli olaylarını ve deneyimlerini anlatan öykü

"He tells his life story to the journalist."Hayat hikayesini gazeteciye anlatıyor.

life-size /lˈaɪfsˈaɪz/ sıfat

gerçek boyutta

gerçek bir varlık ya da nesneyle aynı ölçekte, abartı ya da küçültme olmadan

"The statue is life-size."Heykel gerçek boyutta.

lifestyle /ˈɫaɪfˌstaɪɫ/ isim

yaşam tarzı

bireyin ya da bir grubun benimsemiş olduğu yaşam biçimi

"Healthy eating is part of an active lifestyle."Sağlıklı beslenme aktif bir yaşam tarzının parçasıdır.

heartbroken /ˈhɑɹtˌbɹoʊkən/ sıfat

kalbi kırık

romantik bir ilişki ya da başka bir kayıp nedeniyle yoğun üzüntü ve hayal kırıklığı yaşamak

"She is heartbroken."Kalbi kırık.

heartbeat /ˈhɑɹtˌbit/ isim

kalp atışı

Kalbin kan pompalarken yaptığı ritimsel hareket

"The heartbeat was fast."Kalp atışı hızlıydı.

heart attack /hˈɑːɹt ɐtˈæk/ isim

kalp krizi

Kalbe kan akışının aniden kesilmesiyle ortaya çıkan ve bazı durumlarda ölümcül olabilen tıbbi acil durum

"He had serious heart attack."Onun ciddi bir kalp krizi geçirdi.

heartwarming /ˈhɑɹtˌwɔɹmɪŋ/ sıfat

iç ısıtan

okuyucu ya da izleyicide neşe, mutluluk ve sevgi gibi olumlu duygular uyandıran

"The story is heartwarming."Hikâye iç ısıtandır.

housework /ˈhaʊˌswɝk/ isim

ev işleri

Ev içinde düzenli olarak yapılan temizlik, yıkama gibi günlük görevler.

"Housework seems never to be finished."Ev işleri hiç bitmiyor gibi görünüyor.

houseplant /hˈaʊsplænt/ isim

ev bitkisi

genellikle iç mekanda, dekoratif amaçla yetiştirilen bitki

"The houseplant needs to be watered once a week."Ev bitkisine haftada bir kez su vermek gerekir.

housewife /ˈhaʊsˌwaɪf/ isim

ev hanımı

Ev işleri yapan, çocuklara bakan ve dışarıda çalışmayan evli kadın

"She worked as a housewife for twenty years."Yirmi yıl boyunca ev hanımı olarak çalıştı.

house-proud /hˈaʊspɹˈaʊd/ sıfat

evine düşkün

evinin görünümü, temizliği ve genel durumu konusunda büyük özen ve gurur duyan kişi

"She is house-proud."O evine düşkün.

homesick /ˈhoʊmˌsɪk/ sıfat

evini özleyen

evden uzakta olmanın getirdiği hüzün duygusu

"I feel homesick."Ev özlemi çekiyorum.

hometown /ˈhoʊmˌtaʊn/ isim

memleket

bir kişinin büyüdüğü ya da doğduğu kasaba ya da şehir

"He returns to his hometown every summer."Her yaz memleketine döner.

homebound /ˈhoʊmˌbaʊnd/ isim

evden çıkamayan

fiziksel, sağlık ya da başka sebeplerle ev dışına çıkamayan kişi

"The homebound senior receives meals delivered daily."Evden çıkamayan yaşlı bireye günlük yemekler teslim ediliyor.

homegrown /ˈhoʊmˈɡɹoʊn/ sıfat

yerli

doğal, yerel olarak üretilen veya kişinin kendi ülkesinden veya bölgesinden kaynaklanan bir şeye atıfta bulunan

"The tomatoes are homegrown."Domatesler yerli.

house-warming /ˈhaʊˌswɑmɪŋ/ isim

ev taşıma partisi

Yeni bir ev ya da daireye taşındıktan sonra kutlamak amacıyla düzenlenen parti.

"We had a house-warming party."Bir ev taşıma partisi düzenledik.

homepage /ˈhoʊmˌpeɪdʒ/ isim

ana sayfa

Bir web sitesinin giriş sayfası; siteyi tanıtır ve kullanıcıyı diğer sayfalara yönlendirir.

"The company's homepage is updated daily."Şirketin ana sayfası her gün güncelleniyor.

seafood /ˈsiːˌfuːd/ isim

deniz ürünleri

Yemek olarak tüketilen balık, karides, deniz yosunu ve kabuklu deniz hayvanları gibi deniz canlıları.

"The restaurant is famous for its fresh seafood."Restoran, taze deniz ürünleriyle ünlüdür.

bookshelf /ˈbʊkˌʃɛlf/ isim

kitaplık

Kitapların üzerinde tutulduğu, duvara bağlı bir tahta veya mobilya parçası

"The bookshelf is full."Kitaplık dolu.

junk food /ˈdʒʌŋk fuːd/ isim

abur cubur

çok fazla yağ, şeker vb. içeren sağlıksız yiyecek

"Junk food is unhealthy."Abur cubur sağlıksızdır.

headphones /ˈhɛdˌfoʊnz/ isim

kulaklık

Kulakları kapatan iki parçadan oluşan, müzik veya sesleri başkalarının duymaması için dinlemeye yarayan cihaz.

"I use headphones to listen to music."Müzik dinlemek için kulaklık kullanıyorum.

headline /ˈhɛdˌlaɪn/ isim

başlık

gazete sayfasının, makalenin vb. üst bölümündeki büyük yazılar

"The headline was bold."Başlık kalındı.

headway /ˈhɛdˌweɪ/ isim

ilerleme

zorluklara veya engellere rağmen kaydedilen ileriye doğru hareket veya gelişme

"We made headway."İlerleme kaydettik.

textbook /ˈtɛkstˌbʊk/ isim

ders kitabı

Özellikle okullarda ve kolejlerde bir konuyu çalışmak için kullanılan kitap

"Students must buy the required textbook."Öğrenciler gerekli ders kitabını almak zorunda.

text message /tˈɛkst mˈɛsɪdʒ/ isim

kısa mesaj

Mobil telefon kullanılarak gönderilen ya da alınan yazılı ileti.

"Text message is short written note."Kısa mesaj kısa bir yazılı nottur.

open air /ˈoʊpən ˈɛɹ/ isim

açık hava

Hava koşullarına açık, kapalı olmayan dış mekan.

"The concert is held in the open air."Konser açık havada düzenleniyor.

business line /bˈɪznəs lˈaɪn/ isim

iş kolu

Bir işletmenin sunduğu, ortak bir tema, kategori ya da pazar odaklı ürün ya da hizmet grubu.

"The company's main business line is software development."Şirketin ana iş kolu yazılım geliştirmedir.

businessman /ˈbɪznɪsˌmæn/ isim

iş adamı

şirket işletmek gibi ticari faaliyetlerde bulunan erkek kişi

"The businessman signed the contract."İş adamı sözleşmeyi imzaladı.

firehouse /ˈfaɪɝˌhaʊs/ isim

itfaiye istasyonu

İtfaiyecilerin yangınla mücadele ekipmanlarını ve personelini barındırdığı bina.

"The firehouse has a pole to slide down to the trucks."İtfaiye istasyonunda kamyonlara inmek için bir kaydırak bulunur.

fire alarm /fˈaɪɚɹ ɐlˈɑːɹm/ isim

yangın alarmı

Yangın durumunda yüksek ses çıkararak uyarı veren cihaz.

"The fire alarm detects smoke and heat."Yangın alarmı duman ve ısıyı algılar.

sleeping pill /slˈiːpɪŋ pˈɪl/ isim

uyku ilacı

uyku getirmek ya da uykusuzluğu gidermek amacıyla alınan ilaç

"The sleeping pill knocks him out."Uyku ilacı onu hemen uyutur.

sleeping bag /slˈiːpɪŋ bˈæɡ/ isim

uyku tulumu

genellikle dışarıda ya da kamp yaparken kullanılan, taşınabilir, yastıklı ve fermuarlı uyku çantası

"He sleeps in a sleeping bag on the camping trip."Kamp sırasında uyku tulumu içinde uyur.

air conditioning /ˈer kəndˈɪʃənɪŋ/ isim

klima

Bir evin, aracın vb. sıcaklığını ve nemini kontrol eden sistem.

"The air conditioning is on."Sıcak hava dalgası sırasında klima bozuldu.

crowd /ˈkɹaʊd/ isim

kalabalık

Belirli bir yerde toplanmış çok sayıda insan grubu.

"The crowd cheers as the team scores."Kalabalık, takım gol attığında tezahürat yapıyor.

to [strike] gold /stɹˈaɪk ɡˈoʊld/ ifade

altın bulmak

Özellikle çok para kazandıran bir başarı elde etmek.

"They struck gold."Kaşif sonunda altın buldu.

nap /ˈnæp/ isim

kısa uyku

genellikle gün içinde yenilenmek veya dinlenmek için alınan kısa süreli uyku

"I took a short nap after lunch."Öğle yemeğinden sonra kısa bir kestirdim.

look after /lˈʊk ˈæftɚ/ fiil

bakmak / ilgilenmek

birinin ya da bir şeyin ihtiyaç, sağlık, güvenlik vb. hususlarını gözetmek, ona bakım sağlamak

"Who looks after your dog?"Köpeğine kim bakıyor?

fend for /fˈɛnd fɔːɹ/ fiil

kendi başına ayakta durmak

Başkalarının yardımı olmadan, özellikle zor bir durumda, kendine bakmak.

"Must fend for."Şimdi kendi başına ayakta dur.

to [sleep] rough /sliːp ɹʌf/ ifade

sokakta uyumak

Uygun bir barınak ya da yatak olmadan, dışarıda ya da park gibi bir yerde uyumak.

"Many homeless people have to sleep rough."Birçok evsiz insanın sokakta uyumak zorunda kalıyor.

accustomed /əˈkəstəmd/ sıfat

alışkın

Tekrarlanan deneyim ya da maruziyet sayesinde bir şeye aşina olmak.

"I am accustomed to it."Buna alışkınım.

crime /ˈkɹaɪm/ isim

suç

Yasal sistem tarafından cezalandırılan yasa dışı bir eylem.

"Stealing is a serious crime."Hırsızlık ciddi bir suçtur.

foul play /fˈaʊl plˈeɪ/ isim

hileli davranış

Suç unsurları taşıyan, adaletsiz ya da dürüst olmayan hareketler.

"The police suspect foul play in the disappearance."Polis kayboluşta hileli davranış şüphesi taşıyor.

star-studded /stɑːɹstʌdᵻd/ sıfat

yıldızlarla dolu

Çok sayıda ünlü eğlenceci, sanatçı vb. içeren.

"The cast is star-studded."Kadrosu yıldızlarla dolu.

homemade /ˈhoʊˈmeɪd/, /ˈhoʊmˈmeɪd/ sıfat

ev yapımı

fabrika ya da mağazada değil, evde hazırlanmış (özellikle yiyecekler için)

"The cookies are homemade."Kurabiyeler ev yapımıdır.

homework /ˈhoʊmˌwɝːk/ isim

ödev

Öğrencilerin evde yapması gereken okul çalışması

"The kids are doing their homework now."Çocuklar şu an ödevlerini yapıyor.

homecoming /ˈhoʊmˌkəmɪŋ/ isim

eve dönüş

kişinin evine veya köken yerine dönme eylemi

"Homecoming was fun."Eve dönüş eğlenceliydi.

homeless /ˈhoʊmɫəs/ isim

evsiz

Sabit bir konutu olmayan ve bu yüzden sokaklarda yaşayan kişiler.

"Homeless man slept outside."Evsiz adam dışarıda uyuyordu.

horde /ˈhɔɹd/ isim

kalabalık

Düzensiz ve kontrolsüz bir şekilde hareket eden büyük insan topluluğu.

"A horde of fans rushes the stage."Bir kalabalık hayran sahneye koştu.

understand /ˌʌndɚˈstænd/ fiil

anlamak

özellikle birinin söylediğini, anlamını kavramak

"I understand your point of view."Bakış açını anlıyorum.

grasp /ɡræsp/ fiil

kavramak

Bilgileri veya kavramları zihinsel olarak anlamak

"She grasped the concept quickly."Kavramı hızla kavradı.

lucky /ˈlʌki/ sıfat

şanslı

iyi şans getiren ya da iyi şans sahibi olan

"You are lucky."Şanslısın.

settle down /ˈsɛtəl daʊn/ fiil

oturmak

ayakta duran veya aktif bir pozisyondan oturmuş ve daha rahat bir duruma geçmek

"Please settle down."Lütfen oturun.

Bu listedeki 54 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

New Headway Orta-Üstü Kelime Listesi — Konular