atmak
artık gerekli olmayan bir şeyden kurtulmak
"People throw out the old trash."İnsanlar eski çöpleri atar.
Fiiller: Hareket Ettirme listesinden Ayrılığa Neden Olma Fiilleri, Rakım Değiştirme Fiilleri, Yayılma Fiilleri ve 1 konu daha kapsayan 65 İngilizce kelimeyi telaffuzu, örnek cümlesi ve Türkçe anlamıyla birlikte öğren.
atmak
artık gerekli olmayan bir şeyden kurtulmak
"People throw out the old trash."İnsanlar eski çöpleri atar.
fırlatmak
Bir şeyi ya da birini büyük bir güç ya da şiddetle atmak.
"He hurls the ball toward the target."Topu hedefe doğru fırlatıyor.
yüksek atmak
Bir şeyi yüksek ve yavaş bir yayda atmak.
"She lobs the tennis ball softly."Tenis topunu hafifçe yüksek atıyor.
fırlatmak
Bir şeyi ani ve güçlü bir şekilde, genellikle kontrolsüz bir biçimde atmak.
"He will fling the ball."O, topu fırlatacak.
fırlatmak
Bir şeyi zorla, genellikle ani veya şiddetli bir şekilde dışarı atmak.
"The pilot ejects from the burning plane."Pilot yanan uçaktan fırlıyor.
sapanla atmak
Ortasında bir kese bulunan esnek bir kayıştan yapılmış basit bir silah veya benzeri silahlar kullanarak bir şeyi ileriye doğru fırlatmak.
"Sling the rock far."Taşı uzağa sapanla at.
serpmek
Bir yüzeye rastgele, küçük miktarlarda bir şey dökmek.
"Sprinkle sugar on the cake."Patateslerin üzerine tuz serpin.
püskürtmek
İnce bir sis şeklinde az miktarda sıvı püskürtmek.
"Spritz your face with toner please."Lütfen yüzüne tonik püskürt.
sıçramak
Sıvının küçük damlacıklarını rastgele bir şekilde sıçratmak.
"Rain spatters the window."Çamur temiz pantolonuna sıçradı.
atmak
Kolunu ve elini hızla hareket ettirerek bir nesneyi havaya fırlatmak.
"Throw the ball to your friend."Topu arkadaşına at.
atmak
bir şeyi hızlı ve ani bir hareketle atmak
"Toss the ball."Topu at.
fırlatmak
bir şeyi rahat ve bazen eğlenceli bir şekilde atmak
"Chuck the stone."Taşı fırlat.
atmak
Belirli bir hareketle bir şeyi fırlatmak.
"Pitch the ball hard."Topu sertçe at.
fırlatmak
Ani ve güçlü bir hareketle bir şeyi ya da birini atmak.
"The machine catapults stones at the castle."Makine taşları kalenin duvarına doğru fırlatıyor.
fırlatmak
Bir şeyi bir hedefe doğru, genellikle ani veya kuvvetli bir şekilde atmak.
"Shy the ball now."Şimdi topu fırlat.
juggling yapmak
Birden fazla nesneyi (örneğin top, çubuk) sürekli olarak atıp yakalayarak, düşürmeden ustaca kontrol etmek.
"The clown juggles three balls."İş ve aile sorumluluklarını juggling yapıyor.
dağıtmak
Eşyalar, insanlar, parçacıklar gibi şeylerin bir merkezden yayılıp farklı yönlere hareket etmesini sağlamak.
"Birds scatter from danger."Kuşlar tehlikeden dağılır.
serpiştirmek
öğeleri karışık bir şekilde yerleştirmek
"Intersperse the flowers."Çiçekleri serpiştir.
püskürtmek
Bir sıvının küçük damlacıklarını bir alana ya da yüzeye yaymak.
"Spray water on the plants daily."Bitkilere her gün su püskürt.
yukarı kaldırmak
Bir şeyi yukarı doğru kaldırmak.
"We will upraise the banner."Sancağı yukarı kaldıracağız.
kaldırmak
birini ya da bir şeyi yukarı doğru taşımak
"Lift up your hands high."Ellerini yüksekçe kaldır.
kaldırmak
Özellikle büyük bir çaba ya da güçle yukarı doğru kaldırmak.
"Heave the heavy stone."Ağır kutuyu yukarı kaldırıyor.
levitasyon yapmak
Bir nesneyi fiziksel bir destek olmadan havada yükselip süzülmesini sağlamak.
"The object levitates in air."Sihirbaz sahnenin üzerinde levitasyon yapıyor.
kaldırmak
Özel bir mekanik cihazla ağır bir nesneyi yukarı çekmek.
"Winch the heavy crate."Tekneyi römorkaja kaldır.
kaldırmak
İp ve makara kullanarak genellikle ağır ya da büyük bir nesneyi yukarı doğru yükseltmek.
"Hoist the heavy sail."Bayrağı direğe doğru kaldır.
toplamak
Kepçe ya da benzeri bir araçla bir şeyi toplamak ya da kaldırmak.
"Scoop up the spilled flour."Düşen yaprakları düzenli bir şekilde topla.
kaldırmak
Bir şeyi veya birini daha yüksek bir yere koymak veya daha yüksek bir konuma kaldırmak.
"Raise your hand, please."Lütfen elinizi kaldırın.
kaldırmak
Bir şeyi daha alçak bir konum veya seviyeden daha yükseğine taşımak
"He can lift heavy weights easily."Ağırlıkları kolayca kaldırabilir.
kaldırmak
Mekanik bir alet kullanarak bir şeyi yukarı doğru kaldırmak.
"Jack up the car."Lastiği değiştirmek için arabayı kaldır.
yükseltmek
bir şeyi mevcut konumunun üzerine çıkarmak
"Heighten the shelf."Rafı yükselt.
almak, kaldırmak
Bir şeyi veya birini alıp yukarı kaldırmak.
"Please pick up the pen."Lütfen kalemi al.
indirmek
bir şeyi veya birini yere daha yakın bir konuma getirmek
"Lower the flag."Bayrağı indir.
batmak
bir gemi gibi bir şeyi batırmak
"The ship will sink."Gemi batacak.
serpmek
Eşyaları rastgele bir şekilde yaymak.
"Strew petals on the path."Çiçekler düğün yolunu süslüyor.
kaplamak
Her yere yayılmak ve bir şeyin her yerinde bulunmak.
"Joy pervades the celebration."Neşe kutlamayı kaplıyor.
aşılamak
Bir şeyi belirli bir nitelik ya da duygu ile doldurmak.
"Love imbues the song."Mentor, öğrencilere güven aşılıyor.
yaymak
Bir şeyin üzerinden ya da içinde tamamen dağılması, tüm alanı doyması.
"Sunlight suffuses the sky."Gün ışığı sabah odasını sıcak bir şekilde yayar.
içine geçmek
Bir sıvı ya da rengin bir alan ya da nesne içinde tamamen dağılması.
"Color perfuses the cloth."Solunum sırasında oksijen kan dolaşımına yayılır.
dolup taşmak
Bir şeyin çokça bulunması, canlı ve hareketli bir ortamı işaret etmesi.
"The market teems with people."Balıklar resiflerde hayatla dolup taşar.
yaymak
bir şeyi bir yüzey üzerine veya bir alana doğru genişletmek
"Spread the butter."Tereyağını yay.
yaymak
bir grup nesneyi ayırıp geniş bir alana yerleştirmek ya da düzenlemek
"Spread out the map on the table."Haritayı masanın üzerine yay.
dağıtmak
ayrılıp farklı yönlere doğru hareket etmek
"Disperse the crowd."Kalabalığı dağıt.
doldurmak
bir alanı tamamen doldurmak
"Fill the glass."Bardağı doldur.
nüfuz etmek
Bir şeyin her yerine yayılmak.
"Water permeates the soil."Su toprağa nüfuz ediyor.
demlemek
bir şeyi veya birini belirli bir nitelik, tat veya duyguyla doldurmak
"Infuse the tea."Çayı demle.
içine işlemek
bir şeyin her yerinde belirgin bir şekilde bulunmak
"Run through the list."Listeyi gözden geçir.
doyurmak
Bir şeyi bir maddeyle tamamen doldurmak.
"Water impregnates the sponge."Su süngeri doyurur.
doyurmak
bir yere veya şeye, daha fazlasını ekleyemeyecek noktaya kadar önemli miktarda bir şey dökmek veya koymak
"Saturate the sponge."Süngeri doyur.
kabartmak
Bir şey içinde yayılıp olumlu bir değişim ya da iyileşme yaratmak.
"Joy leavens the mood."Mayalar, ekmek hamurunu bir gece boyunca kabartır.
getirmek
Birinin isteği üzerine ya da belirli bir amaç için bir kişi ya da nesneyi gidip getirmek.
"Fetch my keys please."Lütfen hemen doktoru getirin.
almak
Bir şeye uzanıp onu tutmak.
"Please take this book."Lütfen bu kitabı al.
elde etmek
Bir şeye sahip olmak.
"How did you come by it?"Onu nasıl elde ettin?
almak
bir şeyi almak veya sahip olmak.
"I get a present."Bir hediye alırım.
almak
Bir şey verilmesini kabul etmek veya gönderilen bir şeyi teslim almak
"I received a gift yesterday."Dün bir hediye aldım.
elde etmek
Genellikle zorlukla bir şeyi edinmek.
"He managed to obtain a visa."Vize elde etmeyi başardı.
hasat etmek
Kişinin eylemlerinin sonucu olarak bir şey kazanmak, özellikle faydalı bir şey.
"You reap what you sow."Ne ekersen onu biçersin.
getirmek
Birine veya bir şeye bir yerde bulunması için yanında gelmek
"Bring your ID card please."Kimlik kartınızı getirir misiniz lütfen.
tahsil etmek
Bireylerin veya kuruluşların borçlu olduğu ödemeleri toplamak.
"I collect money owed."Borçlu olunan parayı tahsil ediyorum.
tedarik etmek
Bir şeyi elde etmek, özellikle çaba veya beceriyle
"He procured the necessary documents."Gerekli belgeleri tedarik etti.
geri almak
Kaybolmuş veya geride bırakılmış bir şeyi gidip geri almak.
"Retrieve your keys, please."Anahtarlarını geri al, lütfen.
geri almak
Kaybedilmiş, alınmış vb. bir şeyi geri almak.
"Reclaim your lost item."Kayıp eşyanı geri al.
geri almak
Bir şeyin ya da bir kişinin sahipliğini yeniden elde etmek.
"Take back the stolen item."Şimdi kırıcı sözlerini geri al.
türetmek
Belirli bir kaynaktan bir şey elde etmek.
"Derive joy from life."Hayattan neşe türet.
dilencilik yapmak
Karşılığında hiçbir şey teklif etmeden, sorarak bir şey elde etmek.
"He bums rides from friends."Arkadaşlarından yolculuk dilenir.
miras almak
vefat etmiş birinden para, mülk vb. varlık almak
"She inherits a house from her grandmother."Büyükannesinden bir ev miras aldı.
Bu listedeki 65 kelimeyi aralıklı tekrarla kalıcı olarak öğren
Mnimi ile çalışmaya başla