açlık en iyi sosdur
açken yediğimiz her şeyin lezzetinin artacağını, açlığın tadı daha yoğunlaştırdığını ima eder
"When you are hungry, everything tastes good — hunger is the best sauce."Açken her şey lezzetli gelir — açlık en iyi sosdur.
Günlük Hayat İle İlgili İngilizce Atasözleri listesinden Açlık ve İştah, Sağlık ve Esenlik, Sağlık ve Hijyen ve 4 konu daha kapsayan 71 İngilizce kelimeyi telaffuzu, örnek cümlesi ve Türkçe anlamıyla birlikte öğren.
açlık en iyi sosdur
açken yediğimiz her şeyin lezzetinin artacağını, açlığın tadı daha yoğunlaştırdığını ima eder
"When you are hungry, everything tastes good — hunger is the best sauce."Açken her şey lezzetli gelir — açlık en iyi sosdur.
açlık, kurdu ormandan çıkarır
ihtiyacın güçlü bir motivasyon kaynağı olduğunu, insanları normalde yapmayacakları eylemlere yönlendirebileceğini ifade eder
"Necessity motivates action."Umutsuzluk harekete geçirir — açlık, kurdu ormandan çıkarır.
aç bir mide kulak vermez
açlık ya da ihtiyaç halindeyken kişinin mantıklı dinlemeye ya da tavsiyeye açık olmayacağını ifade eder
"Hungry people don't listen."Aç kişi konsantre olamaz — aç bir mide kulak vermez.
büyüyen gençin karnında bir kurt vardır
gençlerin büyüme ve gelişim süreçlerinde yüksek enerji ve besin ihtiyacı olduğunu, sürekli açlık hissi taşıdıklarını ima eder
"Teenagers eat much."Gençler hep aç gibi görünür — büyüyen gençin karnında bir kurt vardır.
aç adam öfkeli adamdır
açlığın kişinin ruh halini olumsuz etkilediğini, uzun süre aç kalmanın sinir ve öfke yaratabileceğini ifade eder
"Hungry people get angry."Aç insanlar çabuk sinirlenir — aç adam öfkeli adamdır.
ordu midesi üzerinde yürür
Askerlerin veya işçilerin etkili bir şekilde performans göstermelerini ve başarıya ulaşmalarını sağlamada yeterli yiyecek ve beslenmenin temel rolünü vurgular.
"Army needs food."Ordu yiyeceğe ihtiyaç duyar.
açlığın yemek seçimi olmaz
Bir kişi çok aç olduğunda, kalitesi veya tadı ne olursa olsun mevcut olan her şeyi yiyeceğini ima eder.
"Hunger eats anything."Açlık her şeyi yer.
insanın içi için en iyisi, atın dışıdır
Doğada bulunmanın ve hayvanlarla bağ kurmanın, iç huzur ve mutluluk üzerinde derin bir etkisi olabileceğini ima eder.
"Riding horses heals."At binmek sağlığa çok faydalıdır — insanın içi için en iyisi, atın dışıdır.
uzun süre bükülen yay zayıflar
Sürekli çaba ya da zorlanmanın, beden ve zihnin yorgun düşmesiyle gücün ya da etkinliğin azalmasına yol açabileceğini ifade eder.
"Too much strain weakens."Dinlenmeden sürdürülen çaba etkinliği azaltır — uzun süre bükülen yay zayıflar.
değişiklik dinlenme kadar iyidir
Rutin ya da ortamda yapılan bir değişikliğin, bir mola vermek kadar ferahlatıcı etki yaratabileceğini öne sürer.
"Change feels like rest."Farklı bir şey yapmak dinlenmek kadar canlandırıcıdır — değişiklik dinlenme kadar iyidir.
ruh hastalıkları bedensel hastalıklardan daha tehlikelidir
Zihinsel ve duygusal sağlık sorunlarının, genel iyilik hâli üzerinde derin etkileri olabileceğini ve çoğu zaman fiziksel hastalıklardan daha zor ele alındığını ima eder.
"Mental and spiritual illness is more serious than physical — diseases of the soul are more dangerous than those of the body."Zihinsel ve ruhsal hastalıklar bedensel hastalıklardan daha ciddidir — ruh hastalıkları bedensel hastalıklardan daha tehlikelidir.
kral gibi kahvaltı, prens gibi öğle yemeği, dilenci gibi akşam yemeği
Güne enerjik başlamak için kahvaltının bol, öğle ve akşam yemeklerinin ise daha hafif tüketilmesinin sindirime yardımcı olduğu ve daha iyi uyku sağladığını anlatan bir öğüt.
"Eat most in the morning and least at night — eat breakfast like a king, lunch like a prince and dinner like a pauper."Sabah en çok, akşam en az yenir — kral gibi kahvaltı, prens gibi öğle yemeği, dilenci gibi akşam yemeği.
oburluk kılıçtan daha çok öldürür
Aşırı ve sağlıksız yeme alışkanlıklarının, fiziksel şiddetten daha zararlı olabileceğini vurgular.
"Too much food kills."Aşırı yemek yemek şiddet kadar tehlikelidir — oburluk kılıçtan daha çok öldürür.
gece yarısından önce bir saat uyku, gece yarısından sonra iki saat uykuya eşdeğerdir
Gece yarısından önce alınan bir saatlik kaliteli uykunun, aynı sürenin gece yarısından sonra alınmasından iki kat daha faydalı olduğunu vurgulayan bir deyim
"An hour of sleep before midnight is worth double — one hour's sleep before midnight is worth two after."Gece yarısından önce bir saat uyku, iki kat değerli — gece yarısından önce bir saat uyku, gece yarısından sonra iki saate eşdeğerdir.
bir el kendine, bir el gemiye
Bireylerin önce kendi ihtiyaçlarını karşılamaları, ardından topluluğun ya da ekibin başarısına katkıda bulunmaları gerektiğini ima eder.
"Keep one hand free to steady yourself — one hand for oneself and one for the ship."Kendini dengede tutmak için bir elini boş bırak — bir el kendine, bir el gemiye.
gül ve şiş
Gülmenin fiziksel ve zihinsel sağlığa faydalı olduğunu, pozitif bir bakış açısını teşvik ettiğini vurgular.
"Laughter keeps you healthy — laugh and grow fat."Gülmek sağlığını korur — gül ve şiş.
gülmek en iyi ilaçtır
Gülmenin bağışıklık sistemini güçlendirdiği, stres ve kaygıyı azalttığı, ruh halini iyileştirdiği ve genel iyilik hâlini desteklediğini ima eder.
"Laughter is the best medicine — laughter is the best medicine."Gülmek en iyi ilaçtır — gülmek en iyi ilaçtır.
Gıcırdayan kapı en uzun süre asılı kalır
Daha sağlıksız görünen kişilerin, daha sağlıklı görünenlere göre daha uzun yaşayabileceğini ima etmek için kullanılır.
"A creaking door hangs longest."Gıcırdayan kapı en uzun süre asılı kalır.
Baş ve ayaklar sıcak tutulursa, geri kalanı zarar görmez
Genel sağlık ve refahı sürdürmek için temel ihtiyaçlara odaklanmanın ve temel yönlere dikkat etmenin önemini vurgulamak için kullanılır.
"The head and feet keep warm."Baş ve ayaklar sıcak tutulursa.
bir soğan, herkesi uzak tutar
Soğanın güçlü kokusunun insanları uzaklaştırabileceği anlamında kullanılır.
"Onions make people leave."Keskin bir şey çok fazla herkesi kaçırır — bir soğan, herkesi uzak tutar.
temizlik, tanrısallığa yakındır
Temiz ve hijyenik olmanın, ruhsal temizlik ve genel iyilik hâli açısından önemli olduğunu ima eder.
"Cleanliness is very good."Temizlik, tanrısallığın bir göstergesidir — temizlik, tanrısallığa yakındır.
iyi bir kahkaha ve uzun bir uyku doktorun en iyi tedavileridir
Kahkaha ve dinlenmenin, zihinsel ve fiziksel sağlığı destekleyen güçlü araçlar olduğunu öne sürer.
"Sleep and laughter are the best remedies — a good laugh and a long sleep are the best cures in the doctor's book."Uyku ve kahkaha en iyi çarelerdir — iyi bir kahkaha ve uzun bir uyku doktorun en iyi tedavileridir.
günde bir elma, doktoru uzak tutar
Sağlıklı besinler, özellikle elma gibi meyvelerin, hastalığı önleyerek sağlığı koruyabileceğini ima eder.
"Apples keep you healthy."Sağlıklı beslenmek hastalığı önler — günde bir elma, doktoru uzak tutar.
sağlıklı olmak, zengin olmaktan iyidir
Maddi servetten çok sağlığın öncelikli olduğunu, iyi bir yaşam için sağlığın vazgeçilmez olduğunu vurgular.
"Health is better than money."Sağlık, paradan daha değerlidir — sağlıklı olmak, zengin olmaktan iyidir.
kasabı öde, doktoru değil
Sağlıklı ve dengeli beslenmeye yatırım yapmanın, hastalıkları önleyerek tıbbi masrafları azaltabileceğini önerir.
"Eat healthy, save money."Sağlıklı beslenmeye harcama yap, doktor faturalarını azalt — kasabı öde, doktoru değil.
boş çuval ayakta durmaz
Başarılı ya da etkili olabilmek için gerekli kaynak, bilgi ya da donanıma sahip olmanın şart olduğunu ifade eder.
"You cannot do much when you have nothing — an empty sack cannot stand upright."Hiçbir şeyin yoksa bir şey yapamazsın — boş çuval ayakta durmaz.
en iyi tavsiye yastığın üzerindedir
Uyumadan önce düşünmek ve konuyu gözden geçirmek, daha iyi kararlar almayı ve sorunlara çözüm bulmayı sağlar anlamında kullanılır.
"Sleep gives good ideas."Karar vermeden önce bir gece düşün — en iyi tavsiye yastığın üzerindedir.
erken yat, erken kalk
Düzenli ve yeterli uyku almanın sağlık, üretkenlik ve genel iyilik hâli üzerinde olumlu etkileri olduğunu vurgulayan bir atasözü.
"He wakes up at five every day — early to bed, early to rise."Her gün saat beşte uyanır — erken yat, erken kalk.
tok bir adam ile oruç tutan arasında konuşmak uygunsuzdur
Bir kişinin tok ve memnun, diğerinin aç ve sinirli olduğu bir anda ciddi sohbet ya da tartışma yapmanın yanlış olacağını, yanlış anlaşılmalara ve çatışmaya yol açabileceğini anlatan bir deyim.
"Don't argue when hungry."Bir kişi aç, diğeri tokken adil bir sohbet yürütmek zordur — tok bir adam ile oruç tutan arasında konuşmak uygunsuzdur.
gece aklı getirir
İyi bir gece uykusu ve bir sorunu ya da kararı düşünmek, netlik ve bakış açısı kazandırarak daha iyi kararlar alınmasını sağlar.
"Night brings solutions."Uyku perspektif kazandırır — gece aklı getirir.
akşam yemeğinden sonra biraz uyu, akşam yemeğinden sonra bir mil yürü
Yemek sonrası kısa bir dinlenmenin ya da hafif bir yürüyüşün sağlık açısından faydalarını hatırlatır.
"Rest after lunch, walk after dinner."Yemekten sonra kısa bir dinlenme faydalıdır — akşam yemeğinden sonra biraz uyu, akşam yemeğinden sonra bir mil yürü.
Boş çuval dik duramaz
Görevlerini etkili bir şekilde yerine getirmek için yeterli beslenmeye sahip olmanın gerekli olduğunu öne sürmek için kullanılır.
"An empty sack cannot stand."Boş çuval dik duramaz.
eski alışkanlıklar zor ölür
Derinlere kök salmış alışkanlıkları değiştirmenin, onlarla ilişkili rahatlık ve aşinalık nedeniyle zor olabileceğini öne sürer.
"Old habits die hard."Eski alışkanlıklar zor ölür.
kötü alışkanlıklar kolay kolay bırakılmaz
zararlı veya olumsuz alışkanlıkların, kişinin sağlığına veya başarısına zarar verdiğini bilse bile onları bırakmak ya da değiştirmek özellikle güç olabileceğini ifade etmek için kullanılır
"Bad habits die hard."Kötü alışkanlıkları bırakmak son derece zordur — kötü alışkanlıklar kolay kolay bırakılmaz.
alışkanlık ikinci doğadır
Sık tekrar edilen davranışların otomatikleşerek bilinçli çaba gerektirmemesi, bu yüzden alışkanlıklara dikkat edilmesi gerektiğini ifade eder.
"Regular behaviour becomes part of your nature — habit is second nature."Düzenli davranış doğanın bir parçası haline gelir — alışkanlık ikinci doğadır.
köpek her zaman kusarına geri döner
İnsanların kendilerine zararlı olduğunu bilseler de aynı hatalı davranışları tekrarladıklarını, geçmiş hatalardan ders almanın önemini vurgulamak için kullanılır.
"The dog returns to vomit."İnsanlar kötü alışkanlıklarına geri döner — köpek her zaman kusarına geri döner.
kuzu ile yatar, bülbül ile uyan
Erken yatıp erken kalkmanın, düzenli bir uyku programının verimliliği ve genel iyilik halini artırdığı anlamında kullanılır.
"Sleep early and rise early — go to bed with the lamb and rise with the lark."Erken yat, erken kalk — kuzu ile yatar, bülbül ile uyan.
ayakkabıcı ayakkabıcılığında kalsın
Bireylerin, başarısızlık riskinden kaçınmak için yetenekli olmadıkları şeyleri yapmaya çalışmak yerine uzmanlık alanlarına veya uzmanlıklarına odaklanmaları gerektiğini öne sürer.
"Cobbler stick to last."Ayakkabıcı ayakkabıcılığında kalsın.
bir kere hırsız, hep hırsız
Hırsızlık veya dürüst olmayan davranış geçmişi olan birinin, değişme veya ıslah olma girişimlerine bakılmaksızın gelecekte de bunu yapmaya devam etme olasılığının yüksek olduğunu öne sürer.
"Once a thief, always."Bir kere hırsız, hep.
küller küle, toprak toprağa
Tüm canlıların nihayetinde öleceğini ve toprağa dönüşeceğini ima eder, ölümlülük fikrini ve insan yaşamının geçici doğasını vurgular.
"Ashes to ashes, dust."Küller küle, toprak.
ölülerin ısırması söz konusu değildir
Ölümden sonra bir şeyin ya da birinin artık tehdit oluşturmadığını, korkulan durumun aslında bir tehlike taşımadığını temin etmek için söylenir.
"Dead men do not bite."Ölüler tehdit oluşturmaz — ölülerin ısırması söz konusu değildir.
ölüm en büyük eşitleyicidir
Ölüm karşısında tüm insanların eşit olduğunu, maddi servet ya da statünün ölüm karşısında anlamsızlaştığını vurgulamak için kullanılır.
"Death is the leveler."Ölüm herkesi eşit muamele eder — ölüm en büyük eşitleyicidir.
ölüm tüm borçları öder
Bir kişi öldüğünde, yaşamı boyunca taşıdığı borçların ya da yükümlülüklerin artık geçerli olmadığını, bu anlamda “ödenmiş” sayıldığını anlatır.
"Death pays all debts."Ölüm tüm mali yükümlülükleri ortadan kaldırır — ölüm tüm borçları öder.
ölmek, yaşam kadar doğaldır
Ölümün insan yaşamının doğal bir parçası olduğunu ve kabul edilmesi gerektiğini vurgulamak için söylenir.
"Dying is natural as living."Ölüm, yaşam kadar doğaldır — ölmek, yaşam kadar doğaldır.
son her şeyi eşit yapar
Tüm bireylere saygı ve onurla davranmanın önemini vurgular, çünkü yaşamları boyunca var olan herhangi bir farklılığa bakılmaksızın nihayetinde ölümde eşit olacaklardır.
"The end makes all equal."Son her şeyi eşit yapar.
hayatın ortasında ölümle birlikteyiz
İnsanın yaşamının kırılganlığını ve ölümün kaçınılmaz bir gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır.
"Death is always present in life — in the midst of life we are in death."Hayatın içinde her daim ölüm vardır — hayatın ortasında ölümle birlikteyiz.
taş gibi ölüdür, eşi benzeri yoktur
Ölümün nihai son olduğunu ve hiçbir şeyin onunla karşılaştırılamayacağını veya etkilerini tersine çeviremeyeceğini ifade eder.
"A dead person is beyond all remedies — stone-dead hath no fellow."Ölü bir kişi tüm çarelerin dışındadır — taş gibi ölüdür, eşi benzeri yoktur.
ölüm hariç her şeyin bir çareyi vardır
Hayatta karşılaştığımız pek çok sorunun çözümü ya da tedavisi bulunabilirken, ölümün kaçınılmaz ve aşılmaz bir gerçek olduğunu vurgulamak için söylenir
"Everything can be fixed except death — there is a remedy for everything except death."Her şey düzeltilebilir, ölüm hariç — ölüm hariç her şeyin bir çareyi vardır.
yaşam ölümden ayrı değildir, sadece öyle görünür
Hayatın, ölümle aynı varoluş döngüsünün bir parçası olduğunu, ölümün de doğal ve kaçınılmaz bir aşama olduğunu hatırlatır.
"Life and death are part of the same continuum — life is not separate from death, it only looks that way."Yaşam ve ölüm aynı sürekliliğin iki yüzüdür — yaşam ölümden ayrı değildir, sadece öyle görünür.
ölüler ölülerini gömsün
Geçmişe veya ölümlere aşırı derecede bağlanmadan, şimdiki anda yaşamanın önemini vurgular.
"Do not dwell on the past — let the dead bury the dead."Geçmişe takılıp kalma — ölüler ölülerini gömsün.
gençler ölebilir, yaşlılar ölmek zorundadır
Ölümün hayatın doğal ve kaçınılmaz bir parçası olduğunu, yaş ne olursa olsun herkesin bir gün ölmesi gerektiğini ifade eder.
"Old people must die eventually — young men may die, but old men must die."Yaşlıların bir gün ölmesi gerekir — gençler ölebilir, yaşlılar ölmek zorundadır.
defnedilenin cebinde cep yoktur
Hayatta biriktirilen maddi şeylerin ölümle birlikte yanımıza gidilemeyeceğini, bu yüzden maddi birikim peşinde koşmanın anlamsız olduğunu anlatır.
"You cannot take your wealth with you — shrouds have no pockets."Zenginliğini yanına götüremezsin — defnedilenin cebinde cep yoktur.
Sanat uzundur ve hayat kısadır
Sanatsal yaratımların, yaratıcıları vefat ettikten çok sonra dayanma yeteneğine sahip olduklarını, onları bir tür ölümsüzlük haline getirdiklerini ima etmek için kullanılır.
"Art is long, life is short."Sanat uzundur, hayat kısadır.
iyi insanlar genç ölür
İyi, erdemli kişilerin ölmesinin her zaman erken olduğunu, yaşları ne olursa olsun bu durumun üzüntü yarattığını ifade eder.
"The best people often die young — the good die young."En değerli insanlar sık sık genç ölür — iyi insanlar genç ölür.
İyiler genç ölür
Hayatın adaletsiz olduğu ve bazen uzun ve tatmin edici bir yaşamı hak eden bireylerin çok erken alındığı fikrini ifade etmek için kullanılır.
"The good die young."İyiler genç ölür.
insan, hissettiği kadar yaşlıdır
Bir kişinin yaşı sadece geçirdiği yıllarla ölçülmez; fiziksel ve zihinsel hâli de yaşını belirler demektir.
"A person is as old as they feel — a man is as old as he feels himself to be."İnsan, kendini nasıl hissediyorsa o kadar yaşlıdır — insan, hissettiği kadar yaşlıdır.
yaşlı bir adam iki kat çocuktur
Bir kişinin yaşlandıkça davranışlarında ve ihtiyaçlarında daha çocuksu hale geldiğini ima etmek için kullanılır, yaşlılara sevgi ve saygıyla davranmanın önemini vurgular.
"Old man acts like child."Yaşlı adam çocuk gibi davranıyor.
erken olgun, erken çürür
Başarıyı ya da olgunluğu çok erken elde eden kişilerin, aynı zamanda çöküş ya da düşüşlerini de erken yaşayabileceğini anlatır.
"The child genius burned out, early ripe, early rotten."Çocuk dâhi erken yanıp söndü — erken olgun, erken çürür.
kırk yaşına kadar herkes ya aptaldır ya da doktor
Orta yaşa gelindiğinde, ya kişi deneyimlerinden ders alıp bilge ve uzmanlaşmış olur ya da hâlâ hatalarından öğrenemeyen bir aptal kalır anlamına gelir.
"Man is fool or physician."Orta yaşa geldiğinde sağlığını iyi bilmelisin — kırk yaşına kadar herkes ya aptaldır ya da doktor.
hayat kırkta başlar
Kırk yaşının, kişisel ilgi alanlarına daha fazla zaman ve kaynak ayırarak hayatın ikinci yarısının da birincisi kadar tatmin edici olabileceğini ima eder.
"Real life begins at middle age — life begins at forty."Gerçek hayat orta yaşta başlar — hayat kırkta başlar.
başka zamanlar, başka adetler
Geleneklerin, davranışların ve toplumsal normların zamanla değiştiğini, bir dönemde ya da kültürde kabul edilenin başka birinde kabul görmeyebileceğini ifade eder.
"Different eras have different standards — other times, other manners."Farklı çağların farklı standartları vardır — başka zamanlar, başka adetler.
eski bir kemanda da güzel bir melodi çalınır
Yaşlı ve yıpranmış bir şeyin ya da kişinin hâlâ etkili olabileceğini ve değer taşıdığını vurgular.
"Old things can still perform beautifully — there is many a good tune played on an old fiddle."Eski nesneler de güzel çalabilir — eski bir kemanda da güzel bir melodi çalınır.
gençlere hizmet edilmeli
Gençlere, potansiyellerini beslemek için sabır ve anlayışla davranılarak, büyüme, öğrenme ve kendilerini ifade etme fırsatları verilmesi gerektiğini ima etmek için kullanılır.
"Young people must be served."Gençlere hizmet edilmeli.
gençliğin bir dönemi olur
Gençlerin hayatı keşfetmelerine, denemeler yapmalarına, hata yapmalarına ve bu deneyimlerden öğrenmelerine izin verilmesi gerektiğini vurgular.
"Young people need to experience life fully — youth will have its fling."Gençlerin hayatı tam anlamıyla yaşaması gerekir — gençliğin bir dönemi olur.
doğa boşluğu sevmez
Boş ya da terk edilmiş alanların başka şeyler ya da güçler tarafından çabuk doldurulma eğiliminde olduğunu ifade eder.
"Empty spaces will always be filled — nature abhors a vacuum."Boşluklar her zaman doldurulur — doğa boşluğu sevmez.
mart kurak, Nisan yağmurlu, Mayıs serin geçerse, ambar dolu, kiler dolu, çok saman gelir
Mart ayında yağmur eksikliği, Nisan ayında bol yağmur ve Mayıs ayında daha serin sıcaklıkların tarım için faydalı olduğunu ve bereketli bir hasada yol açtığını belirtmek için kullanılan bir deyim
"A dry March and wet April brings a good harvest — a dry March, a wet April and a cool May fill barn and cellar and bring much hay."Kurak bir Mart ve yağmurlu bir Nisan iyi bir hasat getirir — Mart kurak, Nisan yağmurlu, Mayıs serin geçerse, ambar dolu, kiler dolu, çok saman gelir.
mayıs çıkana kadar karar verme
Durum netleşene ya da daha emin olana kadar büyük kararlar almaktan kaçınmanın akıllıca olduğunu söyler.
"Wait until May ends."Mayıs bitene kadar karar verme.
şubat ayında yağmur olmazsa, hem ot hem de tahıl zarar görür
Yılın ilk aylarındaki hava koşullarının tarım açısından ne kadar hayati olduğunu vurgular.
"Rain in February is needed for crops — if in February there be no rain, it is neither good for hay nor grain."Şubat yağmuru mahsuller için şarttır — Şubat ayında yağmur olmazsa, hem ot hem de tahıl zarar görür.
gün uzadıkça soğuk güçlenir
Kış devam ettikçe ve günler kısaldıkça havanın daha soğuk ve şiddetli hale geldiğini ve insanların buna göre hazırlanması gerektiğini öne sürmek için kullanılır.
"Cold strengthens as day lengthens."Gün uzadıkça soğuk güçlenir.
Mayıs sonuna kadar giysi çıkarma
Hava durumu ilkbahar aylarında hala öngörülemeyen ve soğuk olabileceğinden, Mayıs sonuna kadar sıcak veya kalın giysileri atmamaya karşı uyarmak için kullanılır.
"Not cast a clout until May."Mayıs sonuna kadar giysi çıkarma.
Nisan yağmurları mayıs çiçekleri getirir
Nisan ayının yağmurlu günlerinin Mayıs ayında çiçeklerin büyümesine ve açmasına katkıda bulunduğunu ima etmek için kullanılır.
"April showers bring May flowers."Nisan yağmurları mayıs çiçekleri getirir.
Bu listedeki 71 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla