New Headway Orta Altı Kelime Listesi listesindeki "Ünite 1" ile ilgili 48 İngilizce kelimeyi telaffuzu, örnek cümlesi ve Türkçe anlamıyla birlikte öğren.
Buz üzerinde, uzun sopalar kullanarak sert bir kauçuk disk (puck) rakip takımın kalesine sokmaya çalışan 6 patenciden oluşan iki takım tarafından oynanan bir oyun.
"Ice hockey is played on a rink with a puck."Buz hokeyi bir pistte disk ile oynanır.
homework/ˈhoʊmˌwɝːk/isim
ödev
Öğrencilerin evde yapması gereken okul çalışması
"The kids are doing their homework now."Çocuklar şu an ödevlerini yapıyor.
mistake/mɪˈsteɪk/isim
hata
yanlış bir eylem veya düşünce
"The mistake was small."Hata küçüktü.
teach/tiːtʃ/fiil
öğretmek
üniversitede, kolejde, okulda vb. öğrencilere ders vermek
"She wants to teach English abroad."Yurtdışında İngilizce öğretmek istiyor.
learn/lɝːn/fiil
öğrenmek
Bir konuda bilgi ya da beceri kazanmak için çalışmak, okumak ya da öğretilmek
"Children learn new things daily."Çocuklar her gün yeni şeyler öğrenir.
important/ɪmˈpɔrtənt/sıfat
önemli
Çok değerli, kıymetli
"This is important."Bu önemli.
delicious/dɪˈlɪʃəs/sıfat
lezzetli
Çok hoş bir tada sahip.
"The cake is delicious."Kek lezzetli.
interested/ˈɪntrəstɪd/sıfat
ilgili
bir şeye veya birine karşı merak veya dikkat duyması, onları beğenmesi nedeniyle
"I am interested in art."Sanatla ilgiliyim.
interesting/ˈɪntrəstɪŋ/sıfat
ilginç
Olağandışı, heyecan verici vb. özellikleri nedeniyle dikkatimizi çeken ve tutan.
"The book is interesting."Kitap ilginç.
exciting/ɪkˈsaɪtɪŋ/sıfat
heyecan verici
ilgi, mutluluk ve enerji uyandıran
"The trip was exciting."Gezi heyecan vericiydi.
surprised/sərˈpraɪzd/sıfat
şaşırmış
şok olmuş veya hayranlık duygusu gösteren
"I was surprised."Şaşırmıştım.
surprising/sɚˈpraɪzɪŋ/sıfat
şaşırtıcı
şok, inanamayış veya hayret duygusu uyandıran
"The news is surprising."Haber şaşırtıcı.
bored/bɔːrd/sıfat
sıkılmış
yapacak bir şey olmadığı için veya bir şeyle artık ilgilenmediği için yorgun ve mutsuz olmak.
"The student is bored."Öğrenci sıkılmış.
boring/ˈbɔrɪŋ/sıfat
sıkıcı
ilgi çekmediği için yorgun ve tatminsiz hissettiren
"The lecture is boring."Ders sıkıcı.
embarrassed/ɪmˈbærəst/sıfat
mahcup
olan veya söylenen bir şey yüzünden utanç ve rahatsızlık hissetmek
"He felt embarrassed."Mahcup hissetti.
embarrassing/ɪmˈbɛrəsɪŋ/sıfat
utandırıcı
bir kişiyi utanç veya rahatsızlık duymasına neden olan
"The situation is embarrassing."Durum utandırıcı.
play/pleɪ/fiil
oynamak
Eğlence için bir oyuna veya etkinliğe katılmak
"Children play in the park."Çocuklarda parkta oynar.
go/ɡoʊ/fiil
gitmek
Bir yerden başka bir yere seyahat etmek veya hareket etmek
"Let's go to the cinema."Sinemaya gidelim.
traveling/ˈtrævəlɪŋ/isim
seyahat etme
özellikle uzun mesafelerde bir yerden başka bir yere gitme etkinliği veya eylemi.
"Traveling broadens the mind."Seyahat etmek zihni açar.
do/duː/fiil
yapmak
Adı belirtilmeyen bir eylemi gerçekleştirmek
"Do the dishes now."Sınavda elinden gelenin en iyisini yap.
make/meɪk/fiil
yapmak
Parçaları birleştirerek veya malzemeleri karıştırarak bir şeyi oluşturmak, üretmek veya hazırlamak
"She makes delicious cakes."O lezzetli kekler yapar.
speak/spiːk/fiil
konuşmak
belirli bir duygu ya da düşünceyi sesle ifade etmek
"Please speak more clearly."Lütfen daha net konuş.
language/ˈlæŋɡwɪdʒ/isim
dil
belirli bir ülkenin veya bölgenin insanlarının kullandığı, konuşulan veya yazılı kelimelerle iletişim sistemi.
"English is a language."İngilizce bir dildir.
say/seɪ/fiil
söylemek
Düşüncelerimizi veya hislerimizi göstermek için kelimeleri ve sesimizi kullanmak.
"Say hello to your teacher."Öğretmenine merhaba de.
ride/raɪd/fiil
binmek
Motosiklet veya bisiklet gibi açık araçlara oturup hareketlerini kontrol etmek
"Children ride bicycles in the park."Çocuklar parkta bisiklete biner.
lend/lɛnd/fiil
ödünç vermek
bir süre sonra geri vermesini bekleyerek birine para gibi bir şey vermek
"People lend money to their friends."İnsanlar arkadaşlarına para ödünç verir.
borrow/ˈbɑroʊ/fiil
ödünç almak
başkasına ait bir şeyi, geri verme amacıyla kullanmak veya almak
"Students borrow books from the library."Öğrenciler kütüphaneden kitap ödünç alır.
high/haɪ/sıfat
yüksek
nispeten büyük dikey bir uzantıya sahip olma.
"The mountain is high."Dağ yüksektir.
long/lɑːŋ/sıfat
uzun
(iki nokta arasındaki) ortalamanın üzerindeki mesafeye sahip.
"The road is long."Yol uzun.
heavy/ˈhɛvi/sıfat
ağır
Çok fazla ağırlığı olan ve taşınması veya kaldırılması kolay olmayan.
"The bag is heavy."Çanta ağır.
busy/ˈbɪzi/sıfat
meşgul
o kadar çok yapacak işi olması ki çok az boş zamanı kalan
"I am very busy."Şu anda meşgulüm.
to/tuː/edat
-e/-a
Birinin veya bir şeyin nereye gittiğini belirtmek için kullanılır
"I go to school every day."Her gün okula giderim.
from/frʌm/edat
-den / -dan
bir kişinin veya şeyin geldiği yeri göstermek için kullanılır
"I am from Turkey."Türkiye'denim.
at/æt/edat
-de/-da
Belirli bir yeri veya konumu göstermek için kullanılır
"Meet me at the station."Benimle istasyonda buluş.
about/əˈbaʊt/edat
hakkında
Belirli bir kişi veya şeyle ilgili konuları ifade etmek için kullanılır.
"We talked about the movie."Film hakkında konuştuk.
of/əv/edat
hakkında
Bir kişi veya bir şey hakkında görüş belirtirken kullanılır.
"What of this?"Bunun hakkında ne düşünüyorsun?
on/ɑːn/ , /ɒn/edat
üzerinde
Bir yüzeyle temas halinde ve onun tarafından desteklenen
"The book is on the table."Kitap masanın üzerinde.
in/ɪn/edat
-de/-da
Bir şeyin bir alanın veya mekanın içinde var olduğunu veya gerçekleştiğini göstermek için kullanılır
"She lives in London."O, Londra'da yaşıyor.
with/wɪð/ , /wɪθ/edat
ile
İki veya daha fazla şeyin veya kişinin tek bir yerde birlikte olduğu durumlarda kullanılır
"I live with my parents."Anne babamla birlikte yaşıyorum.
for/fɔːr/ , /fɚ/edat
için
Bir şeyin kime ait olması veya kim tarafından kullanılması gerektiğini ya da bir şerin nereye konulması gerektiğini belirtmek için kullanılır.
"This gift is for you."Bu hediye senin için.
left/ˈɫɛft/sıfat
sol
insan vücudunda kalbin bulunduğu tarafa ait olan veya o tarafa yönelen
"My left foot hurts."Sol ağrıyor.
leave/liːv/fiil
ayrılmak
Bir yerden uzaklaşmak
"They leave the house."Çalışanlar saat beşte ofisten ayrılır.
kind/kaɪnd/isim
tür
benzer özelliklere sahip veya belirli nitelikleri paylaşan bir grup insan veya şey
"What kind is this?"Bu ne tür?
kind/kaɪnd/sıfat
nazik
Başkalarının duygularına karşı iyi ve duyarlı olmak
"The neighbor is kind."Komşu naziktir.
train/treɪn/isim
tren
genellikle lokomotif çeken, raylar üzerinde giden birbirine bağlı vagonlardan oluşan ulaşım aracı
"The train arrived on time."Tren zamanında geldi.
train/treɪn/fiil
eğitmek
Bir kişiye veya hayvana bir süre boyunca talimat ve pratik kombinasyonuyla belirli bir beceri veya davranış türünü öğretmek
"He needs to train for the marathon."Maraton için eğitim alması gerekiyor.
mean/miːn/fiil
anlamına gelmek
Belirli bir anlama sahip olmak veya bir şeyi temsil etmek.
"What does this difficult word mean?"Bu zor kelime ne anlama geliyor?
excited/ɪkˈsaɪtɪd/sıfat
heyecanlı
çok mutlu, ilgili ve enerjik hissetmek
"The child is excited."Çocuk heyecanlı.
Bu listedeki 48 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren