bitmeden bitmez
Bir durumun sonucunu erken varsaymamak, bunun yerine ısrarcı ve açık fikirli kalmak gerektiğini, çünkü hala başarı şansı olabileceğini ima etmek için kullanılır.
"Don't give up yet."Henüz pes etme.
Azim İle İlgili İngilizce Atasözleri listesinden Azim ve İrade Gücü, Sıkı Çalışma ve Fedakarlık, Sebat ve 5 konu daha kapsayan 102 İngilizce kelimeyi telaffuzu, örnek cümlesi ve Türkçe anlamıyla birlikte öğren.
bitmeden bitmez
Bir durumun sonucunu erken varsaymamak, bunun yerine ısrarcı ve açık fikirli kalmak gerektiğini, çünkü hala başarı şansı olabileceğini ima etmek için kullanılır.
"Don't give up yet."Henüz pes etme.
başarı azimle gelir
Başarının, sadece yetenekten ziyade sıkı çalışma, sebat ve kararlılıkla elde edildiğini vurgular.
"Persistence achieves what talent alone cannot — it is dogged that does it."Azim, yetenek tek başına başaramaz — başarı azimle gelir.
yedikçe iştah artar
Ne kadar çok tüketir ya da deneyimlersen, o kadar çok isteme eğiliminde olacağını ifade eder.
"The more you have the more you want — appetite comes with eating."Ne kadar çok alırsan, o kadar çok istersin — yedikçe iştah artar.
zoru bir anda, imkânsızı biraz daha uzun sürede yaparız
Zor görevlerin çaba ve kararlılıkla kısa sürede tamamlanabileceğini, imkânsız gibi görünen hedeflerin ise biraz daha zaman ve sabır gerektirdiğini anlatır.
"Challenges can be overcome."Zor şeyler bir anda yapılır; imkânsız sadece biraz daha uzun sürer — zoru bir anda, imkânsızı biraz daha uzun sürede yaparız.
önce hak et, sonra iste
Bir şeye layık olmanın, önce çaba ve özveriyle hak edilmesi gerektiğini, ardından hak edilenin istenebileceğini vurgular.
"Earn the right before asking for it — first deserve, then desire."Talep etmeden önce hakkını kazan — önce hak et, sonra iste.
ilk adım her zaman en zorudur
Bir işe ya da projeye başlamak, korku ve belirsizlik nedeniyle zor olsa da, ilk adımı atmanın ilerleme ve başarı için şart olduğunu vurgular.
"Starting is the hardest."İlk adım her zaman en zorudur — ilk adım her zaman en zorudur.
meyveyi yemek isteyen ağaçta tırmanmalı
İstenen sonuca ulaşmak için çaba harcamak, risk almak ve zorluklarla yüzleşmek gerektiğini ifade eder.
"You must work hard."Ödül almak için çok çalışmalısın — meyveyi yemek isteyen ağaçta tırmanmalı.
pas tutmaktan yorulmak daha iyidir
Aktif ve meşgul bir yaşam sürmenin, hareketsiz ve tükenmiş bir hayat sürmekten daha değerli olduğunu, yorgunluğun bile paslanmaktan daha iyi olduğunu anlatır.
"Be active, not lazy."Hiçbir şey yapmaktan ziyade aktif olmak daha iyidir — pas tutmaktan yorulmak daha iyidir.
çalışkanlık iyi şansın anasıdır
Başarı ya da şansın, çoğunlukla sıkı çalışma, sebat ve sürekli çaba sonucunda ortaya çıktığını ifade eder.
"Hard work creates its own luck — diligence is the mother of good luck."Çok çalışmak kendi şansını yaratır — çalışkanlık iyi şansın anasıdır.
arılar nerede, bal orada
Çalışkanlık ve çaba gerektiren işlerin, karşılığında olumlu sonuçlar ve ödüller getireceğini anlatır.
"Work brings rewards."İyi çalışanlar iyi sonuç verir — arılar nerede, bal orada.
çalışmak kimseye zarar vermez
Üretken bir faaliyette bulunmanın, kişinin refahına genellikle faydalı olduğunu ve kaçınılması gereken bir şey olmadığını vurgular.
"Work is good for you."Çalışmak sağlıklıdır — çalışmak kimseye zarar vermez.
düzeltmek için asla geç değildir
Bir durum ne kadar kötü görünürse görünsün, olumlu eylem ve çabayla her zaman telafi etmenin veya durumu iyileştirmenin mümkün olduğunu öne sürmek için kullanılır.
"It is never too late to improve — it is never too late to mend."İyileşmek için asla geç değildir; düzeltmek için asla geç değildir.
dükkanına iyi bak, dükkanın da sana iyi bakar
Bir iş ya da ticareti özenle yürütürsen, o iş sana maddi güvenlik ve başarı getirir anlamındadır.
"Work hard for money."İşine iyi bak, o da sana iyi bakar — dükkanına iyi bak, dükkanın da sana iyi bakar.
bir kuruşa girmişken, bir liraya da girersin
Bir kez bir eylem biçimine karar verildiğinde, yarı yolda pes etmek yerine tam olarak bağlanmanın ve ek risk veya masraf üstlenmenin daha iyi olduğunu öne sürmek için kullanılır.
"Commit to the end."Sona kadar kararlı ol.
çekirdeği yemek isteyen, cevizi kırmalıdır
İnsanları başarıyı sadece beklemek yerine, hedeflerine ulaşmak için gerekli çabayı göstermeye ve harekete geçmeye teşvik etmek için kullanılır.
"Work for your goals."Hedeflerin için çalış.
yap ve boz, gün yeterince uzundur
Hedeflere ulaşmada ısrar ve sabrın önemini vurgulamak ve aksilikler veya hatalar tarafından cesaretin kırılmaması gerektiğini belirtmek için kullanılır.
"Keep trying, it's okay."Denemeye devam et, sorun değil.
sanat uzun, hayat kısa
Bir sanat ya da beceriyi öğrenmek ömür boyu sürebilir; bu yüzden zamanı akıllıca kullanıp tutkuların peşinden gitmek gerekir.
"Art takes a long time."Ustalık bir ömür alır ama hayat kısa — sanat uzun, hayat kısa.
ne kadar çok çalışırsan, o kadar şanslı olursun
Başarının şanstan çok sürekli çaba ve çalışmanın bir sonucu olduğunu vurgular.
"Hard work brings success."Ne kadar çaba harcarsan, o kadar şanslı görünürsün — ne kadar çok çalışırsan, o kadar şanslı olursun.
inşa edersen, gelirler
Değerli bir şey yaratmak için zaman, emek ve kaynak harcarsan, insanlar doğal olarak ona çekilir ve değerini görürler.
"Make something good."İyi bir şey yarat, insanlar gelecek — inşa edersen, gelirler.
şarkı yoksa, akşam yemeği de yok
Sıkı çalışmanın değerini vurgulamak, ödül veya faydaların genellikle çaba ve katkı yoluyla kazanıldığını öne sürmek için kullanılır.
"Work for rewards."Ödüller için çalış.
ter dökmeden tatlı yok
Değerli veya arzu edilen bir şeyi başarmak için gerekli çabayı ve sıkı çalışmayı göstermeye istekli olmak gerektiğini vurgulamak için kullanılır.
"Effort brings rewards."Çaba ödül getirir.
devrimler gül suyu ile yapılmaz
Önemli değişimlerin kolay ya da zahmetsiz gerçekleşmeyeceğini, fedakarlık ve mücadele gerektirdiğini söyler.
"Real change requires real effort and sacrifice — revolutions are not made with rose water."Gerçek değişim gerçek çaba ve fedakarlık ister — devrimler gül suyu ile yapılmaz.
roma bir günde inşa edilmedi
Önemli başarıların zaman, çaba ve sabır gerektirdiğini, hızlı ya da kolay bir şekilde tamamlanamayacağını vurgulamak için kullanılır.
"Do not give up — Rome was not built in a day."Vazgeçme — Roma bir günde inşa edilmedi.
hiçbir şey bedava değildir
Her şeyin bir maliyeti olduğunu, bir şey elde etmek için çaba, yatırım ya da katkı gerektiğini anlatır.
"Nothing comes without effort or cost — you never get something for nothing."Hiçbir şey çaba olmadan gelmez — hiçbir şey bedava değildir.
çalışma, en iyi ciladır
En iyi sonuçların sıkı çalışmayla elde edileceğini ima eder.
"Hard work is the best way to achieve anything — elbow grease is always the best polish."Her şeyde en iyi yol çalışmaktır — çalışma, en iyi ciladır.
deha yüzde bir ilham, yüzde doksan dokuz terdir
Büyük başarıların büyük ölçüde çalışmaya, özveriye ve çabaya bağlı olduğunu, sadece yetenek ya da ilhamla gerçekleşmediğini söyler.
"Talent means little without hard work — genius is one percent inspiration and ninety-nine percent perspiration."Yetenek, çok çalışmadan bir şey ifade etmez — deha yüzde bir ilham, yüzde doksan dokuz terdir.
tanrı yükü sırtlar
Her bireyin, içsel gücüne ve dayanıklılığına güvenerek, ne kadar bunaltıcı görünürse görünsün, kendi benzersiz zorluklarının üstesinden gelme yeteneğine sahip olduğunu ima etmek için kullanılır.
"People are given the strength to handle what is asked of them — God makes the back to the burden."İnsanlara kendilerinden isteneni halletme gücü verilir; Tanrı yükü sırtlar.
en uzun yol, en yakın eve götürür
Kısa yolların ya da hızlı çözümlerin uzun vadede istenmeyen sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarı yapar.
"The longer route is sometimes the most reliable — the longest way round is the nearest way home."Bazen en uzun rota en güveniliridir — en uzun yol, en yakın eve götürür.
para ağaçtan düşmez
paranın kolayca elde edilemeyeceğini, boşa harcanmaması gerektiğini anlatan atasözü
"Turn off the lights — money does not grow on trees."Işıkları kapat — para ağaçtan düşmez.
büyük oyna ya da geri çekil
Başarı için tam bir çaba ya da cesur bir yaklaşım sergilemek gerektiğini, aksi takdirde denememenin daha iyi olduğunu ifade eder.
"Commit fully or do not bother — go big or go home."Tamamen bağlan ya da hiç uğraşma — büyük oyna ya da geri çekil.
balık tutmak isteyen ıslanmaktan çekinmesin
Başarı için çaba ve sebat gerektiğini, hedefe ulaşmak için zorluk ve rahatsızlıklara katlanılması gerektiğini anlatır.
"You must accept difficulty to achieve results — he who would catch fish must not mind getting wet."Sonuç almak için zorluğu kabul etmelisin — balık tutmak isteyen ıslanmaktan çekinmesin.
küçük damlalar büyük okyanusu oluşturur
Küçük eylem ya da katkıların zamanla büyük sonuçlar doğurabileceğini vurgular.
"Small contributions add up to something large — little drops make the mighty ocean."Küçük katkılar birikerek büyük bir şey hâline gelir — küçük damlalar büyük okyanusu oluşturur.
az çok eder
Küçük ya da önemsiz görünen katkıların zamanla birikerek büyük bir fark yaratabileceğini söyler.
"Small amounts accumulate into large ones — many a little makes a mickle."Küçük miktarlar birikir, büyük olur — az çok eder.
bin mil yol bir adımla başlar
En zorlu görevlerin bile küçük bir adımla, tek bir karar ya da eylemle başlatılabileceğini ifade eder.
"Big journeys start with one step — a journey of a thousand miles begins with a single step."Büyük yolculuk bir adımla başlar — bin mil yol bir adımla başlar.
sert bir kovalamaca uzun bir kovalamacadır
Özellikle dezavantajlı bir konumdan başlarken, istenen şeyi başarmak için ısrarcı ve kararlı olmak gerektiğini öne sürmek için kullanılır.
"Chasing something from behind is a long process — a stern chase is a long chase."Arkadan bir şeyi kovalamak uzun bir süreçtir; sert bir kovalamaca uzun bir kovalamacadır.
zaferden sonra kask bağcığını sık
Başarı elde edildikten sonra bile yeni zorluklar ve engeller çıkabileceği için odaklanmış ve hazırlıklı kalınması gerektiğini öğütleyen bir deyim.
"Stay alert even after winning — after victory, tighten your helmet chord."Kazanmanın ardından da tetikte kal — zaferden sonra kask bağcığını sık.
sürekli damla taş yırtar
Küçük de olsa sürekli ve kesintisiz çaba, zamanla büyük değişiklikler ve başarılar getirir anlamını taşır.
"Persistent effort achieves results — constant dropping wears away a stone."Israr eden çaba sonuç verir — sürekli damla taş yırtar.
yavaş ve dikkatli ilerlemek bir günde çok yol aldırır
Tutarlı ve istikrarlı ilerlemenin zamanla önemli başarılara yol açabileceği fikrini vurgulamak için kullanılır.
"Slow and careful progress covers great distance — fair and softly goes far in a day."Yavaş ve dikkatli ilerleme büyük mesafe kat eder; yavaş ve dikkatli ilerlemek bir günde çok yol aldırır.
başarana kadar taklit et
İstenen niteliklere sahipmiş gibi davranmanın, zamanla o nitelikleri gerçek hâle getireceğini öneren bir deyim.
"Act confident until you become confident — fake it until you make it."Kendine güvenli davran, sonunda güvenli olursun — başarana kadar taklit et.
deha, acı çekme kapasitesinin sonsuzluğudur
Gerçek dehanın sadece doğuştan yetenekle değil, sürekli çaba ve özveriyle şekillendiğini vurgulayan bir söz.
"Genius is the capacity for extreme effort — genius is an infinite capacity for taking pains."Deha, aşırı çaba kapasitesidir — deha, acı çekme kapasitesinin sonsuzluğudur.
ilk seferde başaramazsan, tekrar dene, tekrar dene
Başarısızlık ya da aksilik sonrası bile ısrar ve dirençle devam etmenin başarıyı getireceğine inandırmak için kullanılır.
"You failed the test, but try again — if at first you do not succeed, try, try again."Sınavı geçemedin, ama tekrar dene — ilk seferde başaramazsan, tekrar dene, tekrar dene.
ara, bulacaksın
Aktif bir şekilde arama yapmanın, sonunda isteneni bulmayı sağlayacağını, ısrar ve girişimin önemini anlatan bir deyim.
"Keep looking and you will find — seek and you shall find."Aramaya devam et, bulacaksın — ara, bulacaksın.
yavaş ve istikrarlı koşuyu kazanır
Sürekli ve sabırlı çabanın, hızlı ama düzensiz çabalardan daha sürdürülebilir başarı getireceğini ifade eder.
"Consistency beats speed — slow and steady wins the race."Tutarlılık, hıza galip gelir — yavaş ve istikrarlı koşuyu kazanır.
üçüncü deneme hepsini öder
Bireyleri ilk başarısızlıklardan sonra pes etmemeye ve başarıya ulaşana kadar denemeye devam etmeye teşvik etmek için kullanılır.
"Persistence eventually pays off — the third time pays for all."Israr sonunda karşılığını verir; üçüncü deneme hepsini öder.
kullanılan anahtar her zaman parlaktır
Sık kullanılan bir şeyin (beceri, araç vb.) uzun ömürlü ve etkili kalacağını anlatan bir deyim.
"Things stay sharp when used regularly — the used key is always bright."Düzenli kullanılan şeyler keskin kalır — kullanılan anahtar her zaman parlaktır.
kullan ya da kaybet
Kullanılmaz ya da pratik yapılmazsa bir becerinin kaybolacağı anlamını taşıyan uyarı.
"Keep practising your language skills — use it or lose it."Dil becerilerini geliştirmeye devam et – kullan ya da kaybet.
alışkanlık her şeyi kolaylaştırır
Tekrarlanan bir eylem ya da rutin, zamanla o işi daha az çaba harcayarak yapabilmeyi sağlar anlamındadır.
"Repetition makes things easy — custom makes all things easy."Tekrar, işleri kolaylaştırır — alışkanlık her şeyi kolaylaştırır.
köpekler havlar, kervan yürür
Olumsuz eleştiriler ya da engeller ne olursa olsun hedefe odaklanıp ilerlemeye devam etmenin önemini vurgular.
"Progress continues regardless of opposition — dogs bark, but the caravan goes on."İlerleme, eleştirilere aldırış etmez — köpekler havlar, kervan yürür.
küçük darbeler büyük meşe ağaçlarını yıkar
Sürekli yapılan ufak eylemlerin zamanla büyük sonuçlar doğuracağını anlatan bir atasözüdür.
"Persistent small efforts achieve big things — little strokes fell great oaks."Sürekli küçük çabalar büyük işlere yol açar — küçük darbeler büyük meşe ağaçlarını yıkar.
pratik mükemmelleştirir
Bir beceri ya da aktiviteyi düzenli ve sürekli çalışmanın uzmanlaşmak için şart olduğunu ima eder.
"Keep practising every day — practice makes perfect."Her gün pratik yap — pratik mükemmelleştirir.
kendi davasında adam aslan gibidir
Kişinin kendi menfaatine ya da uğruna olduğu bir konuda gösterdiği çabanın, başkalarına göre çok daha yüksek olacağını ifade eder.
"People fight hardest for their own interests — a man is a lion in his own cause."İnsanlar kendi çıkarları için en çok çabalar — kendi davasında adam aslan gibidir.
dolan taş yosun tutmaz
Sürekli hareket eden, yer değiştiren birinin birikmiş sorumluluk ya da sorun biriktirmeyeceğini, ancak istikrarın da getirdiği avantajları kaçırabileceğini anlatır.
"Constant movement prevents accumulation — a rolling stone gathers no moss."Sürekli hareket birikimi engeller — dolan taş yosun tutmaz.
başlanan iş yarı tamamlanmış sayılır
Bir işe başlamak, en zor adımdır; ilk adımı atmak, tamamlamaya giden sürecin yarısını oluşturur anlamındadır.
"Starting is the most important part — a thing begun is half done."Başlamak en kritik adımdır — başlayan iş yarı tamamlanmış sayılır.
cupar'a gitmek isteyen Cupar'a gider
Birisi bir amaca ulaşmaya veya bir yere gitmeye gerçekten kararlıysa, kolayca vazgeçirilemeyeceğini veya cesareti kırılmayacağını ifade etmek için kullanılır
"A determined person cannot be stopped — he that will to Cupar maun to Cupar."Kararlı bir kişi durdurulamaz — Cupar'a gitmek isteyen Cupar'a gider.
fırsat çalmazsa, kapı inşa et
Fırsatların kendiliğinden gelmesini beklemek yerine, kendi fırsatlarını yaratmak ve engelleri aşmak gerektiğini öğütler.
"Create your own opportunities — if opportunity does not knock, build a door."Kendi fırsatlarını yarat — fırsat çalmazsa, kapı inşa et.
isteksiz olan için hiçbir şey kolay değildir
Motivasyonu düşük ya da çaba göstermeye istekli olmayan birinin, en basit işleri bile zor bulacağını ifade eder.
"Unwilling people find everything hard — nothing is easy to the unwilling."İsteksiz insanlar her şeyi zor bulur — isteksiz olan için hiçbir şey kolay değildir.
a diyen B de demeli
Bir işe başlandığında, sürecin geri kalanının da tamamlanmasının beklendiğini anlatan bir deyim.
"Once you start something, you must see it through — who says A must say B."Bir şey başlarsan, sonuna kadar gitmelisin — A diyen B de demeli.
istekli bir kalp için imkânsız yoktur
Kararlı ve istekli bir kişinin, ne kadar zor olursa olsun, istediğini başarabileceğini vurgular.
"Determination makes anything possible — nothing is impossible to a willing heart."Kararlılık her şeyi mümkün kılar — istekli bir kalp için imkânsız yoktur.
iyi insanı yere seremezsin
Azimli ve iyi niyetli bir kişinin, zorluklar karşısında bile ayakta kalıp başarılı olacağını ifade eder.
"A good person always bounces back — you cannot keep a good man down."İyi bir insan her zaman toparlanır — iyi insanı yere seremezsin.
Deniz hiçbir nehri reddetmez
Kararlılık ve azimle, ne kadar zor veya göz korkutucu görünürse görünsün, engellerin üstesinden gelinebileceğini ve hedeflere ulaşılabileceğini ima etmek için kullanılır.
"The sea refuses no river."Deniz hiçbir nehri reddetmez.
küçük talihsizliklere katlanamayan bir adam, asla büyük şeyler başaramaz
Küçük aksilikleri veya talihsizlikleri kaldıramayan bireylerin hayatta büyük şeyler başaramayacağını ima etmek için kullanılır.
"Small difficulties must be handled to achieve great things — a man who cannot tolerate small misfortunes can never accomplish great things."Büyük şeyler başarmak için küçük zorluklar halledilmelidir; küçük talihsizliklere katlanamayan bir adam, asla büyük şeyler başaramaz.
katlan ve sabret
Zor durumlar ya da insanlarla başa çıkarken sabır, hoşgörü ve dayanıklılık göstermeyi, dirençten çok kabullenmeyi vurgulayan bir öğüt.
"Accept difficulties and be patient — bear and forbear."Zorlukları kabul et ve sabırlı ol — katlan ve sabret.
kötülükle katlan, iyilik bekle
Zor ya da olumsuz durumları sabırla dayanıp, sonunda olumlu sonuçların geleceği umudunu taşıma tavsiyesi.
"Endure hardship and better times will come — bear with evil and expect good."Sıkıntıya katlan, daha iyi zamanlar gelecek — kötülükle katlan, iyilik bekle.
en ufak kurt da döner
Sürekli haksızlığa uğrayan herkesin, ne kadar uysal ya da çekingen olursa olsun, sonunda sabrının sınırına ulaşacağını ifade eder.
"Even the most patient person has a limit — even a worm will turn."En sabırlı insanın da bir sınırı vardır — en ufak kurt da döner.
sıcağa dayanamıyorsan, mutfaktan çık
Bir durumun baskısını veya zorluklarını kaldıramıyorsa, kendisini bundan çekmesi gerektiğini ima etmek için kullanılır, azmin önemini ve bahanelerden kaçınmayı vurgular.
"If you cannot handle pressure, step aside — if you cannot stand the heat, get out of the kitchen."Baskıya dayanamıyorsan, kenara çekil; sıcağa dayanamıyorsan, mutfaktan çık.
uzun bir yol, dönüş yoktur
Ne kadar zor ve uzun bir süreç olursa olsun, değişim ve iyileşme ihtimalinin her zaman var olduğunu, vazgeçmemeyi öğütler.
"Every bad situation eventually changes — it is a long lane that has no turning."Her kötü durum sonunda değişir — uzun bir yol, dönüş yoktur.
meşeler fırtınaya dayanırken sazlar devrilebilir
Zorlukların üstesinden gelmede ve krizlerden kurtulmada esnekliğin ve uyum sağlamanın bazen güç ve kuvvetten daha avantajlı olabileceğini öne sürmek için kullanılır.
"Flexible things survive when rigid things break — oaks may fall when reeds stand the storm."Esnek şeyler sert şeyler kırılırken hayatta kalır; meşeler fırtınaya dayanırken sazlar devrilebilir.
taş ve çubuk kemik kırar
Fiziksel şiddet ya da hakaretlerin içsel benliğe zarar veremeyeceğini, olumsuz sözlerin etkisiz kalması gerektiğini vurgular.
"Words cannot physically harm you — sticks and stones may break my bones."Sözler seni fiziksel olarak incitemez — taş ve çubuk kemik kırar.
tedavi edilemeyen dayanılmalı
Değiştirilemeyen ya da çözülemeyen durumları kabul edip sabırla göğüslemenin önemini vurgular.
"Accept what cannot be changed — what cannot be cured must be endured."Değiştirilemez şeyleri kabul et — tedavi edilemeyen dayanılmalı.
bir gözle ağla, diğer gözle gül
Farklı duyguları aynı anda deneyimleyebilme, bir duygunun diğerini gölgelemesine izin vermeme yetisini anlatır.
"Show mixed emotions."Her şey yolunda değilken bile sakin kal — bir gözle ağla, diğer gözle gül.
kazananlar gülsün
Hedeflerine odaklananların, başkalarının alay ve eleştirilerine aldırış etmeden kararlılıkla ilerlemeleri gerektiğini ifade eder.
"Let those who succeed enjoy it — let them laugh that win."Başaranlar keyif alsın — kazananlar gülsün.
söz cana zarar vermez
İnsanları hakaretleri veya eleştirileri fazla kişisel almamaya ve sözcüklerin fiziksel zarar veremeyeceğini hatırlamaya teşvik etmek için kullanılır
"Unkind words do not cause physical damage — hard words break no bones."Kötü sözler fiziksel hasar vermez — söz cana zarar vermez.
seni öldürmeyen güçlendirir
Zorlayıcı sorunların üstesinden gelmenin kişiyi daha dayanıklı ve güçlü kıldığını vurgulamak için söylenir.
"Hardship builds strength — what does not kill you makes you stronger."Zorluklar güç verir — seni öldürmeyen güçlendirir.
yanmış çocuk ateşten korkar
Olumsuz bir deneyimin kişide kalıcı bir temkinli tutum bırakıp benzer durumları tekrar yaşamaktan kaçınmasına yol açtığını anlatır.
"A painful experience makes you permanently cautious — a burnt child dreads the fire."Acı bir deneyim seni daima temkinli kılar — yanmış çocuk ateşten korkar.
sakin denizler usta denizcileri yaratmaz
Deneyim ve becerinin, kolay ve sorunsuz koşullarda değil, zorluklar ve sıkıntılarla karşılaşarak geliştiğini ifade eder.
"Easy conditions do not build resilience — smooth seas do not make skillful sailors."Kolay şartlar dayanıklılık kazandırmaz — sakin denizler usta denizcileri yaratmaz.
bir doz zorluk, bir doz ilaç kadar gereklidir
Zorluklarla yüzleşmenin ve onları aşmanın kişisel gelişim için faydalı olduğunu vurgulamak için söylenir.
"Hardship is sometimes necessary — a dose of adversity is often as needful as a dose of medicine."Bazen sıkıntılar da ilaç gibi gerekir — bir doz zorluk, bir doz ilaç kadar gereklidir.
bir hata bir kez inkar edilirse iki kez işlenir
Bir hatayı kabul etmeyip inkar etmenin aynı hatanın tekrarlanmasına yol açacağını anlatır.
"Denying a mistake doubles it — a fault once denied is twice committed."Yanlışını inkar etmek hatayı ikiye katlar — bir hata bir kez inkar edilirse iki kez işlenir.
iyi örnek en güzel vaazdır
Örnek olarak davranmanın, söz söylemekten daha etkili bir öğretim yöntemi olduğunu vurgular.
"Leading by example teaches more than words — a good example is the best sermon."Örnek olmak kelimelerden daha çok şey öğretir — iyi örnek en güzel vaazdır.
zorluk ve kayıp insanı bilge yapar
Zorlayıcı durumların kişiye değerli dersler ve içgörüler kazandırarak olgunlaşmasını sağladığını ifade eder.
"Hardship teaches wisdom — adversity and loss make a man wise."Sıkıntı bilgelik getirir — zorluk ve kayıp insanı bilge yapar.
zorluk büyük bir öğretmendir
Zor deneyimlerin kişisel gelişim ve öğrenme için değerli fırsatlar sunduğunu anlatır.
"Hard times teach you a lot — adversity is a great schoolmaster."Kötü zamanlar çok şey öğretir — zorluk büyük bir öğretmendir.
büyük bir kayıpsız kazanç olmaz
Önemli bir kayıp ya da zorluk içinde bile genellikle gizli bir fırsat ya da fayda bulunduğunu vurgular.
"Something good always comes from a loss — there is no great loss without some gain."Her kayıptan bir şeyler çıkar — büyük bir kayıpsız kazanç olmaz.
sözcüklerle dolu ama eylemsiz adam, yabani otlarla dolu bir bahçe gibidir
Sürekli boş konuşan, ama somut bir şey üretmeyen kişilerin hiçbir değerli sonuç elde edemeyeceğini anlatır.
"Someone who talks but never acts is useless — a man of words and not of deeds is like a garden full of weeds."Söz söyleyen ama hiç yapmayan birine fayda yoktur — sözcüklerle dolu ama eylemsiz adam, yabani otlarla dolu bir bahçe gibidir.
az söz, çok iş
Sözden çok eyleme odaklanmanın, verimli ve etkili olmanın önemini vurgular.
"Talk less and do more — few words, and many deeds."Az konuş, çok yap — az söz, çok iş.
tanrı, kendine yardım edenin yanındadır
Kendi çabasıyla harekete geçen, sorunlarını kendi elleriyle çözmeye çalışan kişilerin ilahi yardımı ya da bereketi daha çok alacağını ifade eder.
"Work hard and God will help you — God helps those who help themselves."Çok çalış, Tanrı da sana yardım eder — Tanrı, kendine yardım edenin yanındadır.
tanrı ağız göndermez, ekmek gönderir
Tanrı'nın ihtiyaçları karşılamak ve sorunları çözmek için gerekli kaynakları sağlayacağına dair inancı vurgular.
"There is always a way to survive — God never sends mouths but He sends meat."Hayatta kalmanın bir yolu her zaman vardır — Tanrı ağız göndermez, ekmek gönderir.
büyük konuşanlar az iş yapar
Kendini çok anlatan kişilerin genellikle planlarını ya da vaatlerini yerine getirmekte yetersiz kaldığını, eyleme geçmenin daha önemli olduğunu söyler.
"People who talk the most usually do the least — great talkers are little doers."En çok konuşanlar genellikle en az iş yapar — büyük konuşanlar az iş yapar.
yok olan her zaman suçlu bulunur
Bir kişinin bulunmadığı anda, onun perspektifini savunamayacağı için çoğu zaman suçlu ya da hatalı kabul edildiğini ifade eder.
"When you are not there, people blame you — he who is absent is always in the wrong."Orada olmadığında insanlar seni suçlar — yok olan her zaman suçlu bulunur.
söylemekle yapmak iki ayrı şeydir
İnsanların söyledikleri ya da vaat ettikleri ile gerçekte yaptıkları arasında her zaman bir tutarsızlık olabileceğini ifade eder
"Saying something and doing it are very different — saying and doing are two things."Bir şey söylemekle onu yapmak çok farklıdır — söylemekle yapmak iki ayrı şeydir.
yarın gelmez
Bugünü değerlendirmenin ve ertelemekten kaçınmanın önemini vurmak için kullanılır; çünkü yarın her zaman gelecekte kalır ve geldiğine bugün olur.
"If you keep putting things off, they never get done — tomorrow never comes."İşleri ertelemeye devam edersen hiçbir zaman bitmez — yarın gelmez.
uyuyakalan kaybeder
Fırsatları kaçırmamak için dikkatli ve uyanık olmanın önemini vurgulayan söz.
"Set your alarm — you snooze, you lose."Alarmı kur — uyuyakalan kaybeder.
şüphedeysen, bir şey yapma
Ne yapacağından emin olmadığında, hiçbir şey yapmamayı tercih etmenin daha iyi olabileceği tavsiyesi.
"If you are not sure, do nothing — when in doubt, do nowt."Emin değilsen, hiçbir şey yapma — şüphedeysen, bir şey yapma.
çok laf bir çuval doldurmaz
Sadece konuşma veya boş vaatler yerine eylem ihtiyacını vurgulamak için kullanılır, çünkü çok fazla kelime kullanmak hedeflere ulaşmaya veya bir sorunu çözmeye yol açmaz.
"Talking a lot does not achieve anything — many words will not fill a bushel."Çok konuşmak hiçbir şey kazandırmaz — çok laf bir çuval doldurmaz.
eylemsiz iyi sözler sadece saz ve kamıştır
Destekleyecek eylemler olmadan kelimelerin veya vaatlerin anlamsız olduğunu ima etmek için kullanılır.
"Nice words without action are worthless — good words without deeds are mere rushes and reeds."Eylemsiz güzel sözler değersizdir — eylemsiz iyi sözler sadece saz ve kamıştır.
Cehenneme giden yol iyi niyetlerle döşelidir
İyi niyetlerin, planların ve sözlerin yalnızca eyleme döküldüğünde anlamlı olduğunu ima etmek için kullanılır.
"Good intentions pave the road to hell."İyi niyetler cehenneme giden yolu döşer.
saman olmadan tuğla yapmak
gerekli kaynaklar olmadan zor ya da imkânsız bir işi yapmak zorunda kalmak
"You cannot make bricks without straw."Saman olmadan tuğla yapamazsın.
irade varsa, yol bulunur
Bir kişinin bir şeyi yapmaya kararlı olması durumunda, karşılaştığı engelleri aşmak için bir yol bulacağını vurgular.
"It is hard, but where there is a will, there is a way."Zor, ama irade varsa, yol bulunur.
çözümün bir parçası değilsen, sorunun bir parçasısın
Bir sorunu çözmek için harekete geçmemeyi, sorunun devamına katkıda bulunmakla eşdeğer tutar.
"If you do not help solve a problem, you are making it worse — if you are not part of the solution, you are part of the problem."Bir sorunu çözmeye yardımcı olmazsan, onu daha da kötüleştirirsin — çözümün bir parçası değilsen, sorunun bir parçasısın.
kirli su her ateşi söndürür
Hızlı bir çözüm geçici olarak işe yarar gibi görünse de, uzun vadede daha fazla zarar verebileceğini anlatır.
"Quick fixes can backfire."Her çözüm hiç olmamaktan iyidir — kirli su her ateşi söndürür.
uzak su, anlık susuzluğunu gidermez
Uzakta ya da erişilemez bir çözüm, acil ihtiyacı karşılayamaz; pratik ve anlık çözümler gerekir.
"A solution far away is no use right now — distant water will not quench your immediate thirst."Uzakta bir çözüm şu anda işe yaramaz — uzak su, anlık susuzluğunu gidermez.
az söylenirse, çabuk düzelir
Bir sorun ya da çatışma hakkında mümkün olduğunca az konuşmanın, durumu daha da kötüleştirmemek için en iyi yol olabileceğini ifade eder.
"The less you say about a problem, the faster it heals — least said, soonest mended."Bir sorun hakkında ne kadar az konuşursan, o kadar çabuk iyileşir — az söylenirse, çabuk düzelir.
endişe tedavi değildir
Bir soruna sadece kaygı duymanın, sorunu çözmek için yeterli olmadığını ifade eder.
"Worrying does not fix anything — care is no cure."Endişelenmek bir şeyi düzeltmez — endişe tedavi değildir.
çukurdaysan kazmayı bırak
Bir kişi zor bir durumdayken, durumu daha da kötüleştiren şeyleri yapmayı bırakmanın ve bunun yerine bir çözüm bulmaya odaklanmanın önemli olduğunu ima etmek için kullanılır.
"Stop digging when you are in trouble."Başın beladayken kazmayı bırak.
Bu listedeki 102 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla