Selamlama ve Vedalaşma, İnsanlar, Renkler ve 16 Konu Daha · A1 Seviyesi İngilizce Kelimeler

A1 Seviyesi İngilizce Kelimeler listesinden Selamlama ve Vedalaşma, İnsanlar, Renkler ve 16 konu daha kapsayan 275 İngilizce kelimeyi telaffuzu, örnek cümlesi ve Türkçe anlamıyla birlikte öğren.

275 kelime A1 Seviyesi İngilizce Kelimeler

Selamlama ve Vedalaşma

goodbye /ɡʊdˈbaɪ/ ünlem

hoşça kal

ayrıldığımızda veya telefon görüşmesini sonlandırdığımızda söylediğimiz söz

"Goodbye, see you later."Hoşça kal, sonra görüşürüz.

hi /haɪ/ ünlem

selam

merhaba demenin kısa bir yolu

"Hi, nice to meet you."Selam, tanıştığımıza memnun oldum.

good morning /ɡʊd ˈmɔrnɪŋ/ ünlem

günaydın

sabahları birini selamlamak için söylediğimiz söz

"Good morning, wake up, please."Günaydın, lütfen uyan.

good afternoon /ɡʊd ˌæftərˈnuːn/ ünlem

iyi öğleden sonralar

öğleden sonra selamlaşmak veya vedalaşmak için söylediğimiz şey.

"Good afternoon, everyone."İyi öğleden sonralar, herkese.

good evening /ɡʊd ˈiːvnɪŋ/ ünlem

iyi akşamlar

akşam saatlerinde birini selamlamak veya veda etmek için söylenen söz

"Good evening, welcome to my home."İyi akşamlar, evime hoş geldiniz.

good night /ɡʊd ˈnaɪt/ ünlem

iyi geceler

uyumadan önce veya gece ayrılırken söylenen söz

"Good night, sleep well, dear."İyi geceler, güzel uyu canım.

thank you /θæŋk juː/ ünlem

teşekkür ederim

birinin yaptığı bir şeyden dolayı memnun olduğumuzu belirtmek için söylenen söz

"Thank you for your help."Yardımınız için teşekkür ederim.

yes /jɛs/ ünlem

evet

onaylamak veya bir şeyin doğru olduğunu söylemek için kullanılan bir söz

"Yes, I will come tomorrow."Evet, yarın geleceğim.

hello /həˈloʊ/ ünlem

merhaba

birisiyle karşılaştığımızda veya telefonu açtığımızda söylediğimiz söz

"Hello, how are you?"Merhaba, nasılsın?

bye /baɪ/ ünlem

hoşça kal

hoşça kal demenin kısa bir yolu

"Bye, have a good day."Hoşça kal, iyi günler.

thanks /θæŋks/ ünlem

teşekkürler

teşekkür etmenin kısa yolu

"Thanks for the nice gift."Güzel hediye için teşekkürler.

please /pliːz/ zarf

lütfen

bir şeyi kibarca istemek veya birine bir şey yapmasını söylediğimizde kullanılır

"Please close the door."Lütfen kapıyı kapatın.

ok /ˈoʊˈkeɪ/ ünlem

tamam

anlaşma veya bir şeyin yolunda olduğunu belirten bir kelime

"Is this ok?"Bu tamam mı?

no /noʊ/ ünlem

hayır

bir soruya veya teklife yanıt olarak olumsuzluk, reddetme veya anlaşmazlık belirtmek için kullanılır

"No, I cannot do that."Hayır, bunu yapamam.

sorry /ˈsɑːri/ ünlem

özür dilerim

bir şey hakkında kötü hissettiğimizi belirtmek için kullandığımız bir söz

"Sorry, I broke your phone."Özür dilerim, telefonunuzu kırdım.

welcome /ˈwɛlkəm/ ünlem

hoş geldiniz

birini geldiğinde karşılamak için kullandığımız söz

"Welcome to our lovely house."Sevimli evimize hoş geldiniz.

İnsanlar

woman /ˈwʊmən/ isim

kadın

Yetişkin bir kadın kişi.

"The woman in the red dress was my old teacher."Kırmızı elbiseli kadın eski öğretmenimdi.

boy /bɔɪ/ isim

erkek çocuk

çocuk ve erkek olan kişi

"A little boy played happily with his dog in the sunny park."Küçük bir erkek çocuk, güneşli parkta köpeğiyle neşeyle oynadı.

girl /ɡɝl/ isim

kız

Çocuk ve kadın cinsiyetine ait olan kişi.

"The girl laughed as she ran through the field of flowers."Kız, çiçek tarlasının içinde koşarken güldü.

boyfriend /ˈbɔɪfrɛnd/ isim

erkek arkadaş

sevdiğiniz ve ilişkiniz olan erkek

"Her boyfriend gave her flowers for her birthday yesterday."Erkek arkadaşı dün doğum günü için ona çiçek verdi.

girlfriend /ˈɡɝlfrɛnd/ isim

kız arkadaş

sevdiğiniz ve ilişkiniz olan kadın

"His girlfriend cooked a nice dinner for him last night."Kız arkadaşı dün gece ona güzel bir akşam yemeği hazırladı.

people /ˈpi:pəl/ isim

insanlar

bir grup insan

"The people in the crowd cheered when the band came on."Kalabalıktaki insanlar, grup sahneye çıktığında alkışladı.

Mr /ˈmɪstɚ/ isim

bay

erkekler için kullanılan resmi unvan

"Mr Smith was our kind and funny neighbor for many years."Bay Smith uzun yıllar boyunca nazik ve esprili komşumuzdu.

Mrs /ˈmɪsɪz/ isim

bayan

evli bir kadın için kullanılan resmi unvan

"Mrs Brown made delicious cakes for the school fair every year."Bayan Brown her yıl okul fuarı için lezzetli kekler yapardı.

miss /mɪs/ isim

hanımefendi

Evli olmayan bir kadın için resmi hitap şekli

"Miss Smith is here."Lütfen hanımefendi, tuvalete gidebilir miyim?

man /mæn/ isim

adam

erkek yetişkin bir insan

"A tall man walked into the room and smiled."Odaya uzun boylu bir adam gülümseyerek girdi.

friend /frɛnd/ isim

arkadaş

sevdiğimiz ve güvendiğimiz biri

"My best friend and I play football every weekend."En iyi arkadaşım ve her hafta sonu futbol oynarız.

person /ˈpɝsən/ isim

kişi

tek bir insan

"That person helped me find my way home."O kişi eve dönmeme yardım etti.

adult /əˈdʌlt/, /ˈædʌlt/ isim

yetişkin

Tam olarak büyümüş erkek ya da kadın

"This movie is intended for an adult audience."Bu film yetişkin izleyiciler içindir.

baby /ˈbeɪbi/ isim

bebek

çok genç bir çocuk

"The baby sleeps peacefully in her crib."Bebek beşikte huzur içinde uyuyor.

Renkler

pink /pɪŋk/ sıfat

pembe

çilekli dondurmanın rengine sahip

"Her dress is pink."Elbisesi pembe.

purple /ˈpɝːpəl/ sıfat

mor

olgunlaşmış patlıcan rengine sahip

"The flower is purple."Çiçek mor renklidir.

brown /braʊn/ sıfat

kahverengi

çikolatalı dondurma rengine sahip

"The table is brown."Masa kahverengidir.

black /blæk/ sıfat

siyah

en koyu renge sahip, çoğu karga gibi

"My cat is black."Kedim siyah.

white /waɪt/ sıfat

beyaz

en açık renge sahip, kar gibi

"The snow is white."Kar beyazdır.

blue /bluː/ sıfat

mavi

okyanusun veya gündüz vaktindeki berrak gökyüzünün rengine sahip

"The sky is blue."Gökyüzü mavidir.

green /ɡriːn/ sıfat

yeşil

taze çimenin veya çoğu bitki yaprağının rengine sahip

"The grass is green."Çim yeşildir.

yellow /ˈjɛloʊ/ sıfat

sarı

limonun veya güneşin rengine sahip

"The sun is yellow."Güneş sarıdır.

red /rɛd/ sıfat

kırmızı

domatesin veya kanın rengine sahip

"The apple is red."Elma kırmızıdır.

orange /ˈɔːrɪndʒ/ sıfat

turuncu

havuç veya kabak rengine sahip

"The pumpkin is orange."Kabak turuncu renklidir.

gray /ɡreɪ/ sıfat

gri

beyaz ile siyah arasında bir renge sahip; çoğu koala veya yunus gibi

"My hair is turning gray."Saçlarım grileşmeye başladı.

dark /dɑrk/ sıfat

koyu

(bir renk için) derin veya yoğun bir tonu olan

"The dress was dark blue."Elbise koyu maviydi.

light /laɪt/ sıfat

açık

(Renkler için) Daha az yoğunluğa sahip, genellikle az miktarda pigment nedeniyle.

"The blue is light."Mavi açık.

color /ˈkʌlɚ/ isim

renk

bir şeye baktığımızda gördüğümüz kırmızı, yeşil, mavi, sarı gibi bir nitelik

"My favorite color is the deep blue of the sea."En sevdiğim renk denizin koyu mavisi.

Aylar ve Mevsimler

month /mʌnθ/ isim

ay

Ocak, Şubat gibi yılın on iki isimli bölümünden her biri

"Next month is July."Burada yılın en soğuk ayı Ocak'tır.

January /ˈdʒænjuˌɛri/ isim

ocak

Yılın ilk ayı; Aralık'tan sonra ve Şubat'tan önce gelir.

"January is the first month of the new calendar year."Ocak, yeni takvim yılının ilk ayıdır.

February /ˈfɛbjuˌɛri/ isim

şubat

yılın ikinci ayı; Ocak'tan sonra, Mart'tan önce gelir

"February is the shortest month of the year."Şubat, yılın en kısa ayıdır.

April /ˈeɪprəl/ isim

nisan

Mart'tan sonra ve Mayıs'tan önce gelen, yılın dördüncü ayı.

"April brings warm sun and lots of heavy rain showers."Nisan, sıcak güneş ve yoğun yağmur sağanakları getirir.

June /dʒuːn/ isim

haziran

Mayıs'tan sonra, Temmuz'dan önce gelen yılın altıncı ayı

"June is my favorite month."Haziran benim en sevdiğim aydır.

July /dʒuˈlaɪ/ isim

temmuz

Haziran'dan sonra, Ağustos'tan önce gelen yılın yedinci ayı

"July is often very hot."Temmuz genellikle çok sıcak geçer.

September /sɛpˈtɛmbɚ/ isim

eylül

Ağustos'tan sonra, Ekim'den önce gelen yılın dokuzuncu ayı

"School begins in September."Okul Eylül ayında başlar.

October /ɑkˈtoʊbɚ/ isim

ekim

Yılın onuncu ayı; Eylül'den sonra, Kasım'dan önce gelir.

"October is my birthday month."Ekim, doğum günümün olduğu aydır.

November /noʊˈvɛmbɚ/ isim

kasım

Ekim'den sonra, Aralık'tan önce gelen yılın on birinci ayı

"November can be cold and rainy."Kasım soğuk ve yağmurlu olabilir.

December /dɪˈsɛmbɚ/ isim

aralık

Kasım'dan sonra, Ocak'tan önce gelen yılın on ikinci ve son ayı

"December is cold in most countries."Aralık çoğu ülkede soğuk geçer.

winter /ˈwɪntɚ/ isim

kış

sonbahardan sonra gelen ve çoğu ülkede en soğuk mevsim olan dönem

"Snow often falls in winter."Kışın genelde kar yağar.

march /mɑrʧ/ isim

mart

Şubat'tan sonra ve Nisan'dan önce gelen yılın üçüncü ayı

"March is cold."Mart soğuktur.

may /meɪ/ isim

mayıs

Nisan'dan sonra ve Haziran'dan önce gelen yılın beşinci ayı

"May is warm."Mayıs sıcaktır.

august /ˈɔgəst/ isim

ağustos

Temmuz'dan sonra ve Eylül'den önce gelen yılın sekizinci ayı

"August is hot."Ağustos sıcaktır.

season /ˈsizən/ isim

mevsim

bir yılın bölündüğü zaman dilimi, örneğin kış ve yaz gibi, her biri üç ay süren

"Winter is a season."Kış bir mevsimdir.

spring /sprɪŋ/ isim

ilkbahar

Kıştan sonra gelen, çoğu ülkede ağaçların ve çiçeklerin yeniden filizlenmeye başladığı mevsim.

"Flowers bloom in spring."Çiçekler ilkbaharda açar.

summer /ˈsʌmɚ/ isim

yaz

ilkbahardan sonra gelen mevsim ve çoğu ülkede yaz en sıcak mevsimdir

"We spend summer at the beach."Yazı plajda geçiririz.

fall /fɔl/ isim

sonbahar

yazdan sonra gelen, çoğu ülkede yaprakların renginin değiştiği ve ağaçlardan döküldüğü mevsim

"Fall has pretty leaves."Sonbaharın güzel yaprakları vardır.

Kişisel Bilgiler

last name /læst neɪm/ isim

soyad

Ailemizle, anne-babamızla veya kardeşlerimizle paylaştığımız ad

"Please write your last name."Lütfen soyadınızı yazın.

birthday /ˈbɝːθˌdeɪ/ isim

doğum günü

Her yıl doğduğunuz gün ve ay

"My birthday is in May."Doğum günüm Mayıs ayında.

birthdate /ˈbɝːθˌdeɪt/ isim

doğum tarihi

Doğumunuzun tam tarihi (gün, ay, yıl)

"Her birthdate is printed on the passport."Doğum tarihi pasaportun üzerinde yazıyor.

married /ˈmæˌrid/ sıfat

evli

eşi olan, evlilik bağı bulunan

"He is married."O evli.

phone number /foʊn ˈnʌmbɚ/ isim

telefon numarası

birinin telefonunu aramak için kullanılan numara

"Please type your phone number."Lütfen telefon numaranızı yazın.

question /ˈkwɛsʧən/ isim

soru

bilgi istemek veya birinin bilgisini test etmek için kullanılan cümle, kelime öbeği veya kelime

"I have a question."Bir sorum var.

answer /ˈænsɚ/ isim

cevap

bir soruya yanıt verirken söylediğimiz, yazdığımız veya yaptığımız bir şey

"He gave the correct answer."Doğru cevabı verdi.

name /neɪm/ isim

ad

Bir kişiyi veya şeyi çağırdığımız sözcük

"What is your name?"Adın ne?

age /eɪʤ/ isim

yaş

bir şeyin var olduğu veya birinin hayatta olduğu yıl sayısı

"What is its age?"Onun yaşı nedir?

address /ˈædˌrɛs/, /əˈdrɛs/ isim

adres

Birinin yaşadığı veya bir şeyin gönderildiği yer

"Write your address here."Adresinizi buraya yazın.

single /ˈsɪŋɡəl/ sıfat

bekâr

Bir ilişki veya evlilik içinde olmayan

"She is single."O bekâr.

passport /ˈpæˌspɔrt/ isim

pasaport

ülkeler arası seyahat için kullanılan resmi bir belge

"Make sure your passport is valid for travel."Seyahat için pasaportunuzun geçerli olduğundan emin olun.

Baş ve Yüz

nose /noʊz/ isim

burun

yüzümüzün ortasında bulunan ve koklamak ve nefes almak için kullandığımız vücut bölümü

"He broke his nose."Burnu kırıldı.

cheek /tʃiːk/ isim

yanak

gözlerimizin altında bulunan yüzümüzün iki yumuşak yanından her biri

"She kissed him on the cheek."Onu yanağından öptü.

chin /tʃɪn/ isim

çene

ağzımızın altındaki yüzümüzün en alt kısmı

"He rubbed his chin."Çenesini ovuşturdu.

tooth /tuːθ/ isim

diş

Ağzımızda bulunan, sert ve beyaz, yiyecekleri çiğnemek ve ısırmak için kullandığımız yapı.

"He lost a tooth."O bir dişini kaybetti.

hair /hɛr/ isim

saç

başımızda büyüyen ince, iplik benzeri şeyler

"She has long hair."Uzun saçı var.

neck /nɛk/ isim

boyun

baş ile omuzları birbirine bağlayan vücut bölümü

"He wore a scarf around his neck."Boynuna atkı taktı.

face /feɪs/ isim

yüz

gözlerimizin, dudaklarımızın ve burnumuzun bulunduğu başımızın ön kısmı

"Wash your face."Yüzünü yıka.

eye /aɪ/ isim

göz

görmek için kullandığımız yüzümüzdeki bir vücut parçası

"I see with my eye."Gözümle görüyorum.

ear /ɪr/ isim

kulak

duymak için kullandığımız iki vücut bölümünden her biri

"My ear is hurting."Kulağım ağrıyor.

mouth /maʊθ/ isim

ağız

yemek yemek, konuşmak ve nefes almak için kullandığımız vücut bölümü

"Open your mouth wide for the doctor."Doktor için ağzını genişçe aç.

lip /lɪp/ isim

dudak

ağızımızı çevreleyen iki yumuşak vücut bölümünden her biri

"Her lip was cut."Dudakları yaralanmıştı.

Mobilya ve Ev Aletleri

sofa /ˈsoʊfə/ isim

kanepe

sırtı ve iki kolu olan, iki veya daha fazla kişinin oturabileceği kadar geniş, rahat bir oturak

"We bought a new sofa."Yeni bir kanepe aldık.

refrigerator /rɪˈfrɪdʒəˌreɪtɚ/ isim

buzdolabı

yiyecek ve içecekleri soğuk ve taze tutmak için kullanılan elektrikli alet

"The refrigerator keeps food cold."Buzdolabı yiyecekleri soğuk tutar.

desk /dɛsk/ isim

çalışma masası

genellikle düz yüzeysi ve çekmeceleri olan, çalışmak, yazmak, okumak vb. için kullandığımız mobilya

"The desk is near the window."Çalışma masası pencerenin yanında.

chair /tʃɛr/ isim

sandalye

sırtlı ve genellikle dört ayaklı, oturmak için kullandığımız mobilya

"Please sit on the chair."Lütfen sandalyeye oturun.

table /ˈteɪbəl/ isim

masa

Genellikle oturabileceğimiz veya bir şeyler koyabileceğimiz, üzerinde bir veya birden fazla bacağın üzerinde düz bir yüzeye sahip mobilya.

"Put it on the table."Masaya koy.

bed /bɛd/ isim

yatak

uyumak için kullandığımız, normalde bir iskeleti ve yatağı olan mobilya

"The cat sleeps on my bed every night."Kedi her gece yatağımda uyuyor.

cabinet /ˈkæbənɪt/ isim

dolap

eşyaları saklamak veya sergilemek için rafları veya çekmeceleri olan bir mobilya parçası

"The cabinet is full of dishes."Dolap tabak dolu.

television /ˈtɛləˌvɪʒən/ isim

televizyon

televizyon sinyalleri alan ve program izlenebilen ekranlı elektronik cihaz

"We watched television last night."Dün gece televizyon izledik.

stove /stoʊv/ isim

ocak

yiyecekleri içine koyarak veya üzerine koyarak pişirmek veya ısıtmak için kullanılan kutu şeklinde bir ekipman

"The stove is hot."Ocak sıcak.

İşler

money /ˈmʌni/ isim

para

mal ve hizmet alıp satmak için kullandığımız, madeni para veya kâğıt biçiminde olan şey

"Money is important."Para önemlidir.

job /dʒɑːb/ isim

para kazanmak için düzenli olarak yaptığımız çalışma

"He found a new job."Yeni bir iş buldu.

doctor /ˈdɑːktɚ/ isim

doktor

tıp eğitimi almış ve hasta veya yaralı insanları tedavi eden kişi

"The doctor was kind."Doktor nazikti.

dentist /ˈdɛntɪst/ isim

diş hekimi

dişlerimizi tedavi etmeye ve bakımına yetkili olan kişi

"The dentist cleaned my teeth."Diş hekimi dişlerimi temizledi.

nurse /nɝːs/ isim

hemşire

özellikle hastanede yaralı veya hasta insanlara bakım yapmak için eğitilmiş kişi

"The nurse checked the patient's blood pressure."Hemşire hastanın kan basıncını ölçtü.

teacher /ˈtiːtʃɚ/ isim

öğretmen

özellikle okulda insanlara bir şeyler öğreten kişi

"The teacher explained the lesson."Öğretmen dersi anlattı.

engineer /ˌɛnʤɪˈnɪr/ isim

mühendis

yolları, makineleri, köprüleri vb. tasarlayan, onaran veya inşa eden kişi

"The engineer fixed the bridge."Mühendis köprüyi onardı.

actor /ˈæktɚ/ isim

aktör

işi filmlerde, tiyatro oyunlarında veya dizilerde performans sergilemek olan kişi

"The actor won an award."Aktör bir ödül kazandı.

actress /ˈæktrəs/ isim

aktris

işi filmlerde, oyunlarda veya dizilerde rol almak olan kadın

"The actress gave a great performance."Aktris harika bir performans sergiledi.

police officer /pəˈliːs ˈɑːfɪsɚ/ isim

polis memuru

insanları korumak, suçluları yakalamak ve yasaların uygulandığından emin olmak işi olan kişi

"The police officer stopped the car."Polis memuru arabayı durdurdu.

waiter /ˈweɪtɚ/ isim

garson

restoranlarda, kafelerde vb. insanlara yiyecek ve içecek getiren erkek

"The waiter brought our food."Garson yemeğimizi getirdi.

waitress /ˈweɪtrəs/ isim

kadın garson

restoranlarda, kafelerde vb. insanlara yiyecek ve içecek getiren kadın

"The waitress took our order."Kadın garson siparişimizi aldı.

work /wɝːk/ isim

para kazanmak için düzenli olarak yaptığımız bir şey

"I have a lot of work to do."Yapacak çok işim var.

driver /ˈdraɪvɚ/ isim

sürücü

bir taşıtı kullanan kişi

"The driver was late."Sürücü geç kaldı.

Hayvanlar

cat /kæt/ isim

kedi

Yumuşak tüyü, kuyruğu ve dört bacağı olan, sıklıkla evcil hayvan olarak beslenen küçük hayvan.

"The black cat crossed the street."Siyah kedi karşı geçti.

horse /hɔːrs/ isim

at

kuyruklu ve dört bacağı olan, yarış, araba çekme, binme vb. amaçlar için kullandığımız büyük hayvan

"The horse is fast."At çok hızlı.

sheep /ʃiːp/ isim

koyun

etini veya yününden yararlanmak için beslediğimiz çiftlik hayvanı

"The sheep are in the field."Koyunlar tarlada.

cow /kaʊ/ isim

inek

sütünden veya etinden yararlanmak için beslediğimiz büyük çiftlik hayvanı

"The cow gives milk."İnek süt verir.

pig /pɪɡ/ isim

domuz

kısa bacakları, kıvrık kuyruğu ve şişman gövdesi olan, genellikle eti için beslenen çiftlik hayvanı

"The pig rolled in the mud."Domuz çamurda yuvarlandı.

lion /ˈlaɪən/ isim

aslan

kedi familyasından, çoğunlukla Afrika'da bulunan güçlü ve büyük hayvan; erkeklerinin büyük yelesi vardır

"The lion is the king of beasts."Aslan hayvanların kralıdır.

elephant /ˈɛləfənt/ isim

fil

çok büyük, kalın gri derili, dört bacaklı, hortum denen çok uzun burnu olan ve çoğunlukla Asya'da ve Afrika'da yaşayan hayvan

"The elephant sprayed water with its trunk."Fil hortumuyla su püskürttü.

animal /ˈænɪməl/ isim

hayvan

hareket edebilen, besine ihtiyaç duyan, bitki ya da insan olmayan canlı

"The zoo has many animals."Hayvanat bahçesinde birçok hayvan var.

dog /dɔːɡ/ isim

köpek

Kuyruğu ve dört bacağı olan, evcil hayvan olarak beslenen ve sadakat duğuyla ünlü hayvan.

"The dog barked loudly."Köpek yüksek sesle havladı.

rabbit /ˈræbɪt/ isim

tavşan

küçük, otçul, kısa kuyruklu, uzun kulaklı ve yumuşak kıllı hayvan

"The rabbit ate the carrot."Tavşan havucu yedi.

mouse /maʊs/ isim

fare

Tarlalarda ya da evlerde yaşayan, genellikle tüylü, ince kuyruğu ve sivri burnu olan küçük memeli hayvan

"A mouse ran across the floor."Bir fare zeminde koştu.

snake /sneɪk/ isim

yılan

bacaksız, uzun ve ince hayvan; ısırığı tehlikeli olabilir

"The snake is dangerous."Yılan tehlikelidir.

fish /fɪʃ/ isim

balık

kuyruk, solungaç ve yüzgeçleri olan, suda yaşayan bir hayvan

"A shark is a fish."Haftada iki kez balık yerim.

bird /bɜrd/ isim

kuş

gaga, kanat ve tüyleri olan, genellikle uçabilen bir hayvan

"A robin is a bird."Küçük bir kuş yemliğe usulca kondu.

chicken /ˈtʃɪkən/ isim

tavuk

etinden ve yumurtasından yararlanmak için beslediğimiz çiftlik kuşu

"The chicken laid an egg."Tavuk yumurta bıraktı.

Ev Eşyaları

spoon /spuːn/ isim

kaşık

bir ucu sığ kase şeklinde, diğer ucu saplı; yemek yemek, servis yapmak veya karıştırmak için kullanılan araç

"Use a spoon for the soup."Çorba için bir kaşık kullan.

knife /naɪf/ isim

bıçak

kesmek veya silah olarak kullanılan, saplı keskin metal araç

"The knife is sharp."Bıçak keskindir.

toothbrush /ˈtuːθˌbrʌʃ/ isim

diş fırçası

Dişlerimizi temizlemek için kullandığımız uzun saplı küçük bir fırça.

"I bought a new toothbrush."Yeni bir diş fırçası aldım.

trash can /ˈtræʃ ˌkæn/ isim

çöp kutusu

Kapaklı, plastik veya metal bir kap; çöp koymak için kullanılır ve genellikle evin dışında tutulur.

"The trash can is full."Çöp kutusu dolu.

thing /θɪŋ/ isim

şey

Bahsettiğimizde adını koyamadığımız veya koymamızın gerekmediği nesne.

"That thing on the table is broken."Masadaki o şey kırık.

dish /dɪʃ/ isim

tabak

yiyecek pişirmek veya servis etmek için kullanılan düşük kenarlı, sıvanmış kap

"This dish is delicious."Bu tabak çok lezzetli.

fork /fɔːrk/ isim

çatal

saplı ve üç ya da dört sivri ucu olan, yiyecek alıp yemek için kullanılan araç

"She ate her salad with a fork."Salatasını çatal ile yedi.

plate /pleɪt/ isim

tabak

Yemek yediğimiz veya yiyecek servis ettiğimiz, genellikle yuvarlak, düz bir kap.

"Use a clean plate."Temiz bir tabak kullan.

glass /glæs/ isim

bardak

İçecekler için kullanılan ve camdan yapılmış bir kap.

"Drink from this glass."Bu bardaktan iç.

bottle /ˈbɑːtəl/ isim

şişe

Genellikle dar ağızlı, cam veya plastikten yapılan, içecek veya başka sıvıları saklamak için kullanılan kap.

"There is water in the bottle."Şişede su var.

cup /kʌp/ isim

fincan

Genellikle kulplu, küçük çanak şeklinde bir kap; çay, kahve vb. içmek için kullanılır.

"I drank tea from a cup."Bir fincandan çay içtim.

soap /soʊp/ isim

sabun

Vücudumuzu yıkamak ve temizlemek için su ile birlikte kullandığımız madde.

"Use soap to wash your hands."Ellerinizi yıkamak için sabun kullanın.

brush /brʌʃ/ isim

fırça

Saçımızı düzmek için kullanılan, sapına bağlı kısa kılar veya ince plastik veya tahta parçaları olan alet.

"Use the brush now."Saçları için fırça kullandı.

pillow /ˈpɪloʊ/ isim

yastık

Yatarken veya uyurken başımızın üzerine koyduğumuz, yumuşak malzemelerle doldurulmuş kumaş torba.

"I need a pillow to sleep."Uyumak için bir yastığa ihtiyacım var.

box /bɑːks/ isim

kutu

Genellikle dört yanı, tabanı ve kapağı olan bir kap; taşımak veya bir şeyleri saklamak için kullanılır.

"The box is under the table."Kutu masanın altında.

ball /bɔːl/ isim

top

Futbol, basketbol, bowling vb. oyunlarda ve sporlarda kullanılan yuvarlak nesne.

"The ball rolled under the chair."Top sandalyenin altına yuvarlandı.

doll /dɑːl/ isim

oyuncak bebek

genellikle küçük bir bebek görünümünde olan, çocuklar için oyuncak

"The doll sits on the shelf."Oyuncak bebek rafın üzerinde oturuyor.

Okul

university /ˌjuːnɪˈvɝːsɪti/ isim

üniversite

lisans eğitimi alınabilen veya araştırma yapılabilen en üst düzey eğitim kurumu

"The university has a large library."Üniversitenin büyük bir kütüphanesi var.

classroom /ˈklæsˌruːm/ isim

sınıf

öğrencilere ders verilen, özellikle bir okul, kolej veya üniversitedeki oda

"The classroom is quiet."Sınıf sessiz.

student /ˈstuːdnt/ isim

öğrenci

bir okul, üniversite veya kolejde öğrenim gören kişi

"The student asked a question."Öğrenci bir soru sordu.

notebook /ˈnoʊtˌbʊk/ isim

defter

içine yazı veya çizim yapılabilecek, boş veya çizgili sayfaları küçük kitap

"My notebook is full of notes."Defterim notlarla dolu.

pencil /ˈpɛnsl/ isim

kurşun kalem

yazı yazmak veya çizim yapmak için kullanılan, içinde ince, renkli bir çekirdek bulunan ağaçtan yapılmış ince araç

"The pencil is broken."Kurşun kalem kırık.

eraser /ɪˈreɪsɚ/ isim

silgi

kâğıttaki kurşun kalem izlerini silmek için kullanılan küçük araç

"May I borrow your eraser please?"Silgimi ödünç alabilir miyim, lütfen?

homework /ˈhoʊmˌwɝːk/ isim

ödev

Öğrencilerin evde yapması gereken okul çalışması

"The kids are doing their homework now."Çocuklar şu an ödevlerini yapıyor.

school /skuːl/ isim

okul

çocukların öğretmenlerden öğrendikleri bir yer

"The school is near my house."Okul evime yakın.

college /ˈkɑːlɪdʒ/ isim

kolej

Yükseköğretim veya farklı mesleklere yönelik uzmanlaşmış eğitim sunan kurum

"She goes to college now."O şu an kolejde.

preschool /ˈpriːˌskuːl/ isim

okul öncesi eğitim

Altı yaş altındaki çocukların öğrenip oyun oynadığı kurum

"Preschool helps children develop social skills."Okul öncesi eğitim, çocukların sosyal becerilerini geliştirmesine yardımcı olur.

book /bʊk/ isim

kitap

çevirip okuyabilmemiz için bir kapağa tutturulmuş basılı sayfa seti

"Read this book."Bu kitabı oku.

bag /bæɡ/ isim

çanta

özellikle seyahat ederken veya alışveriş yaparken eşya taşımak için kullanılan deri, kumaş, plastik veya kâğıttan yapılan taşıma aracı

"The bag is heavy."Çanta ağır.

pen /pen/ isim

kalem

genellikle plastik veya metalden yapılmış, mürekkeple yazı yazmak veya çizim yapmak için kullanılan araç

"The pen is blue."Kalem mavi.

marker /ˈmɑːrkɚ/ isim

keçeli kalem

kalın uçlu bir tür kalem

"The marker is on the desk."Keçeli kalem masanın üzerinde.

history /ˈhɪstɚi/ , /ˈhɪstri/ isim

tarih

geçmiş olayların, özellikle okul veya üniversitede bir ders olarak incelenmesi

"History is my favorite subject."Tarih en sevdiğim derstir.

language /ˈlæŋɡwɪdʒ/ isim

dil

belirli bir ülkenin veya bölgenin insanlarının kullandığı, konuşulan veya yazılı kelimelerle iletişim sistemi.

"English is a language."İngilizce bir dildir.

science /ˈsaɪəns/ isim

bilim

doğal ve fiziksel dünyanın yapısı ve davranışı hakkında, özellikle olguları sınayarak ve kanıtlayarak elde edilen bilgi

"Science helps us understand nature."Bilim doğayı anlamamıza yardımcı olur.

class /klæs/ isim

sınıf

birlikte eğitim gören öğrencilerin tamamı

"The class is noisy."Sınıfımız dokuzda başlıyor.

Şehir

city /ˈsɪti/ isim

şehir

daha büyük ve daha kalabalık olan kasaba

"The city is very crowded."Şehir çok kalabalık.

town /taʊn/ isim

kasaba

şehirden küçük, köyden büyük olan yerleşim yeri

"The town is quiet."Kasaba sakin.

hospital /ˈhɑːspɪtl/ isim

hastane

hasta veya yaralı kişilerin tedavi ve bakım gördüğü büyük yapı

"The hospital is near the station."Hastane istasyona yakın.

restaurant /ˈrɛstərɑːnt/ isim

lokanta

para karşılığı oturup yemek yediğimiz yer

"The new Italian restaurant is very popular."Yeni İtalyan lokantası çok popüler.

movie theater /ˈmuːvi ˈθiːətɚ/ isim

sinema

film izlemeye gittiğimiz yer

"The movie theater was full."Sinema doluydu.

supermarket /ˈsuːpɚˌmɑːrkɪt/ isim

süpermarket

gıda, içecek ve diğer eşyaların satıldığı büyük bir mağaza

"The supermarket opens early."Süpermarket erken açılıyor.

post office /ˈpoʊst ˈɒfɪs/ isim

postane

mektup, paket vb. gönderebileceğimiz ya da pul alabileceğimiz yer

"The post office is on the corner."Postane köşede.

museum /mjuˈziːəm/ isim

müze

önemli kültürel, sanatsal, tarihsel veya bilimsel esyaların korunduğu ve halka sergilendiği yer

"The museum has ancient statues."Müzede antik heykeller var.

hotel /hoʊˈtɛl/ isim

otel

seyahat ederken para karşılığında kalıp yemek yediğiniz bina

"We booked a room in a five-star hotel."Beş yıldızlı bir otelde oda ayırttık.

map /mæp/ isim

harita

bir bölgedeki ülkeler, denizler, şehirler, yollar vb. yerlerin gösterildiği görüntü

"The map shows the city center."Harita şehir merkezini gösteriyor.

street /striːt/ isim

sokak

köy, kasaba veya şehirde araçların kullandığı, genellikle her iki tarafında bina, ev vb. bulunan yol

"The street is busy."Sokak kalabalık.

bank /bænk/ isim

banka

para södüren, ödünç veren ve diğer finansal hizmetler sunan kurum

"The bank is closed today."Banka bugün kapalı.

bench /bɛnʧ/ isim

bank

genellikle metal ya da ahşaptan yapılmış, iki veya daha fazla kişinin oturabildiği uzun ve sert bir oturma yeri

"The bench is under the tree."Bank ağacın altında.

park /pɑrk/ isim

park

çim ve ağaçları olan, insanların yürüyüş yapmak, oyun oynamak ve dinlenmek için girdiği büyük bir kamusal alan

"The park is peaceful."Park huzur verici.

police /pəˈliːs/ isim

polis

hırsız, katil yakalamak ve herkesin kurallara uymasını sağlamakla görevli kişiler topluluğu

"The police arrived quickly."Polis çabuk geldi.

Boş Zaman Aktiviteleri

movie /ˈmuːvi/ isim

film

genellikle televizyonda veya sinemada izlenen, hareketli görüntüler ve sesle anlatılan hikaye

"We watched a scary movie last night."Dün gece korkunç bir film izledik.

guitar /ɡɪˈtɑːr/ isim

gitar

genellikle altı telli, parmakla veya plektrumla çekilerek çalılan müzik aleti

"He plays the guitar well."Gitarı iyi çalıyor.

violin /ˌvaɪəˈlɪn/ isim

keman

çenesinin altına alarak tellerinin üzerinden yay geçirerek çaldığımız bir müzik aleti

"The violin was very expensive."Keman çok pahalıydı.

swimming /ˈswɪmɪŋ/ isim

yüzme

kollarımızı ve bacaklarımızı kullanarak su içinde hareket etme eylemi, özellikle bir spor dalı olarak

"Swimming is good exercise."Yüzme iyi bir egzersizdir.

soccer /ˈsɑːkɚ/ isim

futbol

on birer oyuncudan oluşan iki takımın puan kazanmak için topu belirli bir alana göndermeye çalıştığı bir spor türü

"Soccer is popular worldwide."Futbol dünya çapında popülerdir.

hiking /ˈhaɪkɪŋ/ isim

doğa yürüyüşü

çoğunlukla eğlence amaçlı kırsal bölgelerde veya dağlarda uzun yürüyüşler yapma etkinliği

"Hiking keeps me fit."Doğa yürüyüşü beni formda tutuyor.

tennis /ˈtɛnɪs/ isim

tenis

iki veya dört oyuncunun raket kullanarak küçük bir topu file üzerinden birbirine gönderdiği bir spor

"She plays tennis every Sunday."Her pazar tenis oynar.

bicycle /ˈbaɪsɪkl/ isim

bisiklet

ayaklarımızla pedallarını iterek kullandığımız iki tekerlekli bir taşıt

"He rode his bicycle to school."Okula bisikletle gitti.

sport /spɔːrt/ isim

spor

insanların eğlence veya meslek olarak yaptığı, belirli kuralları olan fiziksel bir etkinlik veya rekabetçi oyun

"Swimming is a healthy sport."Yüzme sağlıklı bir spordur.

video game /ˈvɪdioʊ ˌɡeɪm/ isim

video oyunu

bilgisayar, oyun konsolu veya mobil cihaz üzerinde oynanan dijital bir oyun

"He loves video games."O, video oyunlarını çok sever.

newspaper /ˈnuːzˌpeɪpɚ/ isim

gazete

genellikle günlük veya haftalık olarak yayımlanan, spor, siyaset gibi konularda birçok haber, resim ve bilgi içeren bükülmüş büyük kağıt yapraklarının oluşturduğu yayın

"The newspaper arrived late."Gazete geç geldi.

hobby /ˈhɑːbi/ isim

hobi

boş zamanlarda yapmaktan keyif aldığımız aktivite

"Reading is my favorite hobby."Kitap okumak en sevdiğim hobim.

music /ˈmjuːzɪk/ isim

müzik

Dinlemesi hoş olacak şekilde düzenlenmiş, enstrümanlar veya sesler tarafından çıkarılan bir dizi ses.

"She listens to music daily."Her gün müzik dinliyor.

piano /piˈænoʊ/ isim

piyano

klavyesindeki siyah ve beyaz tuşlara basarak çaldığımız bir müzik aleti

"The piano sounds beautiful."Piyano güzel ses çıkarıyor.

volleyball /ˈvɑːliˌbɔːl/ isim

voleybol

altışar oyuncudan oluşan iki takımın topu file üzerinden karşı takımın alanına vurmaya çalıştığı bir spor türü

"Volleyball is fun to play."Voleybol oynamak eğlencelidir.

game /ɡeɪm/ isim

oyun

hayal gücümüzü kullandığımız, oyuncaklarla oynadığımız eğlenceli bir etkinlik

"The game was very close."Oyun çok kapanışıktı.

magazine /ˈmæɡəziːn/ isim

dergi

genellikle haftalık veya aylık olarak yayımlanan, moda, spor, hayvanlar gibi farklı konularda haber, resim ve hikâyeler içeren renkli, inçe bir kitap

"The magazine has many pictures."Dergide birçok resim var.

Ülkeler ve Milliyetler

the United States /juːˈnaɪtɪd ˈsteɪts/ isim

amerika Birleşik Devletleri

50 eyalete sahip, Kuzey Amerika'da bir ülke

"The United States is a large country."Amerika Birleşik Devletleri büyük bir ülkedir.

American /əˈmɛrɪkən/ sıfat

amerikan

Amerika Birleşik Devletleri veya halkıyla ilgili

"She is American."O, Amerikan.

Canada /ˈkænədə/ isim

kanada

Kuzey Amerika’nın kuzey kısmında yer alan, dünyadaki ikinci en büyük ülke.

"Canada is famous for its nature."Kanada doğasıyla ünlüdür.

Canadian /kəˈneɪdiən/ sıfat

kanadalı

Kanada ülkesi, halkı veya kültürüyle ilgili

"My friend is Canadian."Arkadaşım Kanadalı.

United Kingdom /juːˈnaɪtɪd ˈkɪŋdəm/ isim

birleşik Krallık

İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'dan oluşan, Kuzey Avrupa'da bir ülke

"The United Kingdom includes England Scotland and Wales."Birleşik Krallık İngiltere, İskoçya ve Galler'i kapsar.

Germany /ˈdʒɝːməni/ isim

almanya

zengin tarihi, canlı kültürü ve gelişmiş ekonomisiyle bilinen, Orta Avrupa'da yer alan bir ülke

"Germany is known for its engineering."Almanya mühendisliğiyle tanınır.

France /fræns/ isim

fransa

Eyfel Kulesi gibi ünlü simgesiyle tanınan Avrupa'da bir ülke

"France is a popular travel destination."Fransa popüler bir seyahat destinasyonudur.

Spain /speɪn/ isim

ispanya

Güneybatı Avrupa'da bir ülke

"Spain is warm in summer."İspanya yazları sıcaktır.

Italy /ˈɪtəli/ isim

italya

Uzun bir Akdeniz kıyı şeridine sahip, güney Avrupa'da bir ülke.

"Italy has beautiful cities."İtalya’nın güzel şehirleri var.

country /ˈkʌntri/ isim

ülke

kendi hükümetine, resmi sınırlarına ve yasalarına sahip bir toprak parçası

"Our country is beautiful."Ülkemiz çok güzel.

british /ˈbrɪtɪʃ/ sıfat

İngiliz

Birleşik Krallık ülkesi, insanları veya kültürü ile ilgili

"He is british."O İngiliz.

german /ˈʤərmən/ sıfat

Alman

Almanya'ya veya halkına ya da diline ilişkin.

"He speaks German very well."Çok iyi Almanca konuşuyor.

french /frɛnʧ/ sıfat

Fransız

Fransa ülkesine, halkına, kültürüne veya diline ilişkin.

"She likes French food a lot."Çok Fransız yemeği seviyor.

spanish /ˈspænɪʃ/ sıfat

İspanyol

İspanya'ya veya halkına ya da diline ilişkin.

"They are Spanish dancers."Onlar İspanyol dansçılar.

italian /ˌɪˈtæljən/ sıfat

İtalyan

İtalya'ya veya halkına ya da diline ilişkin.

"This is an Italian car."Bu bir İtalyan arabası.

Ulaşım

motorcycle /ˈmoʊtɚˌsaɪkl/ isim

motosiklet

motorla çalışan, iki tekerlekli bir araç

"He rides a motorcycle to work."O işe motosikletle gider.

truck /trʌk/ isim

kamyon

yük taşımak için kullanılan büyük bir karayolu aracı

"The truck is carrying boxes."Kamyon kutular taşıyor.

taxi /ˈtæksi/ isim

taksi

Bizi farklı yerlere götürmesi için para ödediğimiz, şoförlü bir araba.

"We took a taxi to the airport."Havaalanına taksiyle gittik.

subway /ˈsʌbˌweɪ/ isim

metro

genellikle büyük şehirlerde yeraltında bulunan raylı ulaşım sistemi

"The subway was crowded."Metro kalabalıktı.

airplane /ˈɛrˌpleɪn/ isim

uçak

İnsanları ve malları gökyüzünden bir yerden başka bir yere taşıyan, sabit kanatlı uçan bir araç.

"The airplane flew above the clouds."Uçak bulutların üzerinde uçtu.

helicopter /ˈhɛlɪˌkɑːptɚ/ isim

helikopter

üstünde dönen metal kanatları olan büyük bir hava aracı

"The helicopter landed on the roof."Helikopter çatıya indi.

ship /ʃɪp/ isim

gemi

yolcu veya mal taşımak için denizler boyunca kullanılan büyük tekne

"The ship crossed the ocean."Gemi okyanusu geçti.

boat /boʊt/ isim

tekne

su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük bir araç türü

"The boat is small."Tekne küçük.

van /væn/ isim

kamyonet

Arkada penceresi olmayan, kamyondan küçük, insan veya eşya taşımak için kullanılan büyük bir araç.

"The van is full of boxes."Kamyonet kutularla dolu.

airport /ˈɛrˌpɔːrt/ isim

havaalanı

Uçakların kalkıp indiği, yolcuların uçuşlarını beklemeleri için binaları ve tesisleri olan büyük bir yer.

"We arrived at the airport two hours early."Havaalanına iki saat erken vardık.

train station /ˈtreɪn ˈsteɪʃən/ isim

tren istasyonu

trenlerin yolcuların binip inmesi için düzenli olarak durduğu yer

"Go to the train station."Tren istasyonu şehir merkezinde.

car /kɑːr/ isim

araba

dört tekerlekli, motorlu ve birkaç kişilik koltuk bulunan bir karayolu aracı

"The car is parked outside."Araba dışarıda park edilmiş.

bus /bəs/ isim

otobüs

karayoluyla çok sayıda yolcu taşıyan büyük bir araç.

"We rode the bus."Otobüse bindik.

train /treɪn/ isim

tren

genellikle lokomotif çeken, raylar üzerinde giden birbirine bağlı vagonlardan oluşan ulaşım aracı

"The train arrived on time."Tren zamanında geldi.

ticket /ˈtɪkɪt/ isim

bilet

otobüs, tren, sinema gibi bir hizmetten yararlanmayı ya da bir etkinliğe katılmayı gösteren kağıt ya da kart

"The ticket is expensive."Bilet pahalı.

station /ˈsteɪʃən/ isim

istasyon

tren veya otobüse binebileceğiniz veya inebileceğiniz yer veya bina

"The station is very busy."İstasyon çok kalabalık.

Yönler ve Kıta

continent /ˈkɑːntɪnənt/ isim

kıta

Avrupa, Afrika veya Asya gibi denizlerle çevrili büyük kara kütlelerinden her biri

"Africa is a continent."Afrika bir kıtadır.

Asia /ˈeɪʒə/ isim

asya

dünyanın en büyük kıtası

"Asia is the largest continent."Asya dünyanın en büyük kıtasıdır.

Europe /ˈjʊrəp/ isim

avrupa

doğusunda Asya, batısında Atlas Okyanusu ve güneyinde Akdeniz ile çevrili, en küçük ikinci kıta

"Europe has many countries."Avrupa'nın birçok ülkesi vardır.

Africa /ˈæfrɪkə/ isim

afrika

dünyanın en büyük ikinci kıtası

"Africa has diverse wildlife."Afrika'nın çeşitli vahşi yaşamı vardır.

place /pleɪs/ isim

yer

birinin veya bir şeyin bulunduğu veya bulunması gereken alan

"This is a beautiful place for a picnic."Bu piknik için güzel bir yer.

north /nɔːrθ/ isim

kuzey

güneşin doğuşunu izlerken solumuzda kalan yön

"Go north from here."Kuzey güneyden daha soğuk.

south /saʊθ/ isim

güney

Güneşin doğuşunu izlerken sağımızdaki yön.

"The south is warm and sunny."Güney sıcak ve güneşlidir.

east /iːst/ isim

doğu

güneşin doğduğu yön; kuzeye bakan bir insanın sağında bulunan yön

"The sun rises in the east."Güneş doğudan doğar.

west /wɛst/ isim

batı

güneşin battığı yön; kuzeye bakan bir insanın solunda bulunan yön

"The west has beautiful sunsets."Batıda güzel gün batımları izlenir.

back /bæk/ zarf

geri

arkamızdaki yönde veya yöne doğru

"Please come back soon."Lütfen yakında geri gel.

right /raɪt/ zarf

sağ

sağ tarafta veya sağ tarafa doğru.

"Turn right here."Burada sağa dön.

left /ˈɫɛft/ sıfat

sol

insan vücudunda kalbin bulunduğu tarafa ait olan veya o tarafa yönelen

"My left foot hurts."Sol ağrıyor.

far /fɑr/ zarf

uzak

büyük bir mesafede veya büyük bir mesafeye doğru

"The station is far."İstasyon uzak.

asian /ˈeɪʒən/ sıfat

Asyalı

Asya'ya veya halkına ya da kültürüne ilişkin.

"She is Asian."O Asyalı.

european /ˌjʊrəˈpiən/ sıfat

Avrupalı

Avrupa'ya veya halkına ilişkin.

"This is a European city."Bu Avrupalı bir şehir.

african /ˈæfrɪkɑn/ sıfat

afrikalı

Afrika ile, onun insanları veya kültürü ile ilgili

"This is an african mask."Bu Afrikalı bir maske.

Zarflar ve Zamirler

else /ɛls/ zarf

başka

zaten bahsedilen veya bilinen şeye ek olarak

"What else is there?"Başka neye ihtiyacın var?

outside /ˌaʊtˈsaɪd/ zarf

dışarıda

bina çevresindeki açık alanda

"The children are playing outside."Çocuklar dışarıda oynuyor.

always /ˈɔːlweɪz/ zarf

her zaman

Her durumda, hiçbir istisna olmaksızın.

"I always drink coffee."Her zaman kahve içerim.

now /naʊ/ zarf

şimdi

Bu an, mevcut zaman.

"I am eating lunch right now."Şu anda öğle yemeği yiyorum.

too /tu/ zarf

de

bir şey veya kişi hakkındaki bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu göstermek için kullanılır

"I like pizza, too."Ben de pizza severim.

here /hɪr/ zarf

burada

Belirli, yakın bir konumda.

"Please sit here next to me."Lütfen benim yanımda burada otur.

there /ðɛr/ zarf

orada

konuşmacının bulunmadığı bir yerde

"The store is there."Mağaza orada.

of course /ʌv ˈkɔːrs/ ünlem

tabii ki

izin vermek veya onaylamak için kullanılır

"Of course, you can come."Tabii ki gelebilirsin.

really /ˈriːəli/ , /ˈrɪəli/ zarf

gerçekten

bir şeyin aslında ne olduğunu veya gerçeği ifade etmek için kullanılır

"I really like this song."Bu şarkıyı gerçekten seviyorum.

why /waɪ/ zarf

neden

bir şeyin amacını veya nedenini sormak için kullanılır

"Why did you leave early?"Neden erken gittin?

where /wɛr/ zarf

nerede

hangi yerde, durumda veya konumda

"Where is my umbrella?"Şemsiyem nerede?

when /wɛn/ zarf

ne zaman

bir şeyin hangi zamanda gerçekleştiğini sormak için kullanılır

"When will you arrive?"Ne zaman varacaksın?

what /wʌt/ zamir

ne

bilgi veya birinin görüşünü sormak için sorularda kullanılır

"What do you want?"Adın ne?

who /huː/ zamir

kim

Bir veya birkaç kişinin adını veya kimliğini sormak için sorularda kullanılır.

"Who is that person?"O kişi kim?

how /haʊ/ zarf

nasıl

hangi biçimde veya hangi yolla

"How do you make pizza?"Pizzayı nasıl yaparsın?

İnsanları Tanımlama

hungry /ˈhʌŋɡri/ sıfat

yemek ihtiyacı duyan veya yemek isteyen

"I am hungry."Açım.

ready /ˈrɛdi/ sıfat

hazır

belirli bir görev veya durum için ihtiyaç duyabileceği her şeyle fiziksel olarak hazırlıklı

"I am ready to go."Hazırım, gidebilirim.

young /jʌŋ/ sıfat

genç

hayatın erken aşamalarında olan

"My sister is young."Kız kardeşim genç.

old /oʊld/ sıfat

yaşlı

hayatın ileri aşamalarında yaşayan

"My grandfather is old."Dedem yaşlı.

stupid /ˈstuːpɪd/ , /ˈstjuːpɪd/ sıfat

aptalca / budala

(bir kişi hakkında) sağduyudan yoksun veya başkaları kadar hızlı anlayamayan, öğrenemeyen

"That was stupid."Bu aptalca bir hataydı.

thirsty /ˈθɝːsti/ sıfat

susuz

içmek isteyen veya ihtiyaç duyan

"I am thirsty."Susadım.

fat /fæt/ sıfat

şişman

(insanlar ya da hayvanlar için) sağlıklı kabul edilen ağırlığın çok üzerinde olmak

"The cat is fat."Kedi şişmandır.

thin /θɪn/ sıfat

zayıf

(İnsanlar ya da hayvanlar için) sağlıklı kabul edilen ağırlığın altında olmak.

"The cat is thin."O çok zayıf.

tall /tɔːl/ sıfat

uzun boylu

(kişi için) ortalama boydan daha yüksek bir boya sahip olmak

"He is very tall."Adam uzun boylu.

short /ʃɔrt/ sıfat

kısa

(bir kişi hakkında) ortalama yükseklik olarak kabul edilenden daha az bir yüksekliğe sahip olmak

"He is short."O kısa.

smart /smɑːrt/ sıfat

akıllı

iyi ve hızlı bir şekilde düşünme ve öğrenebilme yeteneği olan

"You are very smart."Çok akıllısın.

fine /faɪn/ sıfat

iyi

kendini iyi veya sağlıklı hissetmek

"I am fine, thank you."İyiyim, teşekkür ederim.

happy /ˈhæpi/ sıfat

mutlu

Duygusal olarak iyi hissetmek, sevinçli olmak.

"The child is happy."Çocuk mutlu.

excited /ɪkˈsaɪtɪd/ sıfat

heyecanlı

çok mutlu, ilgili ve enerjik hissetmek

"The child is excited."Çocuk heyecanlı.

Vücut

body /ˈbɑːdi/ isim

vücut

ellerimiz, bacaklarımız, başımız ve diğer her parçamızın bir araya gelmiş hali

"The body needs water."Vücut suya ihtiyaç duyar.

hand /hænd/ isim

el

kolumuzun ucunda bulunan ve bir şeyleri kavramak, hareket ettirmek veya hissetmek için kullandığımız vücut parçası

"Raise your hand."Elini kaldır.

arm /ɑrm/ isim

kol

omuzdan bağlı ve parmaklarla biten iki vücut parçasından biri

"My arm hurts."Kolum ağrıyor.

foot /fʊt/ isim

ayak

bacağımızın sonunda durduğumuz ve yürüdüğümüz vücut parçası

"My foot is sore."Ayağım ağrıyor.

head /hɛd/ isim

baş

vücudun üst kısmı, beynin ve yüzün bulunduğu yer

"My head hurts."Başım ağrıyor.

leg /lɛg/ isim

bacak

yürümek için kullandığımız iki uzun vücut parçasından her biri

"My leg hurts."Bacağım ağrıyor.

knee /niː/ isim

diz

bacağın ortasında bulunan ve bükülmesine yardımcı olan vücut parçası

"She fell and scraped her knee badly."Düştü ve dizini kötü bir şekilde sıyırdı.

back /bæk/ isim

sırt

boynumuz ile bacaklarımız arasındaki, göremediğimiz vücut kısmı

"He has a pain in his back."Sırtında bir ağrı var.

stomach /ˈstʌmək/ isim

mide

vücudumuzun içinde yediğimiz yiyeceklerin gittiği vücut parçası

"My stomach is full."Midem dolu.

Bu listedeki 275 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

A1 Seviyesi İngilizce Kelimeler — Konular