kavramak
Aniden ve sıkıca yakalamak veya tutmak
"She clutched her purse tightly."O, çantasını sıkıca kavradı.
Fiiller: Elle Yapılan Eylemler listesinden Yakalama ve Tutma Fiilleri, Yerleştirme Fiilleri ve Dekorasyon Fiilleri kapsayan 48 İngilizce kelimeyi telaffuzu, örnek cümlesi ve Türkçe anlamıyla birlikte öğren.
kavramak
Aniden ve sıkıca yakalamak veya tutmak
"She clutched her purse tightly."O, çantasını sıkıca kavradı.
sıkıca tutmak
Elinle sıkıca kavramak veya tutmak
"She clasped her hands."Ellerini sıkıca arkasına bağladı.
tutmak
Bir şeyi sıkıca kavramak
"Grip the handle firmly before pulling."Çekmeden önce tutacağı sıkıca tutun.
sıkmak
Sıkıca tutmak veya kavramak
"He clenched his fist in anger."Öfkeyle yumruğunu sıktı.
yakalamak
Havada hareket eden bir nesneyi durdurmak ve tutmak.
"Catch the ball with both hands."Topu iki elinle yakala.
kapmak
Bir nesneyi veya yüzeyi hızlı veya ani bir şekilde tutmak.
"Grab the book quickly."Kitabı çabucak kap.
ele geçirmek
Bir şeyi aniden ve zorla tutmak veya yakalamak
"The army seized control of the city."Ordu şehrin kontrolünü ele geçirdi.
kapmak
Ani bir hareketle bir şeyi çabucak almak veya yakalamak.
"He will snatch the ball."Topu kapacak.
kavramak
Bir şeyi sıkıca tutmak.
"Grasp the handle."Kulp'u kavra.
boğuşmak
Birini kuvvetlice veya agresif bir şekilde yakalamak.
"They grapple with each other."Birbiriyle boğuşuyorlar.
sıkıca tutunmak
birine veya bir şeye sıkıca sarılmak.
"The baby will cling."Bebek sıkıca tutunacak.
tutmak
ellerinde veya kollarında bulundurmak
"Hold my hand tightly."Bunu benim için tutabilir misin?
tutmak
Bir şeyi elleriyle sıkıca kavramak veya desteklemek.
"Hold on to the rope."İpi tut.
bırakmak
Bir şeyi ağır bir şekilde ve pek düşünmeden yere bırakmak ya da koymak
"Plonk the book down."Ağır çantayı yere bırakıyor.
konumlandırmak
Bir şeyi belirli bir yer ya da ortam içinde yerleştirmek.
"The house is situated near the lake."Ev, gölün yakınında konumlandırılmıştır.
yerleştirmek
Bir şeyi belirli bir boşluğa ya da nesneye koymak ya da eklemek.
"Insert the coin into the slot."Parayı yuva deliğine yerleştir.
aralıklı yerleştirmek
Eşyaları aralarında boşluk bırakacak şekilde düzenlemek ya da konumlandırmak
"Space the pictures evenly."Lütfen sandalyeleri eşit aralıklarla yerleştirin.
konumlandırmak
Bir şeyi belirli bir yere yerleştirmek
"Position the vase carefully."İyi bir çekim için kamerayı konumlandırın.
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma veya alana uydurmak veya yerleştirmek.
"Slot the coin in."Parayı yerine yerleştirin.
koymak
bir şeyi veya birini bir yere veya belirli bir konuma yerleştirmek
"Set the book down."Kitabı bırak.
kur(mak)
belirli bir yere geçici bir yapı yerleştirmek
"Set up the tent here."Установите палатку здесь.
bırak(mak)
bir şeyi belirli bir yere yerleştirmek veya sabitlemek
"Deposit the key here."Anahtarı buraya bırak.
uydur(mak)
birkaç nesneyi veya kişiyi belirli bir alan veya düzenlemeyle iyi çalışacak şekilde yerleştirmek veya ayarlamak
"Fit the shoes well."Хорошо подгоните обувь.
konuşlandırmak
Askerleri veya teçhizatı askeri harekâta hazır duruma getirmek
"The general deployed thousands of troops."General binlerce askeri konuşlandırdı.
kurmak
Bir ekipmanı yerine yerleştirip kullanıma hazır hale getirmek.
"We install the new TV."Yeni televizyonu kuruyoruz.
koymak
bir şeyi veya birini bir yerden veya konumdan başka bir yere veya konuma taşımak
"Put the book on the table."Kitabı masaya koy.
bırakmak
taşıdığı bir şeyi yere koyarak taşımayı bırakmak
"He puts down his heavy bags."O, ağır çantalarını yere bırakır.
yerleştirmek
bir şeyi bir yere koymak veya bırakmak
"She places the vase on the table."O, vazoyu masaya yerleştirir.
yerleştir(mek)
gözlemlemek veya başkalarını kandırmak için bir şeyi veya kişiyi gizlice belirli bir konuma koymak
"Plant the spy there."Casusu oraya yerleştir.
koymak
Bir şeyi veya birini dikkatlice yatay bir konuma yerleştirmek.
"Lay the book down."Kitabı yere koy.
koy(mak)
bir şeyi belirli bir konuma koymak veya yerleştirmek
"Posit the book here."Kitabı buraya koy.
süslemek
Çekici öğelerle süsleyerek bir şeyi daha güzel hâle getirmek
"Jewels adorn the queen's crown richly."Mücevherler kraliçenin tacını zengin bir şekilde süslüyor.
süslemek
Bir şeye dekoratif parçalar, renkler vb. ekleyerek görünümünü iyileştirmek.
"He embellished the story with details."Hikâyeye ayrıntılar ekleyerek süsledi.
süslemek
Bir şeye çekicilik katmak amacıyla dekoratif öğeler eklemek
"Ornament the tree with colorful lights."Ağacı renkli ışıklarla süsleyin.
süslemek
Çiçek ya da benzeri süs eşyalarından oluşan zincirlerle dekore etmek
"Festoon the room with lights."Bayraklar festivaller için sokakları süslüyor.
süslemek
Çiçek, yaprak ya da benzeri malzemelerden oluşan bir çelenk ya da zincirle dekore etmek
"Flowers garland the statue's marble neck."Çiçekler heykelin mermer boynunu süslüyor.
süslemek
Çeşitli süs eşyalarıyla, genellikle gösterişli bir şekilde süslemek.
"Lights bedeck the house for Christmas."Işıklar evin Noel için süslenmesini sağladı.
süslemek
Genellikle bayramlık ya da süs eşyaları ekleyerek bir yeri dekore etmek.
"Deck the halls with holly branches."Koruk dallarıyla salonları süsleyin.
işlemek
Renkli ipliklerle bir kumaş parçası üzerine süs desenleri dikmek
"She embroidered flowers on the pillowcase."Yastık kılıfına çiçekler işledi.
fırfırlamak
Dalgalı kıvrımlar oluşturan süslemeler ya da katlanmış kumaşla süslemek.
"The dress furbelows with excessive ruffles."Elbise aşırı fırfırlarla süslenmişti.
süslemek
Bir yeri belli bir tarza göre düzenlemek ya da dekore etmek.
"Do out the room with streamers."Odayı kurdelelerle süsleyin.
döşemek
Bir odayı, evi vb. mobilyayla donatmak.
"They furnish their apartment with cheap furniture."Dairelerini ucuz mobilyalarla döşüyorlar.
yenilemek
Bir oda ya da binayı onarıp, yeniden dekore ederek ya da temizleyerek daha çekici hâle getirmek.
"They refurbish the old hotel completely."Eski oteli tamamen yenilediler.
aksesuar eklemek
Bir kıyafete ya da görünüme takı ya da süs eşyaları eklemek.
"Accessorize the outfit with silver jewelry."Kıyafeti gümüş takılarla aksesuar ekleyin.
süslemek
Bir şeyi daha çekici göstermek için üzerine güzel şeyler eklemek
"Decorate the cake with icing."Pastayı kremayla süsle.
kenar süslemek
Asılı iplikler ya da süslemelerle süslemek.
"Palm trees fringe the tropical beach."Palmiye ağaçları tropik sahili kenar süslemektedir.
stil vermek
Bir şeyi belirli bir biçimde tasarlamak, düzenlemek ya da sunmak.
"Style your hair for the party."Parti için saçına stil ver.
çerçevelemek
Bir sanat eserini sağlam bir kenarlığa yerleştirmek.
"Frame the painting now."Tabloyu şimdi çerçevele.
Bu listedeki 48 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla