Hastalık ve Patoloji: İngilizce Kelimeler ve Türkçe Anlamları

Hastalık ve Patoloji konusundaki 38 İngilizce kelimeyi telaffuzları, örnek cümleleri ve Türkçe karşılıklarıyla incele.

38 kelime Sat Natural Sciences İngilizce Kelimeleri
chronic /ˈkrɑnɪk/ sıfat

kronik

(hastalık için) iyileşmesi zor ve uzun süren.

"He has chronic pain."Onun kronik ağrısı var.

affliction /əˈfɫɪkʃən/ isim

sıkıntı

Fiziksel ya da zihinsel bir durumdan kaynaklanan acı ya da ıstırap hâli

"He suffers from affliction."O, sıkıntı çekiyor.

ailment /ˈeɪlmənt/ isim

rahatsızlık

genellikle hafif olan bir hastalık

"His ailment was not serious."Rahatsızlığı ciddi değildi.

prognosis /pɹɑɡˈnoʊsəs/ isim

prognoz

Bir hastalığın muhtemel seyri hakkında uzman görüşü

"The prognosis was grim."Bu tür kanserle uzun vadeli prognoz çok iyidir.

contagion /kənˈteɪdʒən/ isim

bulaşıcı hastalık

Bir kişiden diğerine kolayca geçebilen herhangi bir hastalık veya virüs.

"The contagion spread quickly through the whole crowded city."Bulaşıcı hastalık kalabalık şehirde çok hızlıca yayıldı.

epidemic /ˌɛpɪˈdɛmɪk/ isim

salgın

Belirli bir nüfus, topluluk veya bölge içinde bulaşıcı bir hastalığın hızla yayılması ve aynı anda önemli sayıda bireyi etkilemesi.

"The epidemic spread very fast."Salgın çok hızlı yayıldı.

life-threatening /ˈɫaɪfˌθɹɛtnɪŋ/ sıfat

hayati tehlike arz eden

Kişinin yaşamı için ciddi risk oluşturan.

"The condition is life-threatening."Durum hayati tehlike arz etmektedir.

asymptomatic /ˌeɪˌsɪmptəˈmætɪk/ sıfat

belirtileri olmayan

(bir hastalık için) herhangi bir belirti göstermeyen.

"She is asymptomatic."O belirtileri yoktur.

inflammation /ˌɪnfɫəˈmeɪʃən/ isim

iltihap

bir enfeksiyon veya yaralanma sonucunda vücudun bir bölümünün şiştiği, ağrılı ve kızardığı fiziksel bir durum

"Inflammation caused swelling."İltihap çok ağrıya neden oldu.

glaucoma /ɡɫɔˈkoʊmə/ isim

glokom

Göz içinde artan basınçla ortaya çıkan, tedavi edilmezse optik sinir hasarı ve görme kaybına yol açabilen bir göz hastalığı.

"He has glaucoma."Onun glokomu var.

sepsis /ˈsɛpsɪs/ isim

sepsis

enfeksiyona karşı ağır, hayatı tehdit eden bir tepki; yaygın iltihaplanma ve olası organ yetmezliğine yol açar

"Untreated infections may develop into dangerous sepsis"Tedavi edilmeyen enfeksiyonlar tehlikeli sepsise dönüşebilir.

fatty liver /fˈæɾi lˈɪvɚ/ isim

yağlı karaciğer

Karaciğer hücrelerinde aşırı yağ birikmesiyle ortaya çıkan durum; genellikle alkol tüketimi ya da obezite gibi faktörlerden kaynaklanır.

"Fatty liver disease is often caused by alcohol."Yağlı karaciğer hastalığı genellikle alkolden kaynaklanır.

steatosis /stiːtˈoʊsɪs/ isim

steatoz

Karaciğer hücrelerinde anormal yağ birikimiyle karakterize edilen tıbbi durum.

"Doctors detected liver steatosis during examination"Doktorlar muayene sırasında karaciğer steatozu tespit etti.

allergy /ˈæɫɝdʒi/ isim

alerji

Vücudun belirli bir maddeye (solunduğunda, temas ettiğinde ya da yutulduğunda) aşırı duyarlılık gösterdiği tıbbi durum.

"Peanut allergy can trigger severe reactions rapidly"Fıstık alerjisi hızlı ve şiddetli reaksiyonlara yol açabilir.

concussion /kənˈkəʃən/ isim

sarsıntı

Kafaya alınan sert bir darbe sonucu geçici bilinç kaybı

"The athlete suffered concussion after the hard collision"Sporcu sert çarpışmadan sonra sarsıntı geçirdi.

autism /ˈɔˌtɪzəm/ isim

otizm

Erken çocukluk döneminde başlayan, davranış, sosyal ve iletişim becerilerinde zorluklara yol açan bir bozukluk.

"Autism affects communication and social interaction differently"Otizm, iletişim ve sosyal etkileşimi farklı şekillerde etkiler.

hypertension /ˌhaɪpɝˈtɛnʃən/ isim

hipertansiyon

Kanın sürekli olarak yüksek basınçta olması durumudur.

"Regular exercise helps reduce hypertension risks"Düzenli egzersiz, hipertansiyon riskini azaltmaya yardımcı olur.

cardiovascular disease /kˌɑːɹdɪoʊvˈæskjʊlɚ dɪzˈiːz/ isim

kardiyovasküler hastalık

Kalp ve kan damarlarını etkileyen, koroner arter hastalığı, hipertansiyon ve felç gibi durumları kapsayan hastalık grubudur.

"Cardiovascular disease prevention."Kardiyovasküler hastalıkların önlenmesi.

tuberculosis /təˌbɝkjəˈɫoʊsɪs/, /tuˌbɝkjəˈɫoʊsəs/, /tuˌbɝkjuˈɫoʊsəs/ isim

tüberküloz

Özellikle akciğeri etkileyen, vücutta şişliklere yol açabilen potansiyel olarak ciddi bir bakteriyel hastalık.

"Tuberculosis spreads mainly through airborne droplets"Tüberküloz, ağırlıklı olarak havadan bulaşan damlacıklarla yayılır.

cystic fibrosis /sˈɪstɪk fɪbɹˈoʊsɪs/ isim

kistik fibroz

Kalın ve yapışkan mukus üretimine yol açan genetik bir bozukluk; solunum ve sindirim sistemlerini etkileyerek çeşitli komplikasyonlara neden olur.

"Cystic fibrosis patient."Kistik fibroz hastası.

yellow fever /jˈɛloʊ fˈiːvɚ/ isim

sarı humma

Ateş, kas ağrısı gibi belirtilerle seyreden, sarılık ve ölüm riski oluşturabilen tropikal bir viral hastalık; enfekte sivrisinekler aracılığıyla bulaşır.

"Yellow fever vaccine."Sarı humma aşısı.

insomnia /ˌɪnˈsɑmniə/ isim

uykusuzluk

kişinin uyuyamamasına veya uykuda kalınamamasına yol açan bir bozukluk

"Insomnia kept him awake all night."Uykusuzluk onu bütün gece uyanık tuttu.

obesity /oʊˈbiːsɪti/ isim

obezite

vücut yağının o kadar yüksek olması ki sağlığı ciddi şekilde tehdit eden durum

"Obesity increases the risk of heart disease."Obezite kalp hastalığı riskini artırır.

attention deficit disorder /ɐtˈɛnʃən dˈɛfɪsˌɪt dɪsˈoːɹdɚ/ isim

dikkat eksikliği bozukluğu

Çocukluk döneminde tanısı konulan ve genellikle yetişkinliğe kadar devam eden, dikkat süresinin kısalması, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik ile karakterize nörolojik bir durum.

"Attention deficit disorder makes focusing difficult."Dikkat eksikliği bozukluğu, odaklanmayı zorlaştırır.

dementia /dɪˈmɛnʃiə/ isim

demans

Beynin hastalık ya da yaralanma sonucu zarar görmesiyle ortaya çıkan, hafıza kaybına ve düşünme ya da karar verme yetisinin bozulmasına yol açan zihinsel bir durum.

"Dementia gradually affects memory and reasoning abilities"Demans, hafıza ve akıl yürütme yetilerini yavaş yavaş etkiler.

mumps /ˈməmps/ isim

kabakulak

Ateş ve boyun bölgesinde ağrılı şişliklerle kendini gösteren bulaşıcı bir viral hastalık.

"Mumps commonly causes swelling near the jaw"Kabakulak genellikle çene yakınlarındaki şişliklere neden olur.

measles /ˈmizəlz/ isim

kızamık

yüksek ateş ve vücutta küçük kırmızı döküntülerle seyreden, özellikle çocuklarda sık görülen bulaşıcı hastalık

"Measles is contagious."Kızamık bulaşıcıdır.

narcolepsy /ˈnɑɹkəˌɫɛpsi/ isim

narkolepsi

Ani ve kontrol edilemeyen uyku atakları, genellikle kas güçsüzlüğü ya da canlı rüyalar eşliğinde ortaya çıkan nörolojik bir durum.

"She has narcolepsy."Onun narkolepsi hastalığı var.

gigantism /ɡˈɪɡəntˌɪzəm/ isim

devlik

Çocukluk ve ergenlik döneminde aşırı büyüme hormonu üretimi nedeniyle aşırı boy ve uzunlukla karakterize nadir bir tıbbi durum.

"Gigantism results from excessive growth hormone production"Devlik, aşırı büyüme hormonu üretiminden kaynaklanır.

restless leg syndrome /ɹˈɛstləs lˈɛɡ sˈɪndɹoʊm/ isim

dinlenemeyen bacak sendromu

Bacakları hareket ettirme isteğinin dayanılmaz bir şekilde ortaya çıktığı, genellikle rahatsız edici hislerle birlikte akşamları ya da geceleri şiddetlenen bir durum.

"Restless leg syndrome (RLS)."Dinlenemeyen bacak sendromu (DBS).

dermatitis /ˌdɝməˈtaɪtɪs/ isim

dermatit

Kızarıklık, kaşıntı ve çeşitli cilt problemlerine neden olabilen, cildin iltihaplanması anlamına gelen genel bir terim.

"The lotion relieved her dermatitis symptoms quickly"Losyon, dermatit belirtilerini çabucak hafifletti.

fester /ˈfɛstɝ/ isim

iltihaplı yara

enfekte olmuş ve irin üreten, genellikle iltihaplanma ve rahatsızlıkla karakterize edilen bir yara veya kesik

"The fester produced pus."İltihaplı yara irin üretti.

benign /bɪˈnaɪn/ sıfat

iyi huylu

(hastalık için) ölümcül olmayan, zararsız.

"The tumor is benign."Tümör iyi huyludur.

malignant /məˈɫɪɡnənt/ sıfat

kötü huylu

(tümör veya hastalık için) kontrol edilemez ve ölümcül olma ihtimali yüksek.

"The cancer is malignant."Kanser kötü huyludur.

latent /ˈɫeɪtənt/ sıfat

gizli

(tıbbi bir durum veya enfeksiyon için) vücutta mevcut olan ancak şu anda belirti üretmeyen

"The virus is latent."Virüs gizlidir.

syndrome /ˈsɪnˌdroʊm/ isim

sendrom

Belirli bir hastalığa veya duruma işaret eden bir grup tıbbi belirti.

"He has a rare syndrome."Nadir bir sendromu var.

virulent /ˈvɪrələnt/ sıfat

virulent

(bir hastalık için) insanı hasta edebilen

"The flu is virulent."Grip virülenttir.

trauma /ˈtɹɔmə/ isim

travma

aşırı şoktan kaynaklanan ve çok uzun sürebilecek zihinsel bir tıbbi durum

"The trauma was severe."Travma şiddetliydi.

Bu listedeki 38 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren

Mnimi ile çalışmaya başla

Sat Natural Sciences İngilizce Kelimeleri — Konular